HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ukrayna nakliyat belarus nakliye Moldova Nakliyat ordu reklam ajansı

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

BAKÜ’ DE BİR TÜRK TUGAYI

22 Kasım 2021 Pazartesi Saat: 08:30

“Şehitler  ölmez, vatan  bölünmez.”                                                                                  Haykırışlar  ve  ayak sesleri yeri göğü  inletmekte. Türk  Komando  Tugayı, Bakü’ de   resmi geçit  töreni yapıyor. Televizyonda  ve  sosyal medyada  videolarda tekrar tekrar izliyorum. Büyük  bir  onur  ve  gurur  duyuyorum.                                                                                                                             “ Her şey  vatan için…”                                                                                                        Her şey,  güzel  günler  görebilmek için, ülkemizde  başımız dik, anlımız açık yaşayabilmek  için. Her  şey  bizim  için.                                                                     Aslında, çoğu kişi, olaya,  1918  yılında  Bakü’ye  giren Türk Ordusu’nun, Bakü'de   düzenlediği askeri geçit töreninin, bir  tekrarı, Kafkasları kaybetmemizin bir  rövanşı  olarak  bakmaktadırlar. Olayın,  siyasi  düşünce  yönünden farklılıkları olabilir, ama, doğrudur.  Sonuçta, Türk Ordusu,  yüz yıl sonra,  yeniden Kafkaslar’dadır  ve de  konu  çok geniş ve  derindir.

 Biz  yeniden en başa  dönelim ve  olayı  kısaca  toparlayalım. Önce,  Azerbaycan  tarihinden söz edelim. Milattan önceki  dönemlerde  İran’da  kurulmuş  Med ve  Pers İmparatorluklarının  hakimiyeti altında, çok fazla  bir  tarihi özelliği olmayan    bu günkü  Azerbaycan  bölgesi,  Pers İmparatorluğunun  Büyük İskender  tarafından yıkılması ve  İskender’in   ölümüyle,  Suriye  ve İran’a  hakim olan  Selevkosların   egemenliğine  girmiş, Romalıların bölgeye  kadar  gelmeleriyle, Roma’nın Doğu sınırları  olarak  yaşamış,  sonunda     Roma egemenliğini kabul etmiş, zamanla  İran-Sasani hükümdarlığı  bölgeye  hakim olmuş, Zerdüşt  dinini  yaşayan  Sasaniler  zamanında,  Başkent niteliğindeki   Gence şehri,  Zerdüştlüğün önemli dini  merkezlerinden biri olarak,  siyasi bir   rol oynamıştır.

Yedinci  yüzyılın  ortalarıyla   beraber, Kafkasya’ya  İslam akınları başlar. Halife  Ömer  zamanında Müslüman Arap  Orduları tarafından  feth edilen Azerbaycan,  Emeviler  ve özellikle  Abbasiler  zamanlarında,  orta Asya  ve  Türkistan’a kadar uzanan  fetihler sayesinde,  o devirlerde yeni gelişmeye başlayan  Çin- Batı  Asya ticaret yolu-ünlü  İpek Yolu ile bölge önemli bir gelişme  gösterir.

 Asyalı  kavimlerin bölgeye  ilk gelişleri, Büyük  Hun Devleti zamanında olmuştur. Daha  sonra, Batı Hun İmparatoru Attila,  Kuzey Kafkaslara  düzenlediği akınlarla bölgeye  hakim olmaya çalışır. Daha sonraları,  Oğuz kökenli Göktürkler ve Hazarlarda bölgede  büyük hakimiyetler  gösterirler. İlk kalıcı  Hun kökenli Kıpçak  yerleşimleri, 11.Yüzyılda   başlar.

Bölgede  hakimiyet  gösteren ilk  Müslüman  Oğuz-Türkmen  devleti , Büyük Selçuklu İmparatorluğu’dur. Selçuklular  zamanında, Selçuklu Atabeğleri  denilen,  yerel hanedan üyelerinin hakimiyetlerinde  yönetilen Azerbaycan,  zaman içerisinde, Harzemşahlar Devleti,  Moğol-Cengiz İmparatorluğu  ve  Timur İmparatorluklarının  hakimiyet  dönemlerini  yaşar. Moğolların güçten  düşmeleriyle de Müslüman Ön Asya  Moğol Devleti-İlhanlılar, Oğuz kökenli   Karakoyunlu  ve  Akkoyunlu hükümdarlıkları tarafından idare  edilir.

Bu  dönemlerde,  bölgede iklimin  uygun olması  nedeniyle  bolca  bulunan dut ağacı sayesinde, Çin’den gelen  İpek  böceği  yetiştiriciliği  ve  İpek kumaş üreticiliği çok gelişmiş, Tebriz, Bakü, Erdebil  gibi   bölge şehirleri önemli birer  ipek ticaret  merkezleri durumuna  gelmişlerdir. Bölge  daha sonraları,  bölgeyi ve İpek Yolu  ticaretini ele geçirmek isteyen Şii Safevi Devletiyle, Osmanlılar  arasındaki Savaşlara sahne olacaktır.   Çok ilginçtir, savaş sonralarında, Osmanlı’ya  savaş tazminatları İpek kumaş olarak  ödenmektedir.

Daha önce, Uzun Hasan’ın  kurduğu  Akkoyunlu  Devleti  ve   Şah  İsmail’in kurduğu   Şii Safevi  devleti  ile  Osmanlılar arasındaki ilişkilerden söz etmiş, 15. Yüzyılın  sonlarında  Fatih’le  Uzun Hasan arasındaki  Otlukbeli Savaşı’ndan itibaren başlayan,  her iki  devletinde bugün Gürcistan, Ermenistan ve  Azerbaycan devletlerinin  bulunduğu  bölgeye ve dolayısıyla  kervan ve  ticaret  yollarına-  tarihi  İpek Yolu-  hakim olabilmek için  yaptıkları  mücadeleleri, Yavuz Sultan Selim ile Şah  İsmail  arasındaki  Çaldıran Savaşı,  Kanuni’nin  İran Seferleri , bu seferlerle, Tiflis  ve  Revan’dan  başlayıp,  güneyde  Bağdat’a  kadar uzanan  bir hat boyunca, Nahçıvan, Gence  ve  Karabağ’ı da  içine  alan , Dağıstan’a ve  Hazar’a  kadar uzanan  bölgenin Osmanlı hakimiyetine  katılması,  4. Murat’ın  Bağdat Seferi  ve  sonunda, Bağdat’ın Osmanlı  hakimiyetine  girmesi  ve  yüzyıllarca  sürecek olan   Türk –İran Sınırı’nın  kabul edildiği, 1639,  Kasr-ı  Şirin Anlaşması ‘nı  anlatmıştık.

Azerbaycan, 18. Yüzyıl sonlarına  kadar,  özerk Hanlıklar  şeklinde  varlığını  korumuş, daha  sonraları,  Çariçe  Katerina’nın güneye –sıcak denizlere, sıcak  ülkelere  inme  politikaları  ile,  Rus orduları, Kafkaslar’a  girmişler, Müslüman Kafkas halklarının ünlü  Şeyh  Şamil  Destanı’nı  yaratan direnişleri,  gerek Rusların düzenli orduları ve güçlü  silahları ve gerekse   Osmanlılar’ın  bölgedeki  zayıf  politikaları nedeniyle, başarılı olamamış,  19.yüzyıl ortalarında, Ruslar  kuzeyden, İran-Kaçar  Hanedanlığı  ise,  güneyden,  Azerbaycan’ı işgal  etmişlerdir. 1828 yılındaki  Türkmençay  Anlaşması ile Aras Nehrinin kuzeyindeki bölge  Azerbaycan, Erivan, Nahçıvan   ve  Talış’ın  bir kısmı  birlikte   Kuzey Azerbaycan; Ruslar  ve  güneyindeki bölge ise Tebriz  merkez  olarak  Güney Azerbaycan; İran tarafından, iki ayrı millet ve   kültür  arasında  ikiye  bölünmüştür.”

 Bir  halk türküsü çok şey  anlatır. “Aras üste buz üste, kebap yanar köz üste, oy beni  götürsünler, bir ala  göz kız üste…”  O ala gözlü kız  Güney  Azerbaycan’dır  ve  Azeri   Özvatanı’ nın  ikiye  bölünmesiyle, yürekleri buz tutan    Azerican’ ların  yürek  ağrısını, hiçbir ateş  ısıtamamaktadır..”

1.Dünya  Savaşı  sonunda Çarlık  Rusyası’nın  yıkılmasıyla, Azerbaycan'a hakim olan Rus ve Ermeni birlikleri, Müslümanları bölgeden göçe zorlarlar. 1918 Mart Olayları. Bunun üzerine, Harbiye  Nazırı  Enver Paşanın  Kardeşi  Nuri Paşa komutasında,  Osmanlı  Devleti’nin  Şarki  Ordular  Gurubuna  bağlı  olarak oluşturulan ve Osmanlı, Azerbaycan ve  Dağıstan askerlerinden oluşan Kafkas İslam Ordusu-Yeşil Ordu-,  Azerbaycan’a  girer. “ Hoş gelişler ola, Kahraman Enver Paşa..”   Ruslarla Ermenilere  yardım etmek için, daha  doğrusu  Azeri Petrollerine  el koymak için  Bakü’ye  gönderilen İngiliz Ordusu’nu Bakü önlerinde  yenen  Kafkas İslam Ordusu,  15 Eylül 1918'de Bakü'ye  girer. Bakü Zaferi. Halkın sevgi gösterileri arasında  Bakü’de büyük bir  geçit  töreni düzenler.

 Bakü’nün  kurtarılmasından sonra Dağıstan'da  kurtarılır  ve  bölgede,  Azerbaycan Demokratik  Cumhuriyeti kurulur. Ancak, gerek o  günlerin siyasi  ortamı  ve  Anadolu’da  güçlü bir  devletin- Türkiye Cumhuriyeti’nin-   henüz  kurulamamış  olması  dolayısıyla, yalnız kalan Azerbaycan’ın  bağımsızlığı   çok  uzun sürmez  ve 1920 yılında  Bakü ‘nün Rus- Sovyet  Ordusu  tarafından işgal edilmesiyle Azerbaycan,  Sovyetler Birliği’ ne katılır.

İleride olacak, olabilecek gelişmelerden de  kısaca  söz edersek, günümüzdeki tüm olaylar, Batı’nın  Doğu Akdeniz, Ege, Karadeniz, Kafkaslar  yoluyla  Hazar  Havzası  Doğal Gaz  ve  Petrol  Yatakları’na  ulaşma  hedefinin  bir  düzenlemesidir. Hazar’ ın  batısındaki, Bakü-Azeri   petrol  kaynakları  Batı’nın  kullanımına  açılmıştır,  ancak, Doğu Hazar, yani  orta Asya  Petrol  ve özellikle de , zengin Doğal  Gaz  Yatakları da,   güçlü batı  sermayesinin bölgeye  ulaşmasını  ve  kaynakların  paraya  çevrilmesini  beklemektedir. Batı’daki ve  Doğu’daki  tüm devletlerde, yani   alıcı da, satıcı da  bu işi sessizce  halletmeye  çalışmaktadır. Yoksa bizi  öyle  kolayca  Bakü’ye  sokarlar mıydı? Hele bir, Nahçıvan ile  Azerbaycan arasındaki   Zangezur  geçiş koridoru  açılsın,  siz  ondan  sonra  görün. Taa,  Kazakistan’a, Kırgızistan’a, Türkmenistan’a,  Afganistan’a, Pakistan’a, Hindistan’a, Çin’e  kadar  giden bir  enerji ve ticaret yolu. İran  boşuna mı  köpürüp  duruyor? Batı ile  Doğu  arasındaki tek geçiş  yolu  olma avantajını  kaçırmak  üzere. Hele birde,  Güney  Azerbaycan ve Tebriz’i  kaybederse…

Elbette ki, Türkiye’de  bu  oyunda  önemli  roller  almayı  arzu etmekte ve  buna  göre hazırlanmaya  çalışmakta. Kendi  imkanlarımızla  ve  yüksek    oranda  yerli  üretimle  gerçekleştirmeye  çalıştığımız  modern  silahlar ile  donatılmış  Silahlı  Kuvvetlerimiz de,    Geçmiş yıllardan birinde  Türk  Deniz  Kuvvetlerinin en seçkin  savaş gemileriyle  gerçekleştirdiği Barbaros  Deniz  Görev  Gurubu’nun Afrika  Seferi’de,  Libya’daki , Somali’deki , Katar’daki askeri  üslerimiz  ile  diğer  yurt dışı  görev  birliklerimiz, uzun  menzilli  füze  denemelerimiz  vb. de  hep  bu  çabaların  eseri. Burada önemli olan,  bunun  ne  kadarının, bizim   kendi çıkarlarımız  doğrultusunda ve yararımıza  olacağıdır. Her ne ise, şimdiden Hayırlısı  Olsun.

 Saygılarımla. Turgay Güven


Bu haber toplam 124 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları