HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
22 Eylül 2019 Pazar
Fındık Fiyatı


14.00 TL - 14.50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri

EREN TOKGÖZ

EREN TOKGÖZ

Denizimizdeki büyük tehlike !

13 Kasım 2018 Salı Saat: 07:23

Yaşadığımız coğrafyada ki adını vatanımız olarak tanımladığımız toprağımızda; hayatiyetini devam ettirmek isteyen tüm canlılar için gerekli kaynaklar zaman içinde yok olmakta ve azalmaktadır. Hızlı nüfus artışının neden olduğu plansız ve programsızlık, tahribatın birinci sebebidir. Zengin bir ekolojik potansiyele sahip kıyılarımız da bu tahribattan, bozulmadan nasibini almakta.

Kıyılarımızdaki bozuşmayı başlatan etkenleri; Karadeniz'de yoğun biçimde yaşadığımız kıyıların doldurulması sureti ile geçirilen Karayolları, düzensiz ve plansız her türdeki yapılaşmalar, endüstriyel tesislerin sebep olduğu kirlilik ve su yolları ile gelen kirlilikler olarak sayabiliriz. Yapılacak her türdeki uygulamada Doğal kapasiteleri zorlamadan, sürdürebilir, çevreye duyarlı planlama yönetimi kullanılmalıdır. Kıyılardan yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetilmesi şarttır. Kıyılar günümüze kadar daima cazibe merkezi olmuştur. Bu nedenle bütün ülkeler kıyıların doğal halini ve ekolojisini bozmadan korumaya devam etmede yarış halindeler. Doğa medeniyet denilen canavar tarafından her yanından saldırıya uğramış durumda. Medeniyet tarafından doğaya yapılan her saldırı, İnsanoğlunu yaşaması gereken doğal ortamdan yoksun bırakmaktadır.

                İnsanların denizin kıyısında oturmaları en tabi haklarıdır, ancak kıyılarımız da doğal kaynaklarımızdır. Yapılacak düzenlemelerde; doğal hallerini bozmadan, kıyı çizgisini değiştirmeden, İnsanların o hizmetten zorlanmadan ve bir bedel ödemeden  yararlanması için ortamın yaratılması sağlanmalıdır. Özellikle denizin bilinçsiz bir şekilde doldurulması ekolojik dengeyi alt üst etmektedir. 1994 yılında yürürlüğe giren 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesinde  (BMDHS) yer alan Denizlerin korunması ve muhafazası ile ilgili Devletlere yapılması zorunlu işler yüklenmiştir. Karadeniz gibi kapalı denizlerde bu güne kadar kontrolsüz olarak verilen atık sular, günümüzün ciddi problemlerinin ilk sıralarındadır. Bazı turizm yörelerimizde de acil önlem planlarının uygulanmasına neden teşkil etmişlerdir. Karadeniz otoyolu nedeni ile Orta ve Doğu Karadeniz kıyılarında yapılmış olan anlamsız kıyı yapılarının sayıları epeyce  fazladır  ve bazıları rasgele bir şekilde yapılmıştır. Yapılan bu geçirimsiz imalatlar Sediment taşınmasını tamamen engelleyerek kıyıda birikimine neden olurlar. Karadeniz otoyolunda kullanım amacı da kıyılardaki kum birikimini sağlanmasıdır.

       Denizlerdeki hayatiyetin verimi ve sürekliliği sudaki oksijen ve ile su sıcaklığına bağlıdır. Sudaki oksijenin büyük bir çoğunluğu atmosferden alınır. Atmosferdeki oksijen deniz suyundaki oksijenden fazla olduğu için atmosferdeki oksijen yavaş  yavaş  deniz suyu içinde çözülür. Akıntılar vasıtası ile deniz derinliklerine dağılır. Bu alışverişin olduğu yer deniz yüzeyidir. Denizlerde fotosentez için en önemli öğe güneş ışığıdır. Güneş ışığının önünde ne kadar az engel çıkarsa, güneş ışığı o kadar daha derine iner. Deniz yüzeyi ne kadar berrak ise güneş ışığı o kadar derin bölgeye ulaşır. Deniz suyu sıcaklığı  eko-denge açısından önemli bir unsurdur. Deniz suyu ısısını hem güneş ışığından, hem de atmosferden alır. Atmosfer ile temasta olan deniz yüzeyi atmosferin ısısını emer. Bu ısı alış verişi  deniz yüzeyinin ilk milimetrelerindeki temizlik ile orantılıdır. Deniz yüzeyi ne kadar temiz ise emilen ısı da o kadar çoktur. Arıtılmadan denize dökülen kanalizasyon suları organik madde içerir, bu maddeler bakteriler tarafından kuşatılarak inorganik bileşikler haline dönüşürler. Bu işlem sırasında sudaki mevcut oksijen kullanılır. Suda ne kadar organik madde varsa, bakterilerin sayısı da o kadar artar, dolayısı ile sudaki oksijen miktarı da  o kadar azalır. Oksijenin olmadığı bölgelerde yaşayabilen tek canlı Anaerob bakterilerdir. Bu bakteriler sülfit ürettikleri için çok kötü kokuya neden olurlar. Deniz suyu ısının yüksek olduğu  ortamda  yosun türü bitkiler hızla çoğalırlar.  Suyun  yeşil  bulanık renge dönüşmesine, kıyılara yosun birikmesine yol açar. Bu yosunlar dibe çöküp ayrışma sonucu,  dip sulardaki oksijeni de tüketirler ve hidrojen sülfür  gazı ortaya çıkar. Bu da dehşetli pis kokuya sebebiyet verir.

Yukarıda açıklamaya çalıştığım bilimsel gerçeklerin Ünye'miz sahilini nasıl etkileyebileceğini endişesinin gerçeği de hiç unutulmamalı ve gerekli tedbirler tez elden alınmalıdır. Galabuzuğundaki  (Kale bozuğu) kalan son evler de  yetmiş li  yıllarda yıkıldı. Kale bozuğu yıkılmadan önce 884 m2 tapulu alan üzerindeydi. Yıkım sırasında büyüdü bir miktar. Uzun süre böylece kaldı. Bu hali üzerine sonraları 100. yıl tesisleri yapıldı. Ben o yıllarda Altınkaya Barajı İnşaatında çalışıyordum. Sonraları  beton  ilavelerle epeyce şişmanlatılarak oturduğu alandan deryaya doğru taştı durdu. Yalı kahvesindeki kumlukta top koşturmayanımız yoktur. Bu alan denizin akıntı durumuna göre mevsimsel olarak deniz de olurdu kumluk ta. Zamanın Belediye Başkanı, yalı kahvesindeki lağım kokusunu yok edeceğim düşüncesi ile kutu menfez ucunu 6m denize doğru uzattı. O günden sonra deniz menfezin ucunu geçip hiç kara tarafına geçemedi, menfez ucuna kadar her yeri kum kapladı. Kokuda yok olmadı. Geçmişteki bu hatalar sahildeki tüm kutu menfezlerde tekrarlanmıştı. 15 yıl  sonra  kutu menfezin ucuna yeni Başkanlar yeni  ekler yaptılar denize doğru.  Sonuç ta  deniz  menfez ucuna kadar her yeri yine kum doldurdu.  İlerideki günlerde ekolojik   yönden çok daha şiddetli olumsuzlukların yaşanacağı kaçınılmaz. Bin yıllar boyunca koya akan derelerin taşıdığı rüsubat ve katı madde miktarı  önemsenecek   boyuttadır.  100. Yıl  bahçesinin  son  konumu  ve uzatılan menfezler su akımına yaptığı fevkalade olumsuz etkileri sonucu Ünye denizi oldukça sığlaştı. Sedimantasyon (Organik ve inorganik madde parçacıklarından oluşan, su içinde askıda duran katı madde özelliğini kaybetmiş ve deniz tabanına doğru çökme eğilimi göstermeye başlamış çeşitli büyüklükteki parçacıklar) ve Ötrofikasyon (Bir şekilde sudaki besin maddesi miktarının aşırı artması sonucu oluşan kirlilik. Bu maddeler suya girdiği anda mikro organizmaların hücumuna uğrar, sudaki çözünmüş oksijen tükenene kadar beslenme ve çoğalma işi hızla devam eder. Çözünmüş oksijen bittiğinde ise anaerobik tepkimeler(oksijen varlığına ihtiyaç duymayan canlılar nedeni ile ortaya çıkan birbirini etkileyen maddeler arasındaki kimyasal olay) başlar. Ondan sonra  sayılamayacak adet zehir oluşur.)  Ötrofikasyon  nedeni  ile deniz ölüme sürüklenmektedir.

Olumsuzlukların Ünye körfezine incir ağacı dikmesini beklemeden Ünye Denizi kurtarılmalıdır. Aksi halinde; deniz ile aramıza giren  kum çölü ile kesintiye uğramış Ünye sahiline  sahip olacağımız kaçınılmaz. Her birimiz sahip olduğumuz güç ve yetkileri: topluma fayda sağlayacak sonuçlar elde etmek için  ve eşit ve hakkaniyetli kullanmalıyız. İşte o zaman toplumun önderi  olduk diyebiliriz. Aksi halinde toplum kendini mazlum hisseder…


Bu haber toplam 1.165 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları