HABER ARAMA
  • DOLAR5,6440
    % 0,01
  • EURO6,4993
    % 0,76
  • ALTIN222,5084
    % 0,08
  • BIST 10096.454,57
    % -1,03
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
21 Ekim 2018 Pazar
Fındık Fiyatı


12.00TL
PUAN DURUMU

BAL LİGİ 4. GRUP PUAN DURUMU
NoTakımAAVP
01YOZGATSPOR 1959 FK12812
02ÜNYE 1957 SPOR8510
03LADİK BELEDİYESPOR659
041074 ÇANKIRI SPOR1146
05ALTINORDU BELEDİYESPOR5-26
06SUNGURLU BELEDİYESİ SPOR835
07KASTAMONU ÖZEL İDARE KÖY HİZ.SPOR725
08SİNOPSPOR924
09YENİ AMASYA SPOR204
10HAVZA BELEDİYESPOR3-24
11TURHALSPOR2-31
12ÇARŞAMBASPOR3-41
13SAFRANBOLU BELEDİYE SPOR2-180
14
NAMAZ VAKİTLERİ

MİSAFİR KALEM

MİSAFİR KALEM

Bahri YILDIRIM / Çocukça Dili

6 Ağustos 2018 Pazartesi Saat: 08:51

Yüzünün yarısı ve fakat heyecan ve merakının tamamını görebildiğim çocuk sanki bir masal diyarının kapısından içeri girmişti.

Bayrak bayrak bakan ve Bayram bayram kokan çocuklar.  Biz büyüklerin yıllar yıllar önce kaybettiği ve şimdilerde adına ESKİCE dili dediğim ve ‘’ nerde o eski bayramlar?’’ , ‘’ nerde o eski komşuluklar?’’ , ‘’ nerde o eski, samimi İnsanlar ve ilişkiler?’’ diye serzenişte bulunduğumuz değerlerin DNA’sını taşıyan çocuklar… ÇOCUKÇA dilinin bizcesi…

‘’Yüzünün yarısı ve fakat heyecan ve merakının tamamını görebildiğim çocuk sanki bir masal diyarının kapısından içeri girmişti. Annesinin bedeninin arkasında keşfetmekte kararsız olduğu bu masal diyarının kahramanı olduğumu düşündüğü, bana bakıyordu. Annesi bırakıp gittiğinde az öncekinden çok daha büyümüş görünüyordu. Ana duygusunu çıkarsamaya çalıştığım bir şiire bakar gibi baktım yüzüne. Tam 4 yıl… Allah izin verirse tam 4 yıl adına kazanım dediğimiz birçok şeyi verecek ve karşılığında da sevgi ,saygı, mutluluk, gurur, umut, sonsuzluk  vs… alacaktım. Öyle ya; öğrettiklerimle birlikte birçok yeni şey öğrenecek ve bunları da yeniden öğretmek için kullanacaktım. Yenilenebilir enerji misali verimli bir döngü idi bu. Çocuk her gün biraz daha büyüyor ve boyuyordu etrafında ki renksizlikleri… Bugünün büyükleri bizlerin; karaladığı, çizdiği, yıprattığı bozduğu ve kırdığı ve yine kızdığı her şeyi onarmak üzere eline alıyordu oyuncağını… Bir sahil İlçesi olan Ünye’mize  gelen bir savaş gemisini ziyaret ettiğimizde anlamıştım bunu. Çocuk yanıma yaklaşmış ve ‘’Öğretmenim, her akşam televizyonda savaş haberlerini izlerken sürekli bir tehlike altında olduğumuzu düşünüyordum. Fakat şimdi burada bu asker amcaların bu gemi ve onun savaş teknolojileri hakkında söylediklerini dinledikten sonra anladım ki biz çok güçlü bir ülkeyiz ve artık eskisi kadar korkmuyorum’’ demişti… Biz büyüklerin bozduğu adına dünya dediğimiz bu oyuncağı onarmak ve adına hayat dediğimiz bu oyunu aslına döndürmek yine kendilerine kalmıştı… Onlara rağmen onlar için kurmaya çalıştığımız gelecek, yine çocuklar tarafından iade ediliyordu bize…

Ve yine İlçemizdeki göçmen bir aileyi ziyaretimizde anlamıştım çocukların ‘’ önüm- arkam , sağım-solum sobe; ey iyilik!!, ey insanlık!! her neredeysen çık ortaya’’ diyen bakışlarının kararlılığını… Ve oruçlu geçirdiği ilk günün ardından ‘’ öğretmenim Suriyeli göçmenler hakkında çok haklıymışsınız gerçekten açlık çok zor bir şeymiş’’ deyişindeki kazanışı…

Oysa; belki de her gün yeniden kurgulamalıyız hayatı biz büyükler. Belki de her güne yeni bir devrim , yeni bir başlangıç, yeni bir dönem ,yeni bir ders gözüyle bakmalıyız… Her şeyden önce onları dinlemeyi –ama gerçekten dinlemeyi- koymalıyız onlarla olan ilişkimizin merkezine… Çok zor değil aslında… Aferin, tebrik ederim, helal olsun, maşallah sana, gibi sözleri duymayı bekliyorlar… Bir-iki yıl önce katıldığımız bir seminerde (ÖRAV) , her gün belirli sayıda öğrenciye sadece ona özel olan en az 4’er dakika ayırmanın faydalarından bahsedilmişti… Bunu deneyene kadar gerçek anlamıyla anlayamamıştım değerini…  Denediğimde ise gördüm vazgeçilmezliğini… 

Okuduğum bir araştırma yazısında gelecekte birçok mesleği yapan insanların yerini makinelerin alacağı ve fakat öğretmenliğin bu sona en dirençli meslek olacağı anlatılıyordu. İnsanın hayatına , yüreğine, düşüncelerine dokunan bir meslek olmanın avantajıydı belki de bu. Anlatan olmak kadar dinleyen olabilmenin getirisidir belki de…

Dün-bugün –yarın arasındaki uçurumun gerçek sorumlusu olarak gördüğümüz DEĞİŞİM ve bunun bileşenleri olan teknoloji ,sanal yaşam vb. durumlar, bahanelerimiz olmamalı. Bugünün uğruna feda edemeyeceğimiz bir yarın ve yine yok sayamayacağımız bir dün ile olan bağlarımızı yine ve yeniden tanımlamalıyız. Adına okul, adına sınıf dediğimiz çevre yetmiyordu ve yetmemeliydi… Zaten adına SANAL dediğimiz , sınırlarını bilmediğimiz ve bilemeyeceğimize inandığımız o güç onları da etkisine almıştı. Binlerce kişinin bulunduğu bir meydanda gözleri sımsıkı kapalı bir kişinin kollarını açıp önüne ilk gelen kişiye sarılması misali yeni ilişkiler tanımlanır olmuştu. Belki de bu nedenle en çok da burada çocukların oyunlarından esinlenip İSTOP dendiğinde herkesin durduğu o an misali durmayı denemeliyiz. Belki de yaşamımızın en çok da oyun olan yönüne ihtiyaç duymaktayız ve belki de  ÇOCUKÇA diline daha çok kulak vermeliyiz.

Evet büyüyordu çocuk;  hayatta kapladığı alan, anlam artıyordu. Bununla birlikte biz büyükler onlara ayırdığımız zamanı azaltıyor ve en önemli ÖDEVİMİZİ aksatıyorduk. Her fırsatta onlarla ilgilenmenin maddi, sayısal , dominant değerlere eşdeğer olduğunu zannediyor ve büyük yanılgıya düşüyorduk. Onları yarıştırmanın yanlışlığını her fırsatta ifade ediyor fakat yarıştırmanın yıpratıcılığını göz ardı ediyorduk. Onlarca yıldır topluma empoze  edilen BİREYSELLİK doktrinini aşı diye tanıtanların, acı sonuçlarını gizlemenin en güzel yolu idi bireysel ödüllendirmeler. Bireyin gelişmişliğinin ölçütü olarak sunulan ve hayatın her alanında geçerliliğini sürdüren YARIŞMAların , AYRIŞMAların temelini oluşturduğunu göremedik. Biz büyüklere yakışmayan BÜYÜK bir hırs ile bireysel , niceliksel, sübjektif ve popülist başarıların yarış atı haline getirdik küçük ama büyük yürekleri…

Televizyon, bilgisayar, tablet ve ya telefonun ekranına esir olmuş bir büyüğünün dikkatini  çekebilmek için dumanla haberleşmeyi kullanarak onlara ulaşmaya çalışan bir çocuğun karikatürü gibi her şey… Oysa birinci sınıfta çizdiği bir resmini bana gösterirken gözleri parlayan bir çocuğa; bu yükseltilerde ne yoksa dağ mı?’’ dediğimde ‘’ Hayır öğretmenim o benim dedem (dedesi bunu duymasın J ) ‘’ cevabını veren çocuğun samimiyeti gibi olmalıydı her şey…

Tam 4 yıl sonra bile, hala ilk gün gibi bakan o gözlere ; bir şeyler kazandıran biri olarak görmedim ve görmek istemedim kendimi. Ben onların kendilerine bir şeyler katabilecekleri fırsatları oluşturan biri olmalıydım. Görevim merak kıvılcımını ateşlemek ve doğal bir ÖĞRENİCİ olan bu küçük canlıların can oluşlarını izlemekti.

Her kaybettiğimizde bile kazanan yanları olan hayatımızın en unutulmaz dönemini anlamlandırmak… Çocuğu anlamak mı , yoksa çocuğu anlatmak mı daha zor bilmiyorum…

Çağımızda en önemli buluşun ,keşfin belki de yeniden bulunması, keşfedilmesi gereken insanlık değerleri olduğunu düşünen ben buna giden yolun çocuktan geçtiğine inanmaktayım. 


Bu haber toplam 387 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları