HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
17 Nisan 2021 Cumartesi
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Geleceğe Doğru Akan Bir Hayatın Sıra Taşları: Yılbaşları

24 Aralık 2018 Pazartesi Saat: 08:38

             ‘ Zaman gece yarısına doğrudur. Köprünün üzerinde bir adam,   dalgın gözlerle, köprünün altından sessizce akan, karanlık suları seyretmektedir. Lapa lapa kar yağarken, uzaklarda bir yerlerde, şehrin ışıkları parıldamakta,  şehir  ve içindeki insanlar, yarın ki  Noel’i  kutlamaya hazırlanmaktadır.

              Hiç beklemediği bir şekilde, kötü giden bir günün sonunda, tüm varlığını kaybeden genç adam ise,  umutsuz bir şekilde, gecenin karanlık boşluğunda,  kıvrımlarla  kaybolan  ırmağa bakmakta,  biraz sonra kendiside  o sulara atlayıp, hayatına son vermeyi, karanlık boşlukta kaybolmayı planlamaktadır.

              Kendisini, tamamen çaresiz ve yalnız hissetmektedir, ömrünün son anları hızla akıp gitmektedir, amma..

              Her zaman bir umut vardır.

              Gökte bir ışık parıldar, elbette ki Tanrı kendisini izlemektedir ve artık yaşlandığı için, uzun zamandır Tanrı’nın kendisine görev filan vermediği bir melekte, aşağıdaki insana yardım etmek için, Tanrı’dan  izin istemektedir.

              İzin verilir, ancak, biraz geç kalınmış, o arada adam suya atlamıştır, tabiî ki yaşlı melekte, gökten son hızla, buz gibi sulara dalar, ölmekte olan adamı, son anda sudan çıkarır.

              Görüntüde, yaşlı bir adam olarak kurtarıcı melek ve hayatını kurtardığı  adam, sığındıkları  bir balıkçı kulübesinde, yaktıkları ateşin başında,  ıslak kıyafetlerini kurutmakta, ölmek için suya atlayıp, son anda ölümden dönmüş olan genç adam ile ona iyilik yapıp, Tanrı’nın gözüne girmek için, durduk  yerde buz gibi sulara dalmış olan yaşlı melek-adam,  yaptıklarının nedenlerini, birbirlerine anlatmaya çalışmaktadırlar.

             Yaşlı melek sulara dalış sebebini olduğu gibi anlatmıştır. Artık yaşlanmış, yorulmuştur, Tanrı katında başarılı hizmetler görmüş bir çok iyi yürekli melek gibi, son ve değerli bir iyilikle,  sonsuz bir cennet yaşamıyla ödüllendirilmeyi beklemektedir.

             Genç adam, uzaklardan ışıkları görünen şehirde yaşamaktadır. Şehrin tanınan, sevilen kişilerindendir, kardeşi ve amcasıyla birlikte inşaat işleriyle uğraşmakta, şehrin yakınlarındaki  geniş  arazilerde, dar gelirli insanlara uygun fiyatlı sosyal konutlar yapmaktadır. Lüks konutlar yapıp, varlıklı ailelere yüksek fiyatlarla satan  meslekdaşlarına karşı yaptığı uzun mücadelelerle, tam işlerini yoluna koymuşken, bu gün ne olduysa kooperatif üyelerinden toplanmış olan para kaybolmuş, işler karışmıştır. Aslında parayı rakipleri çalmıştır. Bütün gün kaybolan parayı aramış, bulamamıştır. Ne yapacağını bilememektedir. Öyle büyük bir parayı yeniden toparlaması imkansızdır. Mütevazi evlerinde, kendisini mutlu bir Noel kutlaması için bekleyen, karısına ve çocuklarına ne diyeceğini bilemeden, saatlerce  kentin kuytularında  dolaşmış, sonunda intihara karar vermiştir.

            Artık hayatının hiçbir anlamı kalmamıştır. Kendi kendine “Keşke hiç yaşamasaydım.” demektedir.

            Yaşlı melek elinden tutar, onu yaşadığı şehirde bir gezintiye  çıkarır. Eğer hiç doğmamış olsaydı, neler olacağını göstermek istemektedir. İlk olarak yoksul, eski bir evde tek başına yaşamakta olan annesini ziyaret ederler. Hiç doğmamış olduğu için annesi onu tanımamaktadır. Bütün gün beraber olduğu  kardeşinin nerde olduğunu sorduğunda,  kardeşinin, yıllar önce  bir kış günü, gölde boğulduğunu  öğrenir. Hiç yaşamadığı için –gerçekte var iken, boğulmaktan kurtardığı-kardeşini kurtaramamıştır.

Tek evladı olan, başka oğlu da olmayınca, kocası ve  kaynı da öldükten sonra, yaşlı kadın kimsesiz kalmıştır.

             İnanılır gibi değildir, bindikleri  takside, yılların dostu, arkadaşı taksi şöförü de kendisini tanımamıştır. Hiç tanımadığı bir adamın, yıllar önce, şöyle uygun fiyatlı küçük  bir ev sahibi  bile olamadıkları için, kendisini terk edip, bugün nerelerde olduğunu bilmediği  karısını,  adıyla söyleyip, sorup durmasından ise hiç hoşlanmamıştır.

            En büyük şoku ise, içinde kendi evininde bulunduğu, dostlarına ucuz arsalardan sosyal konutlar yaptığı  bölgede yaşar, gözleri boş yere, yağmalanmış ucuz arsaların olduğu yerlerde dikilmiş parıltılı binaların, gece kulüplerinin, barların, uygunlu-uygunsuz eğlence yerlerinin arasında, evini, ailesini, komşularını  aramaktadır. Elbette ki, kendisi hiç yaşamadığı için, onlarda yoktur.

              Peş peşe yaşadığı şoklardan sonra, hayal biter,  görüntüde, yeniden kulübededir. Tüm gece bir rüya görmüş gibidir, buraya nasıl geldiğini bilememekte, ancak,  hayal meyal bir şeyler hatırlamaktadır. Gece sabaha kadar yanan ateşin sıcaklığında çamaşırları kurumuştur, dışarıda kar durmuş, parlayan güneşin aydınlık ışıklarıyla yeni bir gün parıldamaktadır.

               Melek ortalıkta görünmemektedir, giyinir, şehre doğru yürür, rastladığı insanların hallerinden durumun ne derece kötü olduğunu anlayabilmektedir. Para olmadığı için, kredi kullanılan banka borçları ödenememiş, büronun kapısına doluşmuş insanlar  paralarını  sormaktadır, dünden beri  kendisini aramış olan karısı, dostları boynuna sarılmakta, bütün gece nerede olduğunu sormaktadırlar, zorlukla içeri girebildiğinde ise maliye müfettişi ile karşılaşır.

                Sonunda bazı dostları yardımına yetişir, halkı ikna ederler, bir çoğu cebinden para çıkartıp yeniden aidat verir, bankaya ödenecek meblağın toparlanmasıyla   mesele hallolur.

               Elbette ki Capra, bir Noel hikayesini  kamuoyunda paylaşan, ilk ve tek sanatkar değildir.  Noel konusu sosyal –sanatsal alanda sık sık kullanılmaktadır. 70’li yıllarla beraber Tv’nun dünya yüzeyine yayılımı ve kurulan  yaygın  medya ağları konuyu  iyiden iyiye dünya kamuoyunun gündemine oturtmuş, özellikle, dünya tarihinde  her sene bitiminde  yıl sonu-  yıl başı ikilisi yaklaşırken, yılbaşından bir hafta önce Hristiyan ülkelerinde başlayan  dini Noel kutlamaları, takvime dayalı yıl dönümleri ile eşdeğerlilik algısı yaratmıştır. Ayrıca, gerçek Noel’ le ilgisi olmayan bir Noel Baba konusu yerli yersiz yaklaşımlarla kullanıla kullanıla,  ilgili-ilgisiz toplumların ve insanların beynine ve yüreğine  yerleştirilmiştir.

             Gerçek Noel Baba’nın Antalya Demre’de bulunan Aziz Nicolas olduğu efsanesi yaygınlaşmış, aziz Nicolas’ ın mezarı Hristiyanlarca kutsal ziyaret yerine dönüşmüştür. Yukarıda hikayesini  anlattığımız filmde olduğu gibi,  Hristiyan ülkelerinde, özellikle ve büyük çoğunlukla, yaratıcı fikirlerin bol bol yeşerdiği Amerika’da,  tümü Noel konulu veya içinde parçalar halinde Noel ile ilintili,  bağlantılı, içinde zaman zaman mizah, güldürü, ince espriler, duygusallıklar  vb. filan da bulunan  bir çok film, mizansen, haber vs. çekilmiştir.  Bir çoğu bizde de gösterime girmiş, ilgiyle izlenmiştir, izlenmektedir

               Yakın versiyonlarda ‘çocuklara hediyeler getirdiği geyikli kızaklarıyla sevimli tonton dede’ imajıyla,  zencisi, Çinli’si her tür ırk ve renkten uydurulan   Noel Baba’lar  ve  yeni versiyonlarda da ‘mini etekli genç, güzel   ve çekici  kızlar’ dan oluşan sevimli  Noel Anne’ler yaratıldı. Mayayı iyi tutturdular, korkarım, yakında ‘yardımsever’ Noel Çocuk ve hatta değişik  Noel akrabalar da çıkabilir.  Noel ve özellikle Noel Baba konusu git gide popülerleşmekte, etki ve görülme alanı  kutuplardan sıcak denizlere kadar genişlemektedir.

               Ancak, dikkat edilirse Akdeniz-İtalyan  asıllı  F.Capra’nın İkinci Dünya Savaşı’nın, hemen sonrasında ABD’de çektiği bu  filmde, Noel baba filan yoktur.  Sadece,    Noel  kutlaması ve Tanrı’nın gönderdiği bir iyilik meleği vardır. Noel Baba efsanesi henüz  abartılı olarak yaratılmamıştır, bazı toplumlar da  biliniyorsa da, fazla yaygın değildir.

                Noel, kuzey yarımkürenin kutba yakın bölgelerinde de kış mevsiminin, en soğuk günlerin ilkel Avrupa kavimlerindeki sembolüdür. Avrupa’dan Asya’ya , İngilterenin kuzeyinde Galler’deki Avrupanın ilk ve en eski kavmi Keltlerden Asya’nın Kamçatka yarımadasında ki Asya Kavmi Tuvalara  kadar  tüm kuzey kutbu kavimlerinde kış şartlarında yakıp ısınılacak  bir ağaç, en bol bulunan çam ağacı doğanı onlara bahşettiği en makbul bir hediye, muhteşem bir varlıktır ve bugünkü çam ağacı süslemeleri de o günlerden kalmıştır.         

              

 

 

 

 

 

 

 

 

Konuyu açıklamaya tarihi kayıtlardan bir örnekle başlayalım. Gerçi, Hristiyanlık,  geçmişin pağan geleneklerini İbranilerin efsaneleriyle birleştirerek Noeli kendine mal etmiş ve Roma devletinin yaptığı ilk nüfus ve mal-mülk sayımını yılını, birinci yıl olarak başlatıp,  kendine has  yeni bir takvim yaratmış, , sonradan Hristiyanların ilerde peygamberi olacak İsa bebek’inde,   o  günlerde veya  o yıllarda doğmuş olma ve nüfusa kayıt olma tesadüfünü kurnazca birleştirerek,  pagan Roma ve Germen-Avrupa’dan doğu Akdeniz’e, Anadolu’ya, Balkanlara,  nüfuz etme fırsatını bolca kullanmıştır.

             Yine de, Hristiyanlık,  hiçbir zaman pagan adeti olarak gördüğü Noel’i  tam anlamıyla kucaklamış, kendinden saymış değildir. Bazı Akdeniz toplulukları, Antalya-Demre’de mezarı bulunan Akdeniz kökenli Aziz Nikolas’a sahip çıkmış ve onu bir iyilik timsali olarak efsaneleştirmiş iselerse de,  iki bin yıllık Hristiyanlık tarihinde, bir çok yerde Noel-Kış eğlenceleri vardır, amma,  bu günkü anlamda bir Noel baba figürü hiç olmamıştır.         

              Üstelik, geçmiş yüzyıllarda Kelt asıllı Galli- İrlandalı kavimlerin Noel kutlamaları, süslenmiş çam ağaçları çevresinde yeyip içerek yaptıkları gündönümünü kutlamaları ,  Noel kutlamaları , devrin en yumuşak dindarlığına sahip olan,  Germen asıllı Anglosakson-Protestan İngiltere de bile hoş karşılanmıyordu. Hristiyan dini, Noel’in  pagan-putperest  zamanlarından kalma bir adet olduğunu ileri sürerek, Noel çam ağacına nefretle bakıyordu. O günlerde kutlama için çam kesip dallarıyla evine götüreni,   yarı yoldan çevirip hapse atıyorlardı.

               Bu durum 20 yüzyıla kadar böyle geldi, o zamanlar marka olan bir Noel baba yoktu. Sadece,  Sibirya -Rus steplerindeki yoksul köylerde,   yoğun kar altındaki  kış gecelerinde atlarını kırbaçlayarak,  kontların baronların düklerin ailelerini,  şatodan şatoya ulaştıran,  kırmızı beyaz kürkleriyle atlı  kızak sürücüleri vardı. Sonsuz Bozkırlarda uzanan sonsuz sayılardaki köylerdeki yoksul hanelerde, sonsuz sessizlikteki gecenin boşluğunda uzaklarından geçen kızaklardaki atların çan sesleri  duyulur, sürücülerin kırbaç şaklatmaları  ile  eğlenceden eğlenceye giden soylu gençlerin kahkahaları arasında,   geceleri yarı aç yatan  yoksul çocuklarının rüyalarına giren, onlara rüyalarında, gökte pırıl pırıl parlayan ay ışığı altında sürdüğü kızağıyla gökten inip,  kendilerine tıpkı varlıklı çocuklar gibi hediyeler, ama daha çok, sofralarına kızarmış etler, türlü yemekler, tatlı meyvalarla dolu muhteşem lezzetli sofralar getiren, iyi yürekli  merhametli-şefkatli  kızak sürücüleri vardı.

            20.yüzyılın başlarında ise, her şey paraya dönüştürülmeye başlamış, artık bolca üretilmeye başlanmış olan  sanayi ürünlerinin  kitlelere    birer iyi yaşam aracı olarak,  tanıtılarak kitlelerce kolayca tercih   edilmelerini sağlayacak ,daha  önceleri de kullanılan, ancak 20.yüzyılla iyice geliştirilen reklam faktörü,  hızla kitlelere pompalanmaya başlanmıştı.

             Amerika’nın dünya da bir numaralı marka ürünü Coca Cola’nın satışını arttırmak amacıyla, reklam hazırlama çalışmaları yapılırken, soğuk içecek kavramından kar, kardan  Kanada-Sibirya, Sibirya’dan,  kızak sürücülerinin  kürklü-renkli  kıyafetleri akla gelmiş, beyazlı-kırmızılı-renkli kürklü  albenili kıyafetli ve sevimli merhametli-iyi kalpli- çocukları çok seven  kızak sürücüsüne  giydirilen beyaz üstüne  kırmızı kemerli , kırmızı şapkalı görüntüyle, gökten inen yarı melek- dindar  imajlı bir tonton dede yaratılmış,  yayın araçlarıyla toplumun sempatisi kazanıldıktan sonra,  kemer misali kırmızı halkalarla süslenmiş   göz alıcı şişelerinin içerisinde ki ‘coca’ sıvısıyla hazırlanan  gazlı içecek,  piyasaya sürülmüştü.

              Noel kelimesi, Avrupa’nın en eski  kavimleri olan Kelt, Galat- Gal  dilinde Keltçe-noel-noio-yeni kelimesi ile hel- güneş kelimelerinin birleşmiş halidir. Latince’de  natalis-doğum, Fransızca’da nouvelle-haber , İngilzce’de  Cristmas-müjde, Almanca’da Noel- kutsal gece anlamlarını taşır.

              Birinci olarak,  eski Avrupa- Kelt kökenli bir kelime olması dolayısıyla,  zannedildiği gibi Hristiyanlıkla bir ilgisi yoktur. Zaten en uzun gece olan 21 aralık tarihine yakın olması da, bizi,  dinden ziyade  bilimsel bir gerçeğe,  Yerkürenin,  güneşin etrafında, kendi ekseninde 23.5 derecede eğik olarak  dönmesi nedeniyle  mevsimler oluşur ve buda bizi,  güneş ışınlarının kuzey yarımküreye  en eğik bir  açıyla gelmeye başlamasıyla, kuzey yarıkürenin  soğumasının başladığı, en kısa gün en uzun gece olan  21 Aralık gündönümüne yöneltir. Avrupa’nın en eski geçmiş ilkel yerli topluluklarından Keltler, Germenler, Slavlar, hatta yakın bazı Turani kavimler de, ıssız steplerde  yaşarlarken , günlerin kısalmasından ve soğumasından,  bu olayı -gün dönümünü  fark etmişler ve zaten,  kafalarında- düşüncelerinde-efsanelerinde  ilkel bir yılbaşı düşüncesi yaratmışlardı.  Günümüzdeki ışıklı noel süslemeleri, bir zamanların Kuzey Kutbuna yakın  yaşayan Germen-Turan  kavimlerinin hafızalarına kaydolmuş olan, bugün dahi dikkatimizi çeken,  ilginç kuzey kutup ışıklarının  hatırasıdır.

            Noel’in veya yılbaşına dönüşmesine gelince;   Bunun için öncelikle antik dönem takvimlerini anlamamız gerekir. Bölgemizdeki en  eski uygarlık olan Mısırlılar bazı hatalarıyla birlikte,  365 günlük ve 12 aylık  Güneş Takvimi’ni kullanıyorlardı. Mısırdan ayrılan İbraniler ve Yahudiler de  365 gün ve 12 aylık takvime benzer, ancak , tarih olarak ayların hesap edildiği- sayıldığı  Ay  Takvimi’ni kullanıyorlardı. Bazı dini hikayelerdeki-efsanelerdeki  inanılmaz  derecede  abartılı rakamlarla anlatılan, falan kişi şu kadar yaşadı, filan olay şu kadar sürdü gibisinden verilen bilgiler Ay Takvimi üzerindendir.

 

 

            Ancak,  gerçek anlamda    Noel kutlamaları- 21 Aralık’ın yılbaşı , yeni yılın başlangıcı olarak  kullanılması , Roma devletinin kuruluşu ile  Roma kış festivalleri olarak başlar ve günümüze kadar gelir. 

  Roma   İmparatorluğu’nun kurucusu Romulus,  bundan 2700 yıl önce ilk Roma takvimini yaptığında,  365 günlük  ve 12 aylık bir yılı, şimdiki takvime göre Mart ayından başlayıp Aralık’ta bitecek şekilde 10 aya bölmüş ve Roma Tanrılarının adlarına-daha doğrusu o devirde bilinen gezegenlere- göre  sıralamış, yılın en soğuk günleri olan, hiçbir şey yapamadan bomboş geçen ,  bir getirisi olmayan, doğanın en bereketsiz-verimsiz ayları Ocak ve Şubat aylarına karşılık gelen dönemi ise hiç takvime koymamıştı.  

            Romulus,   yeni yılı,   güç-erkeklik-iktidar-egemenlik  sembolü olan Roma savaş tanrısı ‘Mars’tan dolayı, Martius-Mart ayından başlatmıştı. O zamanlarda halk,  bu takvimi tarım yapılacak günlerin takibi için, imparator ise vergi toplama günlerinin belirlenmesi için kullanıyordu. Günümüzde bile Mart ayının ‘mali yılbaşı ve vergi ayı’ olması, o günlerin hatırasıdır.

         O zamanların kabaca hesaplarıyla, muhtemelen  gecelerin uzamaya  başladığı Aralık ayının sonlarından itibaren, günlerin uzamaya başladığı Mart ortalarına kadar bir zaman diliminde yer alan   Ocak ve Şubat ayları ise  boşluk aylarıydı. İş-güç yoktu. Köylüler –yoksullar, kıt kanaat  geçim- açlık  derdindeyken, zenginler  tıka basa yiyecek  dolu ambarları-  göz alıcı sofralarıyla evlerinde  şenlikler yaparlardı.   Roma’da Kış Şenlikleri denilen,  o zamanların öncül  Yılbaşı Kutlamaları o şekilde başlamıştı.    

            Roma Kış Şenlikleri , zaman içerisinde ise Mısır-İbrani-Filistin-Yahudi kökenli   Hz. İsa’nın doğumu  ve  Hristiyanlık dini inanışlarıyla birleşerek,  sıradan halk  arasında ulvileştirilir ve Latince natalis –doğum-doğuş  kutlu olay, kutsal doğum, güneş tanrısının doğuşu,  doğuş, milat yortusu olarak tanımlanmaya başlanır.  Daha sonraları ise , Kuzey-Germen-Ostrogot  kavimlerinin Roma’yı istilala ederek oraya yerleşmeleriyle, ilkel kabilelerdeki bu yılbaşı- Noel düşüncesi-yargısı-efsanesini de bünyesine alarak geniş toplum çevrelerine yayılmaya başlar.

      Bu arada, daha İsa doğmadan yıllar önce

     Elbetteki ,  o zamana kadar kullanılan  Romulus’un eski Roma takvimi, artık eskimiş,  aylar-günler ve benzeri bir yığın hesaplar da sıkıntılar yapmaya başlamıştır.  Ünlü komutan ve  İmparator Sezar’ın başlattığı ve

  

 

Jüliyen takvimine göre İsa’nın doğum yıldönümünü Katolikler ve Protestanlar 25 Aralık’ta, Ortodokslar 6 Ocak’ta kutlarlar. Jul Sezar ve Agustus tarafından yaptırılan ve 10 gün eksikle  355 gün tutan juliyen takviminin yerine Papa Xııı Gregory tarafından yaptırılan ve 365 gün 6 saat tutan gregoriyen takvim – miladi takvim miladı tarih başlangıcı ve dünyanın güneş etrafındaki dönüş süresi olan365 gün 6 saatlik zamanı 1 yıl olarak kabul eden

Miladi takvim

1582 yılının 4 ekimini 5 ekime bağlayan gece aradaki 10 gün atlanarak 15 ekime geçildi. Artık 6 saatlerinde 4 yılda bir 24 saat üzerinden bir yıl olarak kabul edilmesiyle 4 yılda bir şubat ayı 29 gün olur.

Günümüzdeki  Yılbaşları, günü-saati , uzayı , yıldızları en hassas cihazlarla inceleyip haritalar çıkaran , yerlerini, yıllarını, ömürlerini sn hassaslığıyla hesaplayabilen, aya adam yollayıp geri getirebilen modern astronomi bilimi sayesinde tesbit edilmiş,  tüm insanlık tarihinin – coğrafyasının evrensel ortak malıdır.Şu veya bu dinle, şu veya bu inanışla ilgisi kalmamıştır. Elbetteki her kes mezhebine göre davranır.

             Noelin, Hristiyan diniyle bir ilgisi yoktur. Putperestlik zamanından kalmadır. Başlangıcı,  yerkürenin ,  güneşin etrafında, kendi ekseninde 23.5 derecede eğik olarak  dönen yerkürenin, kuzey yarımkürede güneş ışınlarının en eğik bir  açıyla gelmeye başlamasıyla soğumasının başladığı, 21 Aralık gündönümü nedeni  ile yapılan  Romanın Kış Şenlikleri’ dir.. Sonradan İsa’ya ve Hristiyanlığa uydurulmuş bir  insan kültürüdür.   

          Hristiyanlığa    uydurulmuş  olması ne fark eder ki.  Bugün gelenek görenek, kutsal inanç –mübarek yer diyerek iman ettiğimiz bir çok şey, tarihin binyılları arasından bir şeylerden değişe-dönüşe bugünlere gelmedi mi ? Nevruz’u, Hıdırellez’i, İsa’sı, Musa’sı, Kabe’si, kandiller vb. ile  Allah kabul etsin Hac Farizası bile binlerce yılın geleneği olarak, tarihin derinliklerinden   bugünlere taşınmış,  bizim için   mübarek  inançlar  değil midir? Ben bu yazıyı kimsenin aklını çelmek için yazmadım. İsteyen istediği gibi düşünür, inanır, yaşar, amma doğruyu bilerek yaşamak,  daha akla uygun olur.

             Başta da yazdığımız gibi her yılbaşı  geçen yılların evrenin, gezegenlerin, samanyolunun ayın yıldızların muhtaşem gökyüzünün  tarihinde birer dönüm noktası, tüm bunların  kenarında miniminnacık insanlık tarihinde birer kilometre taşlarıdır.

            Bizimle beraber evrende yaşamakta, yaşlanmakta.  Biz yok iken bu evren yine vardı,  bizim var olduğumuzu gördü, biz yok olduktan sonra da o  var olacak. Çoooo..ok daha uzun yıllar yaşayacak. O muhteşem cvren-kainat dünyanın var oluşunu da gördü, yaşamın başlangıcını da, bizim yaşamımızın bitimini de görecek, dünyanın sonsuzlukta yok oluşunu da. Bir gün-yaklaşık bin milyar yıl kadar sonra- o da yok olacak.

           Bu gün bizim, doğum-yaşam  yerimiz dünyamızın  güneşin etrafında dönüşünün sembolik olarak  tasarlanmış-hesaplanmış-kabul edilmiş  bitiminin her yıldönümlerinde,  yeni bir yılın daha doğmakta oluşunu kutlama coşkularımız, insan beyninin , insan zekasının bu muazzam ve muhteşem olguyu-yaradılışı- yaratılmışlığı-varoluşluğu,  idrak etmeye başladığımızdan dolayı olan  bir sevincimizdir.

              Şu üç günlük yaşamda, bir kutlama-dünyanın sembolik doğum günü kutlaması  yapılmış, çok mu? Yaşam kaynağımızın var oluşunu, bugün kutlamazsak, ne zaman kutlayıp, yaşamın-yaşadığımızın  tadını  nasıl çıkartacağız?”

              “Peki hocam,  bunları da anladık-kabul ettik, iyi de tıpkı Roma’daki gibi, yoksullar aç yatarken,  bir gecedeki bunca israfa ne diyorsunuz?” “Elbette, komşun açsa-sıkıntıdaysa  önce onu düşüneceksin. Olayı abartmaya ne gerek var?” Saygılarımla. 


Bu haber toplam 882 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları