HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ukrayna nakliyat belarus nakliye Moldova Nakliyat ordu reklam ajansı

AHMET DERYA VARİLCİ

AHMET DERYA VARİLCİ

Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi

12 Ocak 2022 Çarşamba Saat: 08:30

Osmanlı İmparatorluğu’nun “çöküş” döneminde, Osmanlı Tarih Yazıcılığı’na alternatif bir tarih anlayışı ortaya çıktı. Batı’da Fransız Devrimi’nin “ulusalcı” dalgası çok geçmeden Osmanlı aydınında yansımasını bulmuş; Türkçülük akımı olarak “Jön Türkler”, “millî edebiyat” ve “yeni lisan” gibi hareketlerin doğmasına neden olmuştu.

Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte, bu akımların etkisi kaçınılmaz olarak yeni ulusun  oluşmasında belirleyici öğe durumuna geldi. 

1928’de o zamanki adıyla "Türk Tarih Encümeni"olan Türk Tarih Kurumunun başkanı Mehmet Fuad Köprülü, o dönemde benimsenen tarih anlayışını  şekilde açıklıyordu:

“Daha İslamiyet’ten önce yazıları ve yazılı edebiyatları olan Türklerin Müslüman olduktan sonra yeni dinin etkisiyle, geçmişlerini unutmaları çok dikkat çekici bir olaydır. Yeni dinin yarattığı taassup havası, özellikle medeni gelenekleri koruyacak olan aydın sınıf üzerinde etkili olmuştur. İslam öncesi Türk dini inançları olan her şey hemen yok edilmiş, eski kıymetler yerine yeni kıymetler konmuştur. Yalnız halk kitlesi eski geleneklerini, eski kıymetlerini saklamıştır ki, aradan uzun asırlar geçtikten sonra bile eski inanç kalıntılarını bulmak daima mümkündür. Türklerdeki yüksek sınıfın yeni bir yabancı medeniyetle temas eder etmez onun cazibesine kapılarak milli kıymetlerini unutması ve geçmişi ile derhal bağlarını kesmesi, kültür tarihimizde daima tesadüf edilen bir hastalıktır.”

Modern Türk tarihçiliğinin kurucusu kabul edilen Köprülü haklıdır. İslamiyet öncesinde de Hint ve Çin medeniyetlerinin de etkisiyle kendi kültüründen uzaklaşan bir Türk kavmi söz konusudur. Batılılaşma döneminde de Batı kültürüne ram olunmaktadır. Bir toplumun kültürel yapısı her ne kadar kolayca ortadan kaldırılamıyorsa da, milli kültürün unutulması yahut unutturulması mümkündür.

Tarih, milli kültürün taşınmasında en önemli elemanlardan biridir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e atfedilen Türk Tarih Tezi, Türklerin kendi kültür değerleriyle buluşmasının en önemli aracıdır. 

Tanzimat dönemine kadar aktarmaya dayalı Osmanlı tarihçiliği yerine, araştırmaya dayalı Türk Tarih Tezi ikame edilecektir.

Türk Tarih Tezinin en önemli dayanaklarından biri Türk Dili’dir.

Arpça, Farsa ve ardından Batı dillerinin tahakkümü altında ezilen Türkçe’nin köklerine inerek, tarihte Türk diliyle benzerliği olan kadim toplulukları araştırmak ve akrabalıklarını keşfetmek gerekir.   

Cumhuriyet Dönemi Tarih Yazıcılığı

“Resmi Tarih Anlayışı” denilerek kimi çevrelerce reddedilen, dönemin tarih çalışmalarının ortaya çıkışı Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 1922-1926 yılları arasında olmuştur. Türk tarihi, Anadolu tarihi ve Türk düşünürleri ve yazarları hakkında kitapların yayınlanmasıyla başlayan bu çalışmalarda, Sümerler ve Hititlerin Turani kavimler olduğu ileri sürülmüştür. [Bkz. 1922 yılında Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti (Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü) tarafından yayımlanan Pontus Meselesi isimli kitabın girişi.]

1928’de Afet İnan’ın, Atatürk’e Türklerin sarı ırka mensup bulunduğu ve Avrupalılara göre ikinci dereceden bir insan tipi olduğunu yazan Fransızca bir kitap göstermesi üzerine, Atatürk’ün konuyla ilgilenilmesi talimatı verdiği ve kendisinin de tarihle yoğun bir şekilde ilgilenmeye başladığı ileri sürülür. [Bkz. Türk Yurdu dergileri, muhtelif sayılar.] Bunun için, önce kütüphane kurmakla işe başlanır. Bunu büyük bir anket takip eder. Türkiye’de tarihle uğraşanlar, Türk tarihi ile ilgili kitapları incelemeye memur edilirler.

Tercüme edilen kitaplar, raporlar halinde Atatürk’e sunulur. Bu çalışmaların ilk ürünü olarak, Türk milletinin dünya tarihindeki yerini ve rolünü belirten “Türk Tarihinin Ana Hatları” adlı eser 1930 yılında bastırılır. Bir sene sonra da Türk Tarihi üzerinde çalışmalar yapmak üzere “Türk Tarih Heyeti” kurulur (15.04.1931). Atatürk, bu heyete, Türk tarihini belgelere dayanarak yazmalarını, gerçeklerin dışına çıkmamalarını, Türklüğü acuna duyurmalarını söyler ve “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” der.

Türk Tarih Kongresi

“Nisan 1930 yılında yapılan Türk Ocakları’nın VI. Genel Kurultayında Atatürk’ün direktifiyle Merkez Heyeti’ne bağlı 16 kişilik bir Türk Tarihi Tetkik Heyeti’nin kurulmasına karar verilmiştir. Bu kurum 1935 yılında Türk Tarih Kurumu adını almıştır. Atatürk ve Afet İnan’ın tarih çalışmaları 1929’da başlamıştır. Türk Tarih Kurumu bu çalışmalar neticesinde doğmuş, kurum ilk kongresini (1931) Atatürk’ün yakın alakası ve takibi altında başarmıştır. Türk Tarih Tezi ilk olarak bu kongrede ortaya atılmış ve münakaşa edilmiştir. Türk Tarihinin Ana Hatları’nı ve Türklerin medeniyete hizmetlerini tetkik etmek ve yazmak vazifesi Tarih Kurumu’nun başlıca işi olarak Atatürk tarafından verilmiştir.” [Afet İnan, “Atatürk ve Tarih Tezi”, Belleten, C.3, S.10, 1939, s.243]

26.09.1932 tarihinde Ankara’da Türk tarih profesörleri ve öğretmenlerinin katılmasıyla ilk kez Türk Tarih Kongresi toplanır ve Türk Tarih Tezi bu kongrede ele alınır. Türk Tarih Tezi şu temele dayandırılır:

“Türk milletinin tarihi şimdiye kadar sanıldığı gibi yalnız Osmanlı tarihinden ibaret değildir. Türk’ün tarihi çok daha eskidir ve temasta bulunduğu milletlerin medeniyetleri üzerine tesir etmiştir.”

Bu tez ile Türk tarihi, Etiler, Sümerlerden başlatılmakta ve en eski uygarlıkların Türklerden çıktığı hipotezi ispata çalışılmaktadır.

Batı dünyası, Türklerin Anadolu coğrafyasına girip burayı Türkiye haline getirmeye başladıkları tarihlerden itibaren, kendilerinin 1815 Viyana Kongresi’nde adını koydukları ve siyasî literatüre soktukları Şark Meselesi’ni uygulama alanına koymuştur. Burada hedef sadece devlet olmamıştır, bütün Türk varlığı olmuştur. Türk milleti ve vatanını hedef alan iftiralar yöneltilmiştir. Bu iddiaları şöyle sıralamak mümkündür:

1- Türklerin sarı ırktan oldukları, dolayısıyla Avrupalılara göre ikinci sınıf insan sayılmaları gerektiği,

2- Türklerin medenî kabiliyetten mahrum oldukları, dolayısıyla medeniyet düşmanı oldukları,

3- Türklerin yaşadıkları toprakların kendilerine ait olmadığı iddialarıdır.

“Hasta adam” Kendi Küllerinden Asla Doğmamalıdır

Batı dünyası, Türklerin önce Avrupa ve Balkanlar’dan, daha sonra da Türkiye’den tamamen atılmaları, yok edilmeleri gerektiğini düşünüyordu. İngiliz devlet adamlarından Gladston, Batının gerçek niyetini, Türklerin kötülüklerini kaldırmanın tek bir çaresi vardır, o da yeryüzünden vücutlarının kaldırılmasıdır sözleriyle ortaya koymuştur. [Azmi Süslü, Atatürk ve Tarih, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara 1998, s. 136]

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan yeni dünya düzeninde ve dünyanın yeniden paylaşılması üzerine inşa edilen konjonktürde Anadolu’da bir Türk ulusu yaratmak hiç te kolay değildir.

Güçlü lider, üstün ırk teorilerinin Batı’da alıp yürüdüğü konjonktürde Atatürk: “Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır” demektedir.

Bu minvalde Atatürk, Türk tarihinin ilmî esaslara göre araştırılması, tarih şuurunun uyandırılması için çalışmaları bizzat başlatmıştır. Atatürk’ün bu çalışmaları üç noktaya yönelmiştir. Birincisi, Türk ve Dünya tarihini eski, yanlış, ideolojik yaklaşımlardan kurtarmak. İkincisi, dünya medeniyetine Türk medeniyetinin yapmış olduğu katkıları ortaya çıkarmak. Üçüncüsü ise, Türk tarihini ilmî metotlarla modern, orijinal bir tarih haline getirmektir.Bu üç hususu ise Atatürk “tarih, hakikatleri tahrif eden bir sanat değil, belirten bir ilim olmalıdır” şeklinde ifade etmiştir. [Bkz. Türk Tarih Kongresi Tutanakları.] 

Türk Tarih Tezi’nde Belirtilen Hususlar

1- Türkler, brakisefal ve beyaz ırktandır. Beyaz ırkın anayurdu Orta Asya’dır

2- Medeniyetin beşiği Türklerin anayurdu olan Orta Asya’dır.

3- Anayurtları olan Orta Asya’dan değişik sebeplerle göç eden Türkler böylece dünyaya medeniyeti yaymışlardır.

4- Anadolu’nun ilk yerli halkları da Türklerdir, dolayısıyla buranın ilk sahipleri Türklerdir.

5- Türklerin İslâm Medeniyetine katkıları araştırılmalıdır.

6- Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ile ilgili iddialar araştırılmalı, gerçek ortaya çıkarılmalıdır.

Devam edecek:

Haftaya Güneş Dil Teorisi ve Türk Tarih Tezi eleştirileri, Atatürk Kafatasçı mıydı?

 

 

 

 

 


Bu haber toplam 192 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları