HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
16 Ağustos 2018 Perşembe
Fındık Fiyatı


9.00TL
PUAN DURUMU

BAL LİGİ 4. GRUP PUAN DURUMU
NoTakımAAVP
01FATSA BELEDİYESPOR563865
02ÜNYE 1957 SPOR502951
03YENİ AMASYA SPOR442050
04LADİK BELEDİYESPOR331749
05ÇARŞAMBASPOR37945
06ŞARKIŞLA BELEDİYESPOR382144
07ATAKUM BELEDİYESPOR461643
081926 BULANCAKSPOR30132
09TURHALSPOR24-832
10SİNOPSPOR24-1826
11GÖRELESPOR35-1424
12SİVAS DEMİRSPOR19-3716
13ETİ LİSESİ GENÇLİKSPOR19-2815
14ORDUSPOR20-46-1
NAMAZ VAKİTLERİ

AV. İRFAN YILDIZ BEŞLİOĞLU

AV. İRFAN YILDIZ BEŞLİOĞLU

KAYA DEMİRAL’IN ARDINDAN-2 (YAYLA HAVASI’NIN İÇLİ ŞAİRİ ÖLDÜ)

6 Ağustos 2018 Pazartesi Saat: 10:42

Kaya Abi, malum ya avukattı. Davalardan dolayı çok esprilerimiz olur, gülerdik. Akkuş’taki karşılıklı bir davamızda, mazeret gönderdim; dilekçemde: “Karşı tarafın avukatı olur ya, yeni bir takım beyanlar ileri sürer yokluğumda, aslâ kabul etmediğimin ve muvafakatımın bulunmadığının bilinmesini, şimdiden itiraz ettiğimin dikkate alınmasını; sakın ola ki, yokluğumda, iddia ve savunmasını genişletmesine müsaade edilmemesini!”  Kaya Abi, bu dilekçeyi unutmadı, aklına geldikçe kıkır kıkır gülerdi. “Sakın ha! Yokluğumda müsaade edilmeye!” der, gülmekten devamını getiremezdi…

 

Yine Akkuş’taki bir başka karşılıklı davamızda; davacı vekili o iken, davalı vekili ben iken; davasına cevap vermiş idim. Cevabım kısa ve öz olmuştu. Uzun ve ayrıntılı dilekçe yazmayı seven ve hattâ tarzı bu olan ben, ilk dilekçemi eksik ve yetersiz bularak, bir cevap daha verdim, uzunca… Tabiî dâvaya cevap vermek belirli yasal süreye tâbi olduğundan, süre engelini aşmak için, önceki dilekçeme atıf yaparak; “genişletilmiş ve derinleştirilmiş cevaplarımızın sunulmasıdır” diye, bir usûl buldum kendimce ve bu da Kaya Abi’nin ömrünce güldüğü, aklına geldikçe kahkaha attığı cümlelerimden biriydi…

 

Bir zamanlar avukat olan dayım Mehmet Beşlioğlu ile Suluhan Kahvesi’ne giderdik, öğle araları. Ben öğrenciydim Üniversitede, dayımın bürosu vardı. Öğlen boşluğunda tavla oynamayı severdi dayım. Kaya Abi’yi orada görürdüm her gittiğimde. Hararetle ya kâğıt oynar ya tavla oynar bulurdum. Yüzünde hep o insanca gülümseme, hep alçakgönüllü yaklaşım…

 

CHP’de ilçe başkanlığı yaptığım dönemlerde, partide de oyun oynardı. Daha çok 51, süper 51.  Gençler yaşını sorardı; “-Kaya Abi, sen kaç yaşındasın?” Cevap: “N’edeceksin yaşımı? Benim yaşımda dağda domuz kalmadı!”

 

Partililer, ona sevgisini ifade ederlerdi: “-Kaya Abi ben seni çok severim!”  Cevap verirdi: “-Sevme beni! Beni sevme! Neye seviyorsun beni! Uzak dur benden!”

 

Öyle esprili, öyle candan, öyle sevecen bir insan…

 

Yakın dostlarım bilir,  fıkra anlatmayı çok severim… Belleğimde yüzlerce fıkra vardır. Fena da anlatmam hani, güler kırılır insanlar… Hani demiştim ya, tespih merâkı Kaya Demiral’dan bulaştı  diye… Fıkra işi de ondan bulaştı. Yüzlerce fıkra bilir, bunları öyle etkili, öyle fiyakalı, öyle ağdalı anlatırdı ki… Gülmekten ölürdünüz. Her fıkrasında bir yaşam dersi vardı. Hani nerdeyse hikmet vardı, diyeceğim… Fıkrada hikmet olur mu, bâzen olur…

Sonra kendisi de benim fıkralarımı çok sever, çok gülerdi. Baro’da otururken, kendi kendine gülmeye başlardı. Bu hınzır hınzır gülmelerinin altında, aklına gelen bir fıkra olurdu. Çağırırdı: “-Başkanım, şu şey fıkrasını anlatsana, bi kendimize gelelim!”

 

Bir gün bürosunda otururken, bir akrabası geldi. Ona bir başka akrabasını sordular; filankes nasıl diye? Cevap: “-Domuz gibi!” Akrabaları gittikten sonra, dedim, “Abi niye öyle söyledin?” “Yahu iyi olduğunu, çok iyi olduğunu, sağlıklı ve güçlü olduğunu daha iyi nasıl anlatabilirdim?”

 

 

Malûm ya Kaya Abi şair.  E biz de şairiz. Azer Yaran da şair.  Nerdeyse haftada bir gün Azer Abi’nin köyüne(Fatsa Korucuk-Kavraz- köyü) ziyarete giderdik.  Azer Yaran, bize,  çay-kahve ikram eder, bir süre sohbetten sonra,  ‘arkadaşlar, Fatsa’ya inelim, size bir şeyler ikram edeyim, sayenizde ben de bir iki kadeh içerim’, derdi. Biz de çoklukla kabul eder, yemek yerken, birer kadeh içer, Azer Ağabeyin sohbetinden istifade etmeye kabardık. Genelde o anlatır biz dinlerdik. Azer Yaran, kanser olunca… Korucuk Köyüne gitmeden, Kaya Ağabeye tembih ederdim: “-Abi, artık Azer Abi hasta, eğer teklif ederse yine, Fatsa’ya inelim diye;  siz, ben hastayım deyin, ben araba kullanacağım diyeyim, atlatalım, adamın sağlığına zarar vermeyelim, verdirmeyelim!”  Kaya Abi de kurala uyardı. “-Azer Bey, ben biraz keyifsizim, Fatsa’ya inmeyelim mümkünse!” derdi. Ben de araba kullanacağımı beyan edince: “-Eh, peki, siz bilirsiniz…” derdi. Bir gün, Ünye’den, Azer’e gitmek üzere, yola çıkmadan, Kaya Abi,  bana: “-Başkanım, bana tembih etme. Engel de olma. Canım çekti. Bugün, adamın bir kadeh rakısını içeceğim!”  Kaya Abi’nin neşe ve coşkusunu görünce, “-tamam abi!” dedim.  Fatsa’yı geçüben, Bolaman’a varuben, vardık Korucuk Köyüne… Azer Abi, her zamanki gibi çaylarımızı demledi, getirdi. İçtik. Sohbet ilerledi,  nescafeler geldi, içtik.  Vakit geçtikçe geçiyor. Kaya Abi, bekliyor, “-Hadi Fatsa’ya inelim, Sohbet restaurant’a gidelim, size bir şeyler ikram edeyim!” desin diye… Hattâ gözünün içine bakıyor-du neredeyse… Hattâ biz, “-Abi, yavaş yavaş kalksak mı biz; izin istesek de gitsek?” Hani bunu diyoruz ya, bir yandan da, o teklifi bekliyoruz…  Azer Ağabey: “- Arkadaşlar! Bugün sizinle Fatsa’ya gelmek, bir şeyler ikram etmek isterdim… Ama biraz keyifsizim,  çok iyi hissetmiyorum, dinleneceğim!” Demesin mi! Ismarlaştık, bindik arabaya…

Korucuk Yokuşundan Bolaman’a- Kaya Abi’nin deyimiyle Pollemenyum’a-   doğru aheste aheste inerken… Kaya Abi hem kıkır kıkır gülüyor hem de esprilerini patlatıyordu:

“-Ulan, adam, bugün, teklifini kabul edeceğimizi nasıl anladı görüyor musun!  Ne uyanık adam yav!”

İşte böyle… İnsanlar ölür, anıları kalır. Anılarda yaşamaya devam ederler.  Azer Yaran, 2005’te öldü. Kaya Demiral ise,  2018’de ayrıldı aramızdan…  Yunus’ça: “Ölürse ten ölür, canlar ölesi değil!”

 

YAŞAM YORGUNU

Yoksulluktu okunan bakışlarında

Çizgilerinde yüzünün

Satır satır geçen yıllardı.

 

Acımasızlığında kentin

Dağ başında kanadı kırık kuşlar gibi

Çarpan bir yüreği vardı

Şu insan seli içinde

Kimse sormuyordu

Neydi ki beklentileri

Umut, çok uzaklardaydı.

 

Kaldırımın kenarında

Uzanıvermişti gölgesine bir ağacın

Bu yorgunluğun

Bu bitikliğin

Bir nedeni vardı

Bilemiyordu.

 

Tek isteği

Karnı doysun

Sırtı ısınsın

Sonra düşünürdü gerisini

İşte yaşıyordu ya

Yaşam yorgunu.

ÖZGÜRLÜK

Ben özgürlüğü hiç yaşamadım

Işık doldu, yıldız doldu gözüme

Gökyüzüne bile

Doyasıya bakamadım.

 

Öyle engeller ki,

İştir, aştır

Bağladı elimi, kolumu

Gönülden bir "Heyyy" diyemedim.

 

Bu kadar bolken hava

Sıktı içimi

Boşa akarken su

Coşup da gülemedim.

 

Şöyle içip içip de bir akşam

Unutup nerde olduğumu

Yıldızlara türkü söyleyemedim.

 

SUNAK

Bir sunak bulsam

Yeryüzünün bir yerinde

Yüreğimi koysam

Eskilerin, ermişlerin inancıyla

Kucaklasam insanları

Barış, kardeşlik dileklerimi sunsam.

 

Bir sunak bulsam

Eskilerden kalmış

Aşınmış merdivenleri

Ellerimi uzatsam çalışmak üzere

Yorgunluğun, umutsuzluğun üstüne

Karanlığın, karabasanların üstüne

Mutsuzluk dileklerimi sunsam

 

Bir sunak bulsam, bir sunak

Mitlerden, mitolojilerden

Okusam bütün bildiklerimi

Dile getirsem tek tek

Ağrısız, acısız bir yaşam

Gönlümden geçenleri sunsam.

 


Bu haber toplam 171 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları