HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
14 Nisan 2021 Çarşamba
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Türkiye’nin Yeni Güvenlik Stratejileri ve Entegre Sınır Güvenliği (2) (Devam)

29 Ocak 2019 Salı Saat: 08:41

Batının petrol kuyusu Kuveyt’i işgale kalkarak, kendi mahvına da sebep olan Irak-Saddam Rejiminin yıkılışından beri, Ortadoğu’da, özellikle güçlü bir devlet otoritesi bulabilmek imkânsız bir hale gelmiştir ve batı, 2008 ekonomik kriziyle başlayan dünya ekonomisindeki daralmayı da bahane ederek, çoğu Müslüman ve petrol rezervleri sahibi gelişmekte olan küçük ülkelere kredi musluklarını keserek, onları zor durumda bırakmayı ve karşılarında diz çöküşlerini görmeyi ümit etmektedir.

Bazı haklı nedenlerle ayaklanan Arap-İslam toplumlarının başlattığı Arap Baharını ustaca yönlendiren Batı, Libya’da Kutsal Lider Kaddafi’yi ve rejimi devirdikten sonra, ikinci denemeyi, ezelden beri diş geçiremediği , Şii İran ve Irakla  güçlü mezhep bağlarıyla  bağlı Suriye’nin, Şii azınlık rejimine uygulamaya kalkar, ancak, Şam’ da ki kemikleşmiş bir Şii  kökenli  asker-bürokrat-tüccar  dayanışmalı  sosyoekonomik yapı dolayısıyla,  başarılı olamaz.

Türkiye’nin tüm barış yanlısı çabalarına rağmen Fanatik Şam rejimi direnir ve üstelik te, Batıyla işbirliği yapan Halep merkezli Sünni muhalif kesimlere karşı saldırıya geçerek, bu bölgelerde taş üstünde taş bırakmaz. İkiye bölünen Suriye’de baş gösteren otorite boşluğu sayesinde, Fırat kıyısındaki  Rakka’yı  kolaylıkla  ele geçirerek başkent yapmış olan İŞİD’in, yine Fırat üzerindeki Türk toprağı sayılan Ceber Kalesindeki Anadolu Selçuklu  Süleyman Şah Türbesi’ni de tehdide başlaması üzerine, Türkiye,  Türbeyi  daha  kuzeye alır ve  gitgide yaklaşan tehdide karşı  gerekli tedbirleri de almaya başlar.

İŞİD’in, sınırlarımıza kadar gelip dayanması ve sınırın Suriye tarafındaki Kürt kenti Kobani’nin düşme tehlikesi üzerine, Türkiye’nin bölge konusundaki tezi, güney sınırlarımızda, Suriye arazisinde uçuşa yasak tampon bölge kurulması idi. Konu ABD tarafında olumlu karşılanmıyordu. ABD Dışişleri Bakanlığı, konuyu incelemeyi düşündüklerini belirtirken, Savunma Bakanlığı-Pentagon ise, Irak’ın kuzeyindeki gibi, bir uçuşa yasak bölgeye,  hiç taraftar görünmüyordu.  Sonradan anlaşılacağı gibi, orayı da kendilerine ayırmışlardı.       

Daha önceki yıllarda petrol bölgesi Kuzey Irak’ta, isyancı Kürt lider Barzani’yi korumak için, Türk hükümetlerinin tüm haklı karşı çıkışlarını, sinsi eylemlerle bertaraf eden ABD, yeni Obama yönetimiyle birlikte, yeni Ortadoğu petrol düzeninde rol oynamayı arzulayan, bazı batı Avrupa ülkelerini de yanına alarak, bu kez, yeni bir strateji geliştiriyordu. 

Hem Rusya endişesiyle B. Esad’ı bir türlü gözden çıkartamıyor,  hem de İŞİD tehdidine karşı Kuzey Suriye Kürt güçlerini güçlendiriyoruz bahanesiyle, paralı asker olarak himayesine aldığı Suriye Kürt gençlerinden ve PKK kalıntılarından, kuzey Suriye’de,  Okyanus ötesinden taşıdığı binlerce TIR dolusu zırhlı araç ve son model silahlarla başta İran’a, sonrada belki de Türkiye’ye karşı,  zırhlı savaşçı tugaylar oluşturuyordu.

Dahası, gerçek niyeti olan,  sınırlarımıza komşu üç noktada yer alan Kamışlı-Kobani-Afrin Kürt bölgelerinin birleştirilerek, Kerkük-Lazkiye hattı boyunca kurulacak olan yeni petrol hattının, Batı-Kürdistan bölgesinden geçip, Lazkiye veya yakın bir yerlerden, hatta, Beyrut veya İsrail’in Hayfa Limanı’ndan,  Akdeniz’e kavuşacak şekilde ayarlanmasına, bu sayede,  Türkiye’den geçen Kerkük- İskenderun hattının bertaraf edilerek, Türkiye hattından daha ucuz ve İsrail’e daha yakın, bir nevi İsrail kontrolünde, ya da vanası İsrail’in elinde olacak bir petrol boru hattının kurulmasına göz yumuyordu.

İŞİD’in hızlı taarruzlarla gitgide yaklaşmakta olduğu, güney sınırımız çok korumasız kalıyordu. Haklı olduğu tüm konularda, büyük bir vurdum duymazlıkla, Türkiye’ye dirsek gösteren Amerikan yönetimlerinin, her halde Ortadoğu hakkındaki toplumsal cahilliklerinden olacak, para sevgisi  çok- vatan sevgisi az, canı tatlı-keyfine düşkün –iki yüzlü-kaypak muhalif Arap gençlerinden oluşturdukları, en modern silahlarla ve teçhizatlarla donattıkları Özgür Suriye  Ordusu’nun kapsamındaki, 30. ncu Tugay’ın, sınırı geçer geçmez, silahlarını atarak ve resmi kıyafetlerini çıkartarak, İŞİD’in yan kolu El Nusra’ya teslim olmaları ve onlarla birlikte Rakka’da geçit törenine, şenliklere katılmaları ise, Dünya Askerlik Tarihi’ne yazılacak en onursuz  eylemlerden ve en yüz kızartacak savaş olaylarında biriydi ve  Amerika işi, yüzüne gözüne bulaştırmıştı.

Bölgede öyle bir tablo vardır ki, dostlar başından ırak olsun. Başta Türkiye, ABD, Rusya, Şam rejimi, S.Arabistan ve Körfez ülkeleri, İran  vb. sıra sıra ülkelerin askeri güçleri  ile aralarına serpilmiş El Nusra ve diğer radikal guruplar, Hizbullah, Özgür Suriye Ordusu, Suriye Demokratik Güçleri-YPG-PKK gibi her birinin  paramiliter örgütleri. Ortada İŞİD. Herkes İŞİD’le ve birbirleriyle sorunlu. Bölge tam bir mayın tarlasıdır ve Türkiye’nin bölgede güvendiği tek dostu ise, Türkmen Dağı’ndaki Türkmen Tugaylarıdır.

Bir sabah, bütün dünya, Suriye’ deki İŞİD mevzilerinin, Rusya’nın Hazar Donanması tarafından atılan füzelerle vurulduğu haberiyle uyanır. Olayların büyümesi üzerine Rusya, en kısa zamanda parlamentodan, Rus askerlerinin yurt dışına gönderilmelerine izin veren yasayı çıkartıp,  savaş durumuna geçmiş, bir gecede, Hazar Denizi’ndeki savaş gemilerinden attığı füzelerle İŞİD hedeflerini darmadağın etmiştir. Saldırıdan önce Türkiye’yi de bilgilendirmiştir. Hazar Saldırısı’ndan sonra ABD,  Diyarbakır’daki hava güçlerine takviyeler yapmaya başlar. ABD uçak gemisi  Theodore Roosevelt,   Basra körfezine gönderilir.

Ruslar, yeni liderleri V.Putin yönetiminde, seksenli yıllardan beri geçirdikleri ekonomik ve sosyal bunalımları atlatmışlar, ordularını en son teknolojiler ve güçlü silahlarla yenilemişler, tarih sahnesine yeniden göz doldurur bir şekilde geri dönmüşlerdir.

Ayrıca, Suriye’ deki lojistik amaçlı deniz üslerini-Lazkiye Deniz Üssü’nü kullanarak, bölgeye her türlü yığınağı yapabilmekte, aynı şekilde-Lazkiye Hava Üssü’nden ve diğer hava üslerinden kaldırdıkları uçaklarla, bölgedeki her türlü çatışmaya müdahale edebilmektedirler. Bu arada, Ruslar her ne kadar, bombardımanlarla İŞİD’ e müdahale ettiklerini iddia ediyorlarsa da, dünya kamuoyu, İŞİD’den çok Suriye’li muhalifleri bombaladıklarının farkındaydılar. Elbette ki Ruslar da,  hazır fırsatını bulmuşken, Suriye kapısından, yeniden Orta doğu coğrafyasında yerleşmeye, önemli roller ve avantajlar kazanmaya da çalışıyorlar, askeri üslerini geliştiriyorlar,  uçak- tank- malzeme takviyesi yapıyorlar.

Mart 2011'de gösterilerin başladığı tarihten itibaren Suriye, hali hazırda dörde bölünmüş durumda. Kuzeybatı ve güneydoğusunun bazı bölümlerinde muhalifler bulunuyor, Şam'dan Halep'e kadar olan hattı rejim elinde tutuyor. Ülkenin kuzeyi Cerablus-Azez hattı dışında terör örgütü PKK'nın Suriye uzantısı YPG' nin kontrolünde. YPG, ABD'nin desteğiyle ilerliyor. Rakka'da kuşatılan terör örgütü IŞİD ise, halen ülkenin doğusundaki geniş bir alanda hâkimiyetini sürdürüyor.  Aslında Esad Rejimi,  Suriye’nin yarısından vazgeçmiş durumda, ordu, Başkent  Şam’a, askeri ve ticari stratejik yolların kesişme noktası olan tarihi  Halep şehri’ne  ve  Akdeniz’e  açılım noktası  olan liman şehri  Lazkiye’ye   ağırlık vermektedir. Diğer taraflar pek umurlarında değildir.

Ülkenin ve halkın yarısı,-özellikle kuzeyde,  Halep ve çevresindeki Sünni kesimin tümü harap olmuş vaziyette.  Şam’daki Esat Rejimi, ancak, Ruslar’ın sayesinde ayakta durabiliyor..                                 

Diğer muhalif unsurlarla beraber, binyıldan beri, bölgede nöbet tutan Türkmendağı’nın Türkmenleri, de ateş altındaydılar. Türkmenleri arkadan bombalayabilmek için, Türkmen dağının kuzeyinden dolanırken, sınır ihlali yapan bir Rus savaş uçağının, Türk savaş uçaklarınca düşürülmesi olayı da, aynı günlere raslamıştı. Sonunda Ortadoğu’ da yeniden belirmeye başlayan büyük bir Amerikan Müdahalesi riskine karşı Türkiye-Rusya-İran işbirliğini sağlayan Astana görüşmeleri devreye girer ve Türkiye’nin Esad Rejimi ile olan sıcak sorunları soğumaya bırakıldı.    (Devamı var)  


Bu haber toplam 623 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları