HABER ARAMA
  • DOLAR6,3842
    % 1,11
  • EURO7,4812
    % 1,35
  • ALTIN246,7536
    % 0,06
  • BIST 10094.848,24
    % 0,53
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
18 Eylül 2018 Salı
Fındık Fiyatı


12.00TL
PUAN DURUMU

BAL LİGİ 4. GRUP PUAN DURUMU
NoTakımAAVP
0112 BİNGÖL SPOR000
021955 BATMAN BELEDİYESPOR000
031960 SİLOPİ SPOR000
04AĞRI 1970 SPOR000
05AĞRI GENÇLERBİRLİĞİ SPOR000
06BAĞLAR BELEDİYESPOR000
07BİTLİS ÖZGÜZELDERESPOR000
08DİYARBAKIR YOLSPOR000
09ERCİŞ GENÇLİK BELEDİYE SPOR000
10K.YILDIRIMSPOR000
11MARDİN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESPOR000
12MUŞ MENDERES SPOR000
13SİİRT İL ÖZEL İDARESİ SPOR000
14YÜKSEKOVA BELEDİYESPOR000
NAMAZ VAKİTLERİ

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

İstanbul Kongresi; 1948 (3) (Devam)

8 Eylül 2018 Cumartesi Saat: 08:10

Kongreye katılan, Kurtuluş’tan ve  Kuruluş’tan bu yana geçen bunca yıl içinde, uygulanan  tüm devletçi politikalara rağmen, yinede gelişme imkanları bulmuş, palazlanmış, belli seviyelere gelmiş Türk Burjuvazisi’nin  sanayici ve iş adamları, yeni gelişmeye başlayan liberal dönemle beraber, ülke yönetiminde söz sahibi olmayı arzu etmektedirler. Ülkede sanayileşmenin önünü tıkamakta olan bazı uygulamaların kaldırılması veya genişletilmesini, vergi kolaylıkları ve benzeri düzenlemelerin yapılarak, ülkede özel sektör iş hayatının gelişiminin hızlanmasını  arzu etmektedirler.

Üstelik, Birinci İktisat Kongresi’ ne de  son  derece teşkilatlı ve hazırlıklı olarak damgasını vurmuş olan Tüccarlar Gurubu’nun yanında, bu kez,  o zamanlar pek ağırlıkları bulunmayan,  ancak,  henüz çok fazla teknik gelişimi olmayan, yeni yeni parlamaya başlamış Sanayiciler Gurubu  ile  doğal olarak hepsi birer büyük toprak sahibi olan  Çiftçiler Gurubu’ da , ilkine nazaran , daha etkin olarak vardır.

Kongrenin gerçekleştirilmesinde payı olan, başta Tertip Komitesi Başkanı İ. Akosman olmak üzere,  tüm dernekler adına yapılan  ‘Açılış konuşmaları’ ndan sonra, gündeme geçilir.

Harap halde bir ülkeden, yeni kurulmuş bir devletin, ancak çıkartabildiği 25 yıllık bir gelişme  gözler önündedir. O harap ve bitap halin üstüne, birde, 2.Dünya Savaşı’nın şartları eklenmiştir.

Savaş sonrasının, kapitalizme doğru yönlenmekte olan liberal ikliminden kaynak alan, gündemin başlıca konuları ;  o  zamana kadar uygulanmış olan  siyaset ile ekonomide devletçilik politikalarının  ve  devletin ekonomiye müdahalelerinin azaltılması, bu güne kadar uygulanmış  ve bundan sonraki yıllarda uygulanacak dış ticaret rejimi üzerine bildirilecek görüşler ile, özel sektörün hızını arttıracak bir vergi reformu düzenlenmesidir.

Kongre, ülkede ilk kez iktisadın teorisiyle uğraşan kurumlarla, pratiği, yani, gerçek hayattaki  uygulamasıyla uğraşan kurumları, bir araya getirebilmiş olması yönünden,   önem kazanmaktadır. İktisatla ilgili özel ve resmi şahıs ve kurumlar, bir araya getirilmiş, her birine tebliğ sunma ve konuşma hakkı verilmiş, işbirliği yapma  fırsatı yaratılmıştır.

İstanbul’da toplandığı için, İstanbul Kongresi adıyla da anılan kongre, ticaret kesiminin siyasal iktidardan taleplerinin dile getirildiği bir foruma  dönüşmüş, önceden oluşturulan komisyonların devletçilik, dış ticaret ve vergi reformu konularında hazırladığı raporlar tartışılarak kabul edilmiş, ilk iki raporda, devletin ekonomik etkinliklerini sınırlama, aşırı  ayrıcalıklar tanınmaması koşuluyla, yabancı sermayeye açılma, para politikalarında istikrar, ılımlı bir korumacılığa geçiş, dış ticaret rejiminde açıklık gibi görüşler savunulmuştur.

Kongre sonuçları, Birinci İzmir İktisat Kongresi’nden farklı olarak,  belirleyici ve yönlendirici olmayıp, talep edici ve yürürlükteki programları.  onaylayıcı  bir statüdedir.

İstanbul   Kongresi , Türkiye’de, Demokrat Parti iktidarına giden politik-ekonomik-sosyal  yol üzerinde, bir kilometre taşıdır. Muhtemelen, özellikle, hem Ankara’da ki  oluşabilecek   bazı baskılardan  çekinildiği, hem de doğal olarak yurt çapında özel girişimciliğe yatkın bir sermaye-sermayedar  gurubuna    sahip olması     itibarıyla,       eski imparatorluk Payitahtı   İstanbul seçilmiştir.

Bu arada, olayın birazda perde gerisinden de söz edersek, elbette ki, Türkiye’de,  geçmiş yazılarımızda anlattığımız gibi, vatanın kurtarılmasından sonra düzenlenen İzmir İktisat Kongresiyle batıya açılım  ve işbirliği  mesajları  veren  ve  2. Dünya Savaşı  ve  Bretton  Woods   toplantısı sonrasında başlayan,  ‘batıya yakınlaşma  ve yeni dünya düzenine  uyum çalışmaları’nı  ilk başlatan siyasi güç,   Türk  Vatanı’nın kurtarıcısı  ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu  Büyük Atatürk’ün partisi,  Cumhuriyet Halk Partisi’dir.

Ancak, yine de, tahminlerimize göre,   Çanakkale ve İstiklal Savaşları’nın  yenilgilerini  unutamayan, Ermeni tehcirini ve Anadolu Rumları’nın mübadelesini kabullenemeyen,  doğu batı ticaret yolları üzerindeki hakimiyetini gerçekleştirememenin hırsını  yatıştıramayan, Cumhuriyet’ten sonraki sanayi hamlelerini ve milli varlıkların devletleştirilmelerini hazmedemeyen Batı’nın, Cumhuriyet  Halk Partisi’ne hiç  itirazsız kredi vereceğini  düşünmenin de, biraz iyi niyetli olduğunu söylemiştim. Gelecek kredilerin de ivedilikle hazırlanmaya başlanmış olduğunu da pek sanmıyorum.

Üstelik, Türkiye, Bretton Woods Anlaşması mukabilince  gerekli bütün taahhütlerini yerine getirdiği halde, kredilerin verilebilmesi için, yine anlaşma gereği ‘bütün paraların dolara eşitlenmesi’ gerekmiş, o zamanlar,  Amerikan doları karşısında daha değerli olan Türk Lirası ( 1 TL=2 USD) devalüe edilerek, değeri ( 1 TL= 1  USD’ye   ) düşürülmeye zorlanmıştır.  Aynı şekilde, kredi- para beklentisi içinde, 1948 yılında  yapılan ikinci devalüasyonla da, yine değeri düşürültülen TL’nin hali, piyasaya da yansımış, pazardaki her şey iki katı  pahalılanmıştır .

İki yıl sonra,14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan  genel seçimleri, Demokrat Parti kazanır.

Demokrat Parti’nin iktidarıyla beraber, batıyla başlatılan yakınlaşma ve tek partili milli şeflikten, çok partili demokratik hayata geçiş aşamaları hızla sürmektedir.   Yine,  aynı hızla gelen ve  yurt çapında, iş ve sermaye çevrelerince paylaşılmaya başlanan  ve  içlerinde  en büyük payın ise,  o yıllarda en çok ihtiyacımız olan, ancak, masrafını en zor ve geç  çıkartan devletin  ulaştırma yatırımlarına olduğu, bir harcamalar sürecinde, yatırım ve kalkınma kredilerinin yarattığı bolluk ve refah dalgaları, bir süre sonra tersine dönecek, borçlar ödenemez hale gelecek,  Hükümet, 1958  yılında devalüasyon yapmak zorunda kalacaktır.

Sonrasını sizlerde biliyorsunuz.

Saygılarımla.         


Bu haber toplam 216 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları