HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ukrayna nakliyat belarus nakliye Moldova Nakliyat ordu reklam ajansı

MUSA KIRANLI

MUSA KIRANLI

“Yoksulluk”

20 Aralık 2021 Pazartesi Saat: 08:30

Yoksulluk, gerek gelişmiş gerekse de gelişmekte olan ülkelerin karşılaştığı temel sorunların başında gelmektedir.

Genel olarak en düşük yaşam standardına erişememe durumu olarak tanımlanan yoksulluk veya günümüzdeki fakirlik; günlük temel ihtiyaçların tamamını veya büyük bir kısmını karşılayacak yeterli gelire sahip olmama durumu, Özellikle, yiyecek, içecek, barınma, giyim-kuşam gibi temel ihtiyaçlara zor erişmek veya erişememek yoksulluk olarak tanımlanabilmektedir.

Yoksulluğun bariz nedenlerinden olan ekonomik nedenler arasında işsizlik ve gelir dağılımındaki eşitsizlik en başta yer almaktadır. Özellikle ekonomik kriz dönemlerinin ardından daha da artan işsizlik oranları, yoksulluk açısından önemli bir risk unsuru olmaktadır.

Yaratılan ekonomik kaynakların, ülkede yaşayan bireyler arasında eşitsiz dağılımı halinde yoksulluk kaçınılmaz olmaktadır. Bu durumda yoksulluk, bir toplumun ya da topluluğun ürettiği mal ve hizmet miktarının az ya da çok olmasından değil, oluşan ekonomik değerin eşitsiz dağılımı ile ortaya çıkmaktadır.

Daha açık ifade edecek olursak; Ülkemizde farklı boyutta yaşanan yoksulluk sorununun temelinde, gelirin adil ve hakça dağıtılamamış olması yer almakta, bu duruma özellikle dolaylı vergilerdeki yüksek oranlar neden olmaktadır.

Her türlü mal ve hizmet satışından alınan KDV., ÖTV. Ve benzeri dolaylı vergi oranlarının yüksek olması nedeniyle iletişim için cep telefonu görüşmesi yapan işadamı ile asgari ücretli yurttaş aynı vergiyi vermekte; enerji tüketimi yapan dar gelirli ve zengin yurttaşın cebinden aynı vergi alınmakta, çok daha elzem olan yat ile denizde tatil yapanların yakıt mazot fiyatı tarlada üreten elleri nasırlı çiftçilerimizin tarım amaçlı makinalarda kullandığı yakıtdan çok çok düşük olması örnek gösterilebilir.

Toplanan 100 liralık verginin yarısından çoğu mal ve hizmet satışından alınan dolaylı vergilerden oluşmakta, vergilendirmenin temeli olan “az kazanandan az, çok kazanandan çok” vergi alınması ilkesi bir kenara itilmekte, benzin istasyonları, iletişim, enerji firmaları ve benzeri işyerleri vergi dairesi gibi çalıştırılmaktadır. Hele ki kirada olan küçük esnaflarımızın durumu içler acısı. Küçük esnaflarımız malesef kendilerine değil mal sahiplerine ve vergilere çalışmaktadır.

Son günlerde adından bahsedilen rahmetli S.Demirel’in Boş tencere herşeyi devirir sözü dikkate alınmalı. Gelir dağılımı adaletini düzeltecek başta vergilendirme olmak üzere asgari ücret, emekli maaşları vs tüm önlemlerin alınması, yayılma ve derinleşme eğilimindeki yoksulluğun önünün alınması zorunludur.

Bakınız ekonomik kriz ve işsizlik sorunu sadece Ülkemizde değil tüm Avrupa ülkelerinde yaşanmaktadır. Koronavirüs krizi benzeri görülmemiş bir işgücü piyasası şoku ve işsizlik krizini de beraberinde getirdi. Ekonomik krizler, etki ettiği dönemde ve sonrasında pek çok ekonomik ve sosyal olumsuzluklara neden olmaktadır. Ekonomik krizler, negatif büyüme oranlarının ortaya çıkmasına ve kişi başına milli gelirin hızla düşmesine ve buna bağlı olarak yoksulluğun artmasına neden olmaktadır.

Tarıma ve üretime, üreticiye yapılan düşük destek, sanayinin çarpıklaşması, kirlilik, yoksulluğu beslemektedir. Eğitime verilen desteğin çok az olması, yoksul bir nesil yetişmesine neden olmaktadır.

Yine yapılan araştırmalar göstermektedir ki, Yoksullaşmanın en bariz belirtilerinden olan çevresel nedenlerin başında, doğal afetler, çölleşme, kuraklık gibi doğal etkenler gelebildiği gibi ormanların tahrip edilmesi gibi insan tahribatı sonucunda oluşan doğal yıkımlar da yoksulluğa neden olabilmektedir.

Unuttuğumuz enflasyon yine hortladı. Enflasyon, sabit gelirlerin satın alma güçlerini azaltarak refah düzeylerinin düşmesine neden olmaktadır. Özellikle alt gelir gruplarında enflasyon nedeniyle oluşan bir refah kaybı yoksulluk anlamına gelmektedir. Tüm gelirini tüketime harcayarak ancak ihtiyaçlarını karşılayabilen hane halkları fiyatlar genel düzeyinin artması nedeniyle ihtiyaçlarının tamamını karşılayamayacak duruma düşebilmektedir.

Başta gıda, enerji, ulaştırma ve barınma gibi harcama kalemlerine yapılan zamlar nedeniyle bir türlü kontrol edilemeyen enflasyon ve stokçuluk anlayışı ile dar ve sabit gelirli vatandaşların açlık ve yoksulluk riskini giderek artırıyor.

Yoksulluk sorunu ile etkin bir şekilde mücadele edilebilmesi için ekonomik ve sosyal politikaların birlikte ve eşgüdüm içinde yürütülmesi de büyük önem taşımaktadır. Ekonomi politikaları kapsamında örneğin, daha çok üreterek ekonomik yönden büyüme ve zenginleşmenin sağlanmasının, sanayileşmenin hız kazanmasının, ülkenin tüm kaynaklarından ve teknolojik gelişmelerden en etkin şekilde yararlanmanın, enflasyonla mücadele etmenin ve sosyal politika uygulamalarını finanse etmenin yoksullukla mücadelede önemli işlevleri olduğu kuşku götürmemektedir.  Bugün yarından daha iyi olacak düşüncesi kendimizi kandırmaktan öte değildir.

Toplumsal birlik, beraberlik ve dengeyi bozan, toplum kesimleri arasında ayrılık ve mücadeleye zemin hazırlayarak devlet düzeninin sarsılmasına neden olabilecek tehditleri bünyesinde barındıran yoksulluk sorunu, sosyal devletin görev alanındaki ve sosyal politikanın faaliyet alanlarının başında gelmektedir.

Sosyal politika, bütün insanların içinde bulundukları toplumda güvenlik, barış ve refah içinde yaşamalarını hedef alan ve toplumdaki çeşitli kesimler arasındaki mücadeleleri önleyerek devlet düzenini ayakta tutmaya yönelik önlemler bütünü olarak geniş anlamda düşünüldüğünde yoksullukla mücadelenin sosyal politika açısından önemi daha iyi anlaşılmaktadır.

Bunun yanında, sosyal güvenlik politikaları, asgari ücret düzenlemeleri, reel ücretin korunması, çocukların, gençlerin, yaşlıların ve engellilerin korunması, eğitim, sağlık, konut hizmetlerinin geliştirilmesi, yoksullukla mücadelede öne çıkan diğer sosyal politika tedbirleridir.

Yoksulluk ekonomik ve toplumsal açıdan değerlendirilmeli ve yoksullukla mücadele politikaları da bu bağlamda hazırlanmalıdır.

Türkiye’deki yoksulluk oranını minimum seviyeye indirebilmek için, yoksullukla mücadele adına ayrılan kaynak miktarının arttırılması gerekmektedir. Farklı kurum ve kuruluşlar tarafından yapılmakta olan yardımların çeşitliliği azaltılarak, istihdam bağlantısı da göz önünde bulundurulmak suretiyle toplumun genelini kapsayan düzenli yardım programları uygulamaya konulmalıdır.

Gençlerimizin severek heves ederek sınavla girdikleri yüksek öğrenimde maalesef 2 ya da 4 yıl eğitimleri sonrasında istihdam sorunu yaşamakta, heves ederek okudukları bölümlerin dışında ne iş olursa yaparım diyerek faklı iş kollarında çalışmak zorunda kalmaktadır. İşsiz gençlerimize istihdam sağlanmalı beyin göçü önlenmelidir.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kendini başarılı bulan yönetimler, sosyal yardımlaşma kurumlarında yardım yapılan sayı artışı ile kömür dağıtımı ile fakirlerle sofralarında oturulup yemek yemek ile övünmez,   herkesin insanca yaşadığı eşit gelir dağılımı ile sofralarında oturulacak fakir bırakmamakla övünür.

İşsizlik ve açlık kader yoldaşlığıdır. Maalesef ülkemizde ikisi de bol miktarda var.

Birçok fabrika, otel, işyeri icra takibinde. Etrafımıza baktığımızda eş, dost, binlece kişi gırtlağına kadar borç batağında. Çarşı-Pazar ateş pahası, mutfaklar alev alev, tencereler kaynamıyor.

Gerçekleri görmezden gelemeyiz. Hamdolsun, bugün yarından daha iyi olacağı teselliden öteye geçmeyecektir. Bakınız Çiftçilerimiz borçlu, işçi mağdur, asgari ücretli, emekli geçinemez durumda. Küçük esnaf kirasını ödeyemez, siftah yapmadan kepenk kapatıyor. Baba oğlundan utanır, oğul babadan utanır durumda. Annelerimiz dolapta yiyecek, tencerede pişirecek, tavaya koyacak yağ bulamamakta. Eş dost akraba birbirlerine ziyarete gidemiyor, yüz yüze bakamıyor ki acaba bir şey mi isteyecek, ne diyecek diye. Toplumun geneli mesafe ve maske kuralına pandemi için değil adeta birbirinden kaçmak tanınmamak için kullanır olmuş. Rabbim hiç kimseyi yoksul ve yoksun bırakmasın. Herkesin Toplum önüne utanmadan çıkabilmesi ümidiyle…

Lev Tolstoy şöyle der;

“Hayattaki düzensizliklerin en önemli etkenlerinden biri şudur: Herkes hayatında sadece rafaha kavuşmak ister. Fakat hiç kimse hayatı yükseltmek için çalışmaz ve çalışarak hayatını daha iyi bir şekilde ayarlamak ihtiyacını duymaz. “

Herkes hayattan bir şey almak ister. Fakat ona bir şey vermek istemez. O yüzden birçok kimse, çıkarcı, yağmacı ve asalak olarak atılır yaşamına. Yaşamın sırrını bu parazitlikle arar. (sanki şu aralar bu mantığı görür gibiyiz çoğu kimse çalışmadan, üretmeden, oturduğu yerden kazanmak istemesi gibi.)

Burada üzücü olan şudur ki; insanlığımızı unuttuk. Bu yaşam felsefesini alan çocuklarımız, hiçbir kimseye ve hiçbir şeye bağlı olmayan, hiçbir şeyi sevmeyen, memnuniyetsiz insanlar oluvermeleri. Dahası ne millete ne ailelerine karşı gerçek bir sevgi yoksulluğudur. Rabbin neylerse hayırlı eylesin.

Kalın sağlıcakla…

 

 


Bu haber toplam 195 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları