HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ukrayna nakliyat belarus nakliye Moldova Nakliyat ordu reklam ajansı

HÜSEYİN OKUŞ

HÜSEYİN OKUŞ

SANA GELDİM

24 Kasım 2021 Çarşamba Saat: 08:30

Büyük mütefekkirler ebed âlemine ayrılırken geride büyük bir miras bırakırlar. Mirastan da öte büyük bir emanet bırakırlar. Bu emaneti korumak kollamak, yaşatmak, onun üzerine kafa yorup geliştirmek ayrı bir sorumluluk, ayrı bir mesuliyettir.

     Peygamber Efendimiz veda hutbesinde şöyle buyurmuştur. Ümmetim size iki emanet bırakıyorum. Bu iki emanete sahip çıkarsanız, asla dalate düşmez yolunuzu kaybetmezsiniz. O iki emanet; Kur’an ve sünnettir.(Muvatta’, Kader, 3.)

     İşte asıl olan Kur’an-ı ve usul olan sünneti kendilerine rehber edinen gönül erlerinden, Allah dostlarına, mütefekkirlerden, ilim adamlarından, din adamlarına, bu âlemden ne büyük değerler geldi geçti.

   İki hafta önce Ünye’de Yunus Emre’yi anma programları düzenlendi. Onun insanlığa bıraktığı, ortak değerimiz olan, sevmek, sevilmek, sevdirmek anlayışından, dürüst/doğru insan olma anlayışına, dünyanın gelip geçiciliğinden, gönül kırmamaya, hakkın divanına nasıl varılması gerektiğinden, etrafımızı nasıl imar edebileceğimize kadar birçok konuyu yine onun öğretilerinden dinledik.

    Yunusla hırsımıza yenik düşmemeyi, insanlara zarar vermemeyi, kalp kırmamayı öğrendik. Devrinin üstatları, Tapduk Emrelerden, Ahmed Yesevilere, Sultan Veletlerden, Hacıbektaş Velilere ve Mevlanalara kadar, aslında hepsinin aynı şeyi söylediklerini gördük, görüyoruz. Düşünen insan olabilmek. Allah ve Resulünü anlayabilmek ve Peygamber ahlakı ile ahlakımızı güzelleştirmektir. Aşkla, gayretle çalışıp hem gönül dünyamızı, evimizi, hem de caddemizi sokağımızı bütün dünyamızı imar edebilmektir. Unutulan/yitirilen hakikati tekrar hatırlatmaktır/bulmaktır.

     Geçtiğimiz günlerde bir mütefekkiri bir büyük değeri daha ebedi âleme yolcu ettik. Rabbim makamını mekânını cennet eylesin. O “Yitik Cennet’’inden bulduğu cennetine ulaştı. Diriliş neslinin inşası, ihyası için onlarca yazı, şiir, kitap kaleme aldı. Bütün bunlar neşredildi. Büyük bir nesil bu şiirlerle, yazı ve kitaplarla büyüdü.

     Yüce kitabımız bir yandan geçmişi,  o darbı meselleri öğütleri anlatırken, bir yandan bu günü/anı anlatır. Bir taraftan da geleceği, cenneti ve cehennemi anlatır, tasvir eder.

    Bütün mütefekkirler de aslında Kur’an-ı ve Peygamberi anlamanın ve anlatmanın peşindedir. Bazen şiirle, bazen düz yazı ve hikâyelerle. Rabbimiz Kur’an’da dünya hayatı/menfaati kısadır. Hayırlı olan ahret yurdudur der. (Nisa,77).Yunus bunu şöyle tercüme eder. Ana rahminden geldik pazara. Bir top kefen aldık döndük mezara.

   Sezai Karakoç ise, zamanla hakikati unutan insanoğlu su ile olan imtihanını Hz. Nuh (as) ile vermiştir. Nuh’tan sonra insanlığı hayvanlığa düşüşten kurtaran da Hz. İbrahim (as) olmuştur. Yine devlet düşüncesi, ilkeleri ve girişimi de Hz. Yusuf’un hayatıyla bir başka boyut kazanmıştır. Bu yaşanmışlıklarda, ihanet, iftira, sabır, af ve her türlü zorluklar vardır ki bunları gözümüzün önüne getiriverir.

    Hz. Musa’nın ve Hz. Yusuf’un toplum ve devlet bütünlüğü, yasa ve düzenin kurulması toplumun dirilişini ortaya çıkaracaktır diye ifade eder.

   Hakikat Medeniyeti, Devlet modeline, ideal forma ise Hz. Süleyman ile ulaşılır. Hikmet, devlet, devlet hikmettir artık. Ona göre, böylece ''Yitik Cennet'' bulunmuştur.

   Hz. Yahya’nın yalancı cenneti/dünya cennetine değer vermemesi, ''Yitik Cennet''in sekizinci kapısı Hz. İsa olmuştur diye ifade ederek biz okuyucularına bir başka pencere acar.

   Yitik Cennet, Hz.Muhammed (as) ile bulunmuş ve asıl cennete dönüş başlamıştır. Cennetin asıl kurulduğu ve elde edildiği yer bu âlemdir/dünyadır.

   Cennetin sekiz kapısından yola çıkarak, sekiz Peygamberin, geldiği topumu inşa ve dirilişe götüren yolları bir tefekkür çemberi içinde ele almış, bir ufuk çizmiştir. Bütün bu kıssaların detaylarında her toplumun ve kişinin aradığını bulabileceği onlarca yüzlerce alametler olduğunu ortaya koyarak bu şekilde okurlarını Kur’an-ı anlamaya/tefekküre davet eder.

   Asıl olan kitabımızda da Rabbimiz, bizi düşünmeye, akletmeye, tefekkür etmeye çağırmıyor mu?

    İşte üstatlar her seferinde istikametinden sapan insanları, nesilleri, Kur’an ve sünnetten aldıkları ilhamla istikamet sahibi olmaya, değerlerini korumaya, yeniden dirilişe çağırmışlardır. Son yılların büyük mütefekkiri, diriliş neslinin öncüsü Sezai Karakoç’ta bunlardan biridir. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz.

  Allah ve Resulü ile irtibat aralıksız devam etmeli ki ben varlığının farkına, biz değerinin kıymetine varılabilsin.

   Sezai Karakoç’un vermek istediği mesajda aradığımıza, yitirdiğimizi bulmaya bir gayret, bir çaba vardır. Bütün mesele o kapıdan ayrılmamaktır.

   Bu durumu şiirinde şöyle ifade eder.“ Sana geldim, ayaklarına kapanmaya geldim. Af dilemeye geldim. Affa layık olmasam da…

    Bir başka yazımızda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

    

 


Bu haber toplam 183 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları