HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ukrayna nakliyat belarus nakliye Moldova Nakliyat ordu reklam ajansı

AV. İRFAN YILDIZ BEŞLİOĞLU

AV. İRFAN YILDIZ BEŞLİOĞLU

DOKTOR OSMANI MEZARDAN ÇIKARALIM

3 Ocak 2022 Pazartesi Saat: 08:30

Doktor Osman Nuri IŞIK vefat edeli birkaç gün oldu.  Toprağın altında, huzurla yatsın. Eminim ki, yüzlerce hattâ binlerce (sağlık verdiği) insan, ona dua ediyor. Ünye'de, belirli bir yaşın üstündeki hemen herkesin onunla ilgili anıları vardır. 

Osman Abi, romanı yazılacak adam. Hayatındaki dram ve trajedilerle birlikte.  Birgün biri yazar belki.  Rusların ünlü şairi(ve yazarı) Boris Pasternak'ın 1956'da yazılıp 1957'de yayınlanan romanı Dr. Jivago var da, bizim Dr. Osman'ımız niye olmasın!

Onunla ilgili birkaç gözlem ve anı anlatarak, yâd etmek istiyorum...

Osman Abi, siyasetle uğraştı.  Tabii siyaset aynı zamanda rekabet demek ve bu rekabet acımasız da oluyor.  Halkçı Parti-SHP-CHP içinde (hep sosyal-demokrat) siyaset yaptığından, adaylıklarında partiiçi önseçim çok oluyordu. İlk gelen sonuçlarda, partililerin vicdani oylarında birinci olurken, rezerve tutulan ve duruma göre geç kullandırılan oylar nedeniyle hep alt sıralara düşürülüyorduk. Siyaset cambazlığı bize göre değildi. Büyük umutlarla yola çıkıyor, sonra oturup üzülüyorduk.

Birçok önseçimde milletvekili adaylığı için yarıştığı kişilerden biri Ergüder Abiydi. Bunlardan birinde, yine,  Akkuş'tan Ecz. Ergüder Efil de aday adayı Osman Abi de. Ergüder bey Osman Abiyi severdi ama Osman Abi'nin kendi hızına yetişemeyeceğini düşünürdü. "Dr. Osman yataktan kalkıncaya kadar, ben birkaç ilçe gezerim!" dedi. Halbuki Osman Abi çok erken kalkardı ama evden bir zaman çıkamazdı. Çünkü bakmakta olduğu çok sayıdaki köpeğe yemek hazırlar, onu dağıtırdı.  O işler bir hayli zamanını alırdı. Tembellikten veya keyfine düşkünlükten değil, hayvanseverliğinden-fedakârlığından dolayı gecikirdi.

1999 önseçiminde, Osman Abi gene alt sıralara düştü. Ergüder Abi daha üst sıradaydı. Ogün akşamleyin, Ünye’de parti binamıza gelen Ergüder bey, biraz alkollüydü. “-Beni daha ön sıralara getirtebilirdin, getirmedin..” kabilinden sitemkâr sözler etti. Ben de öfkelendim. “-Doktor Abi kaçıncı sırada bakıyor musun sen!” dedim, ayağa kalktım. Rahmetli Ramis Maral amca (başkan Kemal’in babası) aramıza girdi, beni kucakladı, “-Sen başkansın, sâkin olacaksın oğlum!” dedi. Sonuçlardan demoralize olmak, Ergüder Abiyi kontrolden çıkarmıştı. Böyle ilginç günler yaşadık. Demem şu ki, ben Osman Abi için kavga etmeye hazırdım hep…

(Yine…) 1999 yerel-genel seçimi birlikte yapılacaktı. Anketlerde CHP iyi gözükmüyordu. Doktor, Ergüder beyin o seçim öncesi güçlü gözüken DSP'ye adaylık başvurusu yapmak üzere olduğunu duymuş. "-Gel, CHP'den aday ol yine. Sana bu yakışır. Bu güç zamanda parti yalnız bırıkılır mı" dedi ve Ergüder bey çok etkilendi, geldi CHP'den aday adayı oldu. Böylesine severler-sayarlardı birbirlerini..

2002 genel seçimlerinde, Osman Abiyi adaylık için (ilçe başkanı sıfatımla) Ankara'ya götürdüm. Adaylık başvuru formunu ve diğer belgeleri, onun adına kendi elimle doldurdum. Bir yorgun, biraz ümitsizce biraz da küskünce bir hâli vardı. Genel merkezde tüm yetkililerle görüştük. Neredeyse hiç ağzını açmadı. Hep ben konuştum. Osman Abinin neden aday gösterilmesi gerektiğini hep ben anlattım. Gittiğimiz yerlerde, bana gösterilen ilgi ve sevgiyi gördükçe, "-İrfan'cığım, bunlar seni aday koyar, ben bırakayım, sen aday ol!" dedi. Hayır Abi, dedim, devam... Hattâ, ismini vermeyeceğim güçlü bir yetkili beni ayrı çağırdı, kapıyı kapattı ve "istifa et ilçe başkanlığından, aday ol; seni sıraya koyacağız" dedi. "-Hayır!" dedim. "-Osman Abiyi aday istiyorum!" “-Oğlum, çocuk musun, bak döverim seni!” dedi. “-Hayır dedim, adayım adayım Osman Abidir.” O seçimde Osman Abiyi 4. sıradan aday koydular. Beklentimiz 2. sıraydı.

Samsun'un milletvekili adaylarından Nâzım Alkan abimiz de 4. sıradaydı. Bilindiği gibi İkizce'nin Şenbolluk kasabasıyla Terme'nin Ambartepe kasabası bitişik ve aynı yer. İki kasabayı, aradan geçen yol ayırıyor. kasabanın yarası Ordu iline dahil diğer yarısı Samsun iline dahil. Osman Abiyi çok sevdi Nâzım Abi. O bölgede ortak çalışma yaptılar. İki 4. sıra adayı, yazgı ve çalışma birliği yaptılar... Hep Terme toprağında çalıştılar hem İkizce toprağında.  O günü oralarda akşam ettiler. Osman Abi çok mutluydu o gün. Çok neşelenmişti.

Osman Abinin evde baktığı hayvanları olduğu için, uzak yerlere gitmeyi çokça istemezdi. Çünkü hayvanların yemek vakitlerini takip ediyordu. (Bu arada, rahmetli babam geldi aklıma. Ahırdaki hayvanlarımız yemeğini yemeden, suyunu içmeden, kendi yemek yemezdi. Evin insanına da böyle söylerdi. Onları yedirip içirmeden, siz yiyip içmeyin, diyordu.)  Bir gün uzakça bir yere cenazeye götürdüm onu. "Nerede, gelmedik mi İrfan? diyordu, "Az kaldı Abi" diyordum. Tepeleri dönüyoruz, dönüyoruz, derelere iniyoruz, çıkıyoruz. toz, toprak... İkide bir saatine bakıyordu. Hay Allah! Diyordu.  Osman Abinin iyice canı sıkıldı, kızar gibi oldu: "İrfan,   ... 'nın kimi ölürse ölsün, bir daha buraya gelmem!" dedi. Kahkahayı basmıştık.

Osman Abi hastalarıyla şakalaşırdı. Hastaların da hoşuna giderdi bu. Hastaların -ki genelde yaşlılar- bir kısmı muayeneye uğramadan, eczaneye gelip ilaç danışırlardı. Osman Abi de muhtemelen bir iki dostuyla sohbet eder oluyordu. Tabii iş biraz şakayla karışık olduğundan, konuklar da söze girme cesareti bulurdu. Onlardan birinde bir yaşlı adam geldi. İlacını aldı giderken, konuklardan biri söze daldı: "-Yahu Doktor, kesemedin şunun biletini bir türlü!" Osman Abi: "Yahu tamam da, adam gitmek istemiyor; o trenden yana bakmıyor bile!" Dedi. Giden adam da, "Benim acelem yok, yalnız, sıramı sana verebilirim!" dedi. Kahkahalar uçuştu.

Osman Abi, utangaç bir insandı. O kadar sosyal-ekonomik hareketlilik yaşamış olmasına ve renkli sayılabilecek bir yaşantısı olmasına karşın, yine de mahçup, çekingen bir hâli vardı. Birine telefon edip birşey istemek veya bir talebi söylemek zorca geliyordu ona. Kendisinin ilçe başkanı olduğu benim de yardımcısı olduğum dönemde, birçok konuda genel merkezi ve -kısa bir zaman da olsa koalisyon ortağı olduğumuz süreçte-  bakanları-genel müdürleri, vatandaşların veya kendisinin talepleri veya diyecekleri için, bana aratırdı.  Birisinden birşey istemek zor geliyordu ona. Örneğin rahmetli Savcı Ahmet Işık’ın bir konusu vardı. Onun için bile ben aradım devrin bakanını. Çözdük sorununu…

Bir keresinde Ankara'da toplantı oldu. 1995 senesi. Genel Merkeze ve TBMM'ne gitmek gerekti. Beni gönderdi. Gittim, geldim. Gitmişken, gömlek-kravat vb. aldım. Yanına gittim bilgi vermek için...  Ben anlatırken öylece beni izliyordu. "-Bu gömlek, bu kravat..." dedi. "-Başkan gömleği-kravatı... Bunlar seni başkan yapmış... " dedi.  Ben de, acaba yanlış birşey mi konuştum, hatâlı bir tavrım mı oldu" diye kaygılı düşünceler geçirirken içimden... "-Gel, gel!" dedi. Gülerek... "-Şaka yaptım; kahve içelim!" dedi. Kahve söyledi. Ardından da, "-Ben, aday olunca, başkanlığı zaten sana bırakacağım; bu iş gençlere yakışır, biz yaşlanıyoruz artık! Ben, gönlümdekini söyledim sana" dedi.

Osman Abi, çok iyi bir hatipti. Siyaset jrgonuyla söylersek, “kürsüsü iyi”ydi. Bir Yeşilkent konuşması vardır ki... Muazzamdır.  Yalnız fikriyle değil, yüreğiyle de konuşurdu. Yine bir İnkur konuşması vardır, akşam karanlığını esneten belediye ve dükkân ışıklarının yarı aydınlığı içinde.  İnkur'da, "Bana bakın İnkurlular! Bu işi çok uzattınız;  beni milletvekili yapacaksanız, bu seçimde yapın, yoksa daha da olmam!" dedi. Herkesi güldürdü. O seçimde seçilme imkânı genel ortam ve görünüme göre yoktu. Ama espriyle birlikte belki bir ümitsizliği veya hüznü de ifade ediyordu.

Osman Abi, bir akrabamın tâbiriyle, delikanlı adamdı.  Başka bir tabirle güzel adamdı. Nezih insandı.

1995 senesinin Temmuz ayı olsa gerek. O ilçe başkanımız, biz yanında yönetimi. Ünye dışındaki bir kasabaya festivale gittik. Gene Ünye'den gelip festivalde bulunan birisi, Osman Abiyi üzen bir cümle kullandı. Hepimize doğru konuştu ama Osman Abi şahsen üstüne alındı. O festivalde ne işimiz varmış... (Bizim festivalin sebep ve ruhuna aykırı olduğumuzu ima ediyordu aklınca..) Kişi alkollüydü. Ciddiye almak da pek gerekmezdi. Kişi, Ünye’deki (haksız da olsa) kendi rahatsızlıklarını, yahut yenilgisini deplasmana taşıyordu…  3. Kişilerin sahasında hesaplaşmak istiyordu… Ama Osman Abi çok sinirlendi. Gereken cevabı Osman Abi de verdi biz de. Söylenen rencide edici cümle, öylesine irite etti ve öfkelendirdi ki Osman Abiyi, kalkın gidelim, dedi. Bunlarla aynı yerde oturmam ben, dedi. Ne yaptıksa teskin edemedik. Ertesi gün konuyu Diş Hekimi Basri Görgülü'ye anlattım. Osman Abiyi aramasını rica ettim ayrıca o zatı da arayıp uyarmasını...  Basri Abi de çok sinirlendi. “-Eşşek herif!” dedi, onu densizliği yapan arkadaş için; "-Tamam ben gereğini yaparım İrfan'cığım," dedi. Osman Abiyi aradı, biliyorum da öbür kişiyi aradı mı bilmiyorum.  Böyle tatsız bir durum da yaşanmıştı. Hani demem o ki, Osman Abimizi üzdüler o gün.  (Elbette eminim ki o kişi de çok pişman oldu sonradan; bir an hatâ yaptı işte… Yoksa öyle kalitesiz biri değildir. Bir an formsuz düştü, gaf yaptı, pot kırdı o gün.. Sonradan kendi içinde vicdanıyla hesaplaşmıştır, öyle sanıyorum…)

Dr. Osman, öyle vatanperver, öyle Atatürk-sever, Atatürk'ün düşünce ve devrimlerine, kurumlarına öylesine bağlıydı ki...  Bu konularda bir hatâ, kötüniyet, zarar verici bir söylem, gizli-açık bir tutum gördüğü zaman çok öfkelenirdi. Yurdun-ulusun-Atatürk’ün aleyhine bir söylem hissettiğinde veya o konuda ciddî kuşkular duyduğunda birilerinden… Susmazdı. Sesini yükseltirdi. Kesin ve net biçimde tavrını koyardı..  Bakmayın siz, yaşlandığı zamanki munis-muhlis ve uysal hâline... Daha erken yaşlarda, temiz yürekli-iyicil bir fırtına gibiydi. Esti mi eserdi. Hani deyim yerindeyse havalıydı, rüzgâr yapardı.

Bir dönemler, Osman Abinin dostları ve sevenleri olarak onu çembere almış, saygı-sevgi yumağı yapmıştık. Bundan güç alıyordu. Bir sosyal-siyasal mesele nedeniyle,  telefon edip yarı açık yarı kapalı tehdit etmişler Osman Abiyi. Ben ondan dinledim. Konuşmanın tanığı değilim. Osman Abi, "-Bana vız gelirsiniz!, vız!" demiş. Bu olaydan sonra, artık hiç yalnız bırakmadık Osman Abiyi...

Birçok akrabası vardı. Çok sayıda yeğeni vardı. Ailesi onlardı. Ama dostları da/bizler de onun ailesiydik.

Birbirimize insanî ve sosyal olarak, manevî olarak yaslanırdık, moral olurduk.

Kimlerin doktoru değildi ki...  Kadir İnanır'ın annesine de o bakıyormuş vaktiyle, doktor olarak...  Doktorluğundan oldukça hoşnut olan Kadir İnanır, ona bir dolmakalem hediye etmiş... Severek taşırdı bu kalemi... 

Çok üzüchangeTarget("#author_article_content");


Bu haber toplam 270 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları