HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ukrayna nakliyat belarus nakliye Moldova Nakliyat ordu reklam ajansı

ELİF MİRAY KÜÇÜK

ELİF MİRAY KÜÇÜK

Carpe Diem

13 Eylül 2021 Pazartesi Saat: 18:44

İsraf, çağımızın hastalığı. Küreselleşen dünyada bana kalırsa en ölümcül hastalık. Bir o kadar da yavaş ve sinsi. Üstelik bu hastalık tüm dünyayı yakından ilgilendiriyor. Bence çoğu felaketin sebeplerinden birinde israf yer alıyor. Yakın zamandan örnek verecek olursak ülkemizin cennet köşelerinde çıkan veya çıkartılan yangınlar bunun en acımasız ve trajik örneği olur. Bencilce ve sorumsuzca yapılan bu davranış aynı zamanda bir ağaç israfı. Peki ağaçlar bizim için bu kadar önemliyken onları israf etmek niye? Üstelik bunu nitelendirirken bencillik kelimesini kullanmak ne kadar doğru bilmiyorum çünkü yaptığı bunca şeyin sonucunun tekrar insana dönecek olması bunun daha çok ileriyi görememe ve düşüncesizlik olabileceğini gösteriyor. Peki israfın her türlüsü bencilce yapılan bir davranış değil midir? Bu sorunun cevabı büyük ölçüde hayır. En temel ihtiyacımız olan gıda ve suyun israfı, insanın açgözlülüğü ve en iyisinin kendisinde bulunması isteğinden kaynaklanıyor.

Tüm bu saydığım israflar insanlık için önem teşkil etse de daha önemlisi de var: Hayat israfı. İnsanların savurganlıkta en acımasız ve düşüncesiz davrandıkları bir durum bu. Her gün ellerine bırakılan bu yirmi dört altını en umursamaz halleriyle etrafa saçıyorlar. O an bir daha o duygularla yaşanabilecekmiş gibi, güneş batarken bir daha aynı kızıllıkta olabilecekmiş gibi “ anları” savurganlığının farkında olmayan en acınası müsrif olarak harcıyorlar.

Son zamanlarda kafamı kurcalayan bir soru bu. Ben bir zaman müsrifi miyim yoksa “carpe diem” felsefesini belirleyebilmek için çabalayan biri mi? Bu soruya cevap vermem kolay değil ama beni bu düşüncelere sürükleyen nedene karar verebiliyorum. Çok yakın bir vakitte eski sınıfımdan bir arkadaşım hayatını kaybetti. Bu haberi duyar duymaz birlikte geçirdiğimiz anlar aklıma geldi. Annesiyle konuşma fırsatım da oldu. Belki de bu düşüncelerin zihnimde en giriftinden bir düğüm halini alması bu konuşma sırasında oldu. Kızıyla birlikte mağazaya gidip pantolon aldıkları bir günü anlatıyordu. Belki yaşandığı anda pek bir önemi yoktu bu olanların ama hatırlandığında bir damla yaş olup yüreğine düşmüştü. Nerden bilebilirdi ki oraya son kez beraber gittiklerini? Kimse bilemez.

Bugün ben tam bunları düşünürken bir adamın konuşmalarına kulak misafiri oldum. Telefonda konuştuğu kişiye kanser olduğunu söyledi. Konuşmasını bitirirken “ Bana bir şey olursa çocuklarıma iyi bak.” dedi. Tam o anda boğazım düğümlendi de yutkunamadım. Bir andan da hayatın bu zamanlamasını hayretle karşılıyordum. Sonra bunun da bir ‘an’ olduğunu fark ettim. Belki ailemin değerini bir kez daha anlayabilmem için hayatın altın tepsisinde bana sunulmuş bir an.

Aslında sıradan gördüğümüz her dakika daha sıra dışı, daha farklıydı. Bu dakikaları nasıl işleyeceğimiz bizim elimizdeydi. Aklımıza esen o şehre gitmeliydik, sınırlarımızı aşmalıydık. Üstümüz kirlenir diye korkmadan o pastadan koca bir ısırık almalıydık. Anı anda yaşamalıydık. Çünkü hayat o ısırığı yutamayacak kadar bile kısa olabiliyor.


Bu haber toplam 58 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları