HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ukrayna nakliyat belarus nakliye Moldova Nakliyat ordu reklam ajansı

İBRAHİM HAKAN GÜN

İBRAHİM HAKAN GÜN

SEKTÖR OLARAK TARIM NEDEN ÇOK ÖNEMLİDİR.

29 Kasım 2021 Pazartesi Saat: 08:30

Tarım sektörü insan yaşamının sürdürülebilirliğinde, hem üretici hem de tüketici kesimler açısından en önemli ve stratejik olarak değerlendirilebilecek sektörlerden biridir. Görünürde sanayi sektörünün ağırlığı altında önemini yitirmiş olsa da, zaman zaman gıda fiyatları ya da gıda güvenliği şeklinde baş gösteren sıkıntılarla tarım sektörü her zaman üzerinde uzun erimli ciddi politikaların tartışılıp uygulanması gereken bir sektördür.

Sektör, hem insan ve hem de hayvanlar açısından zorunlu gereksinim malı ürettiğinden, sektörde sürekli bir talep bulunmaktadır. Sektörde, sanayi gibi nitelikli işgücü kullanımı yoğun olmadığından dolayı emek maliyetleri düşüktür. Aynı zamanda gizli işsizliği emmesi nedeniyle de kapitalizmin yeniden inşa dönemlerinin temel sektörüdür. Bunun yanında sektör, gerek kendisi ve gerekse diğer sektörlerin üretimi için girdi çıktı ilişkisi içinde olması bakımından yine kilit sektörlerinden biridir. Kapitalizmin gelişimine bakıldığında, Avrupa ülkeleri endüstride, diğer ülkeler hammadde ve gıda üretiminde uzmanlaşmış durumdaydı. Ancak şekerin endüstriyel bir ürün olarak gelişmesi ve bu piyasanın derinleşmesi, endüstriyel kapitalizmin yükselişinin de ilk işaretlerini vermiştir. Bu bağlamda, Kapitalist üretim ve tüketim ilişkileri öncelikle tarımda doğmuş ve gelişmiştir. Geçmişte olduğu gibi bugün de, besin ticareti, kapitalizmin dünya genelinde örgütlenmesinin merkezi konumundadır. Kapitalizm ve tarım birbiriyle sıkı ilişki içinde bir seyir izlemektedir.

Tarımın gelişmesinin sanayileşme açısından önemi büyüktür. Gelişmiş ülkelerin çoğunda tarımdan aktarılan kaynak, sanayileşme için kullanılır ve bu kalkınmada önemli bir kaynaktır. Sanayileşmenin ilk başlarında tarım, ihtiyaç duyulan döviz girdisi açısından temel kaynak konumundadır. Ancak sanayileşme temel amaç olarak değerlendirildiğinden olsa gerek, sanayileşme sürecindeki pek çok ülkede, tarımsal gelişme için yeterli kaynak ayrılmamaktadır. Yine de son yıllarda kalkınma yazınında, kalkınma yolunda sanayinin yanında tarıma da önem verilmesi gerektiği şeklindeki görüşlere sık rastlanmaya başlanmıştır. Buna göre, kalkınmanın tek yolu sanayileşme değildir. Birçok ülke sanayi yanında, gıda ve hammadde üretim ve ihracatına önem vererek yüksek bir hayat standardı yakalayabilmiştir. Buna örnek olarak Avustralya, Yeni Zelanda, Kanada, Danimarka ve İsveç gösterilmektedir. Ayrıca 20 ve 21. yüzyılda önde gelen sanayileşmiş ülkelere bakıldığında, İngiltere, Almanya, ABD ve Japonya gibi ülkelerin geçmiş deneyimleri, kalkınma sürecinde tarımın ne kadar önemli bir katkı yaptığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu ülkelerde sanayileşme için gerekli olan kaynak, büyük ölçüde tarımda yaratılmış ve sanayiye aktarılarak gelişme sağlanmıştır.

O halde, tarım sektörünün gelişmesi aynı zamanda ekonomik gelişmeyi ve kalkınmayı da destekleyeceği, buna paralel olarak, geri kalmış bir tarım sektörünün de ekonomik gelişmeyi engelleyeceği söylenebilir. Sanayileşme sürecinde tarım teknolojisindeki gelişmeler, verimliliği ve üretimi artırarak ekonomik gelişmeyi destekleyen en önemli faktörlerden biri olmuştur. Bunun yanında Osmanlı Devleti’nin son döneminde görüldüğü üzere, politika ve teknoloji bağlamında geri ve bu nedenlerle tarımsal artık yaratma kapasitesi sınırlı olan, ticaret ve sanayi ile nitelikli bir bütünleşme yakalayamamış , tarım sektörüne sahip ülkelerde, ekonomik gelişme kendini destekleyecek en önemli faktörden yararlanamamaktadır.

 “iktisadi kalkınmanın yolu sanayileşmeden geçmiş olsa da tarımın rolü küçümsenemez. Çünkü bir ülkenin sanayileşmesi ile tarımın geliştirilmesi arasında doğru yönlü ve sıkı bir ilişki vardır. Bazı istisnalar dışında, hızlı sanayileşme tarımın da kalkındırılmasını gerektirmektedir.” Johnson ve Mellor’e göre tarımın iktisadi gelişmeye katkıları başlıca beş alanda olmaktadır. Bunlar, artan nüfus için yiyecek, ihracat yoluyla sağlanan döviz gelirleri, tarım-dışı kesimler için işgücü, sanayi için tasarruf ve sermaye ve son olarak da sanayi sektörünün üretimi için pazar oluşturmasıdır. Bu açıdan bakıldığında hem ülke halkının temel beslenme ihtiyacının karşılanması ve hem de sanayileşme ve kalkınma süreçlerinde tarım ulusal bir tarım politikası ile geliştirilmesi gereken bir sektör konumundadır. Tarım ile sanayileşme ve kalkınma arasında böyle sıkı bir ilişki söz konusu iken, günümüzde kimi az gelişmiş ülkelerde, bu konuda bir çelişki yaşanmaktadır. Sanayileşme ve kalkınma yolunda koruyucu önlemler ve desteklemeler uygulanırken, tarım sektörü ya ihmal edilmiş ya da sanayiyi özendirici önlemlerin tarımda yarattığı üretimi caydırıcı etkilere göz yumulmuştur. Bu nedenle, tarım aleyhine ortaya çıkan bu durum AGÜ’lerin sanayileşememesinde bir etken olarak değerlendirilebilir. Nitekim Türkiye’de 1963 yılında başlayan 1. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda tarım ve sanayi sektörleri arasında dengeli bir kalkınma modeli benimsenirken, daha sonraki planlarda bu görüş terk edilerek, sanayi sektörüne öncelik tanıyan bir kalkınma süreci yaşanmıştır. İlerleyen dönemde kamunun tarımsal üretim ve destekleme süreçlerindeki rolü özellikle 1980 dönemecinden sonra azaltılmış ve tarımsal üretim neoklasik firma teorisi yaklaşımına uygun olarak piyasa ekonomisine bırakılmıştır. Tarım sektörünün stratejik önemi, gıda güvenliği sorununda açık olarak değerlendirilebilir. Olası bir gıda krizinde, tarımsal üretimin kendi kendine yeterliliği bağlamında ülkeler kritik durumlar yaşayabilmektedir. 2007–2008 yıllarında dünya tarım ticaretinde, buğdaydan süte kadar, önemli gıda maddelerinde fiyatlar hızla artmıştır. Bu durum, kendi nüfusunu besleyebilecek tarımsal üretim gücünden yoksun olan, bir başka deyişle gıda güvenliği olmayan bir tarımsal yapı gösteren ülkelerde ciddi sıkıntılar doğurmuştur. 2008 yılı Nisan ayında gıda satışlarını sübvanse eden, gıda ithalatından aldığı gümrük vergilerini azaltan, gıda maddeleri ihracatını kısıtlayan ve gıda satışlarına narh uygulayan ülke sayısı 48’e ulaşmıştır. Arjantin, Rusya, Hindistan, Brezilya, Endonezya, Vietnam gibi ülkeler gıda ihracatını kısıtlamıştır. Bu durum gıda güvenliğinin öncelikli bir ulusal politika olduğunu ve tarım sektörünün karşılaştırmalı üstünlükler ilkesine bırakmanın tehlikesini açıkça göstermektedir.


Bu haber toplam 196 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları