HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
13 Nisan 2021 Salı
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Antik Çağda Bir Şair Kadın: Sappho’dan Şiirler (1)

27 Şubat 2019 Çarşamba Saat: 08:53

Birinci Betik. Afrodit’e Yakarış.

Antik Dönemin En Ünlü Kadın Şairi SapphAfrodit'e Yakarış;

*Tahtı renkler saçan ölümsüz Afrodit  / Zeus'un oyuncu kızı, ey kraliçe/
üzgüler ve kaygılarla yüreğimi   / ne olur ezme.
                                                        Gel gene eskiden olduğu gibi   / duyunca uzaklardan yakarmamı / babanın altın evini bırakıp  / geldiğin gibi
Arabanı hızla sürüp göklerden  / yeryüzüne getirirlerdi seni /  sık kanatlarını çırpıştırarak  / güzel serçeler                                                                     Konuverirlerdi yere ve sen /  ölümsüz yüzünde gülümsemeyle /  başıma gelenleri sorardın, / neden   çağırdığımı,
Deli gönlümün dileğini, sorardın:  / ‘Peitho’  kimi getirsin kollarına, / sana bugün böyle haksızlık eden  / kimdir ey Safo ;                                              Şimdi kaçsa da tez düşer ardına  / armağan almayan gelir armağan sunmaya  / istemese de, sevmese de bugün  / er geç sevecek."
Gel kurtar ne olursun gene beni  /  bunca zorlu kaygısından gönlümün /
oldur olmasını dilediğini, / katıl savaşıma. Sappho. Şiirler.

        “Şiirin ilkesi, insanın üstün bir güzelliği özlemesidir. Bu ilke bir coşkunlukla, bir ruh taşkınlığında kendini gösterir. Bu coşkunluk, aklın yoğurduğu gerçeğin dışındadır.”derler.                                                                        Şair olmak kolay değildir. Hayalinde özlediğin o güzelliği, mısralarda öyle bir canlandıracaksın ki, gerçek aklın üstüne çıkacak.

          Bu günde sizlere, antik çağların bilinen ilk kadın şairi, yaşadığı zamanlardaki orijinal adıyla Karia’lı-Lesbos’lu  Sappho’dan  söz edeceğiz.

         Önce Afrodit’ten söz edelim. Efsanelerde eski Yunan baş Tanrısı Zeus’un kızı. Yunan mitolojisinde aşk, güzellik ve arzu tanrıçası olarak geçiyor. Güney Kıbrıs’ın Paphos-Baf kentinde,  deniz dalgalarının köpüklerinden doğduğu anlatılıyor. Gerçekte ise,  Anadolu  ve çevresindeki üç bin yıllık  anaerkil  Tanrıça Kibele aile düzeninin bir kalıntısı. Anadolu-Ege-Yunan kültüründeki, efsanevi bekar kız olarak yaşayan Amazon kökenli  efsanevi  Zeus’un kızı, tanrıça  Athena’ nın  bir benzeri. O da Zeus’un kızlarından. Bu Zeus’ta, her gittiği yere, çayır-çimen-çiçek  ekmiş herhalde. Afrodit’in özelliği ise, kendisini aşka adamış ve Anadolu kadın aşk dünyasında özel bir  yeri var. Devir kadınları için bir abla, anne, bir  şefkat timsali. Seven, aşık olan, aşk acısı çeken kadınlar için  halden anlayan, teselli veren bir azize, zor zamanlarında onların yardımına koşan, dertlerine çare bulan bir tanrıça. En bilinen örneği,  Troya Savaşları sırasında yaralanan Paris’i, savaş meydanında kucaklayıp sevgilisi  Helena’ nın kollarına kavuşturmuş olması. O nedenle tüm kadınların göz bebeği.

              Bölgede Afrodit  kültü çok yaygın. Doğum yeri Kıbrıs, dolayısıyla da Afrodit kültü’nün doğal merkezi Kıbrıs. Ona Kıbrıslı tanrıça deniyor. Ünü, Ege –Siclad –Kitera adaları üzerinden Attica yarımadasına kadar uzanmış. Adına, sadece Ege-Karia’da üç adet tapınak inşa edilmiş olup, Kaş adası, İda-Kaz dağı, Atina, İsparta, Megara, Korint, Sicilya vb. gibi Anadolu, Ege ve  Akdeniz’in bir çok yerlerinde de tapınakları  ve heykelleri bulunmakta, adına festivaller düzenlenmekte.

           Gerçek bir yaşam  olarak  düşünürsek, büyük olasılıkla, Girit kralı Zeus’un Suriye kökenli bir kadından olma kızı, soylu ve güçlü bir kraliçe, bir hükümdar. Kafasına göre takılan  bir kadın. Onun için kadınlar tarafından çok seviliyor ve hayranlıkla anlatılıyor. Güney Kıbrıs’ta Doğu Akdeniz  deniz ticaretine hakim stratejik Paphos kentinde oturuyor ve Ege adaları üzerinden  egemenliği ve ünü Attica yarımdasına  kadar ulaşmış bulunmakta. Öyle anlaşılmakta ki,  egemenliği altındaki yerlerde malüm özel hayat biraz daha rahat, katı erkek egemenlik kuralları,  henüz oralarda pek fazla faaliyete girememiş. Onun için yine kadınlar tarafından daha da çok seviliyor. Başı sıkışan kadın Afrodit’e  koşuyor.  Her tarafa yetişebiliyor muydu, bilemiyorum, amma Afrodit kültüne ait olmanın, ona bir nevi taparcasına hayran olmanın, kadınlara inanılmaz bir özgürlük  duygusu verdiği de  kesin.

              Yazımıza konu olan, ünlü  Antik Yunan dönemi lirik şairi, Afrodit kültü rahibesi,  Thiasitos ( taç-çelenk taşıyan) denilen kadın-aşk-sevgi  konularında bir ekol lideri  Sappho’ya gelince; Sappho’nun gerçek yaşamı hakkında çok az şey bilinmekte. Şiirlerden ve muhtemelen binlerce yıl öncesinin Antik Yunanistan’ında ki bazı kayıtlardan, onu öven bazı yazarların kitaplarından  ve halk arasında yaşayan efsanelerden   anlaşılabildiği  kadarıyla, Mö.615 yılında o zamanlar adı   Lesbos-Eresos olan bugünkü  Midilli Adası’nda doğmuş. Aristokrat bir aileden geldiği, Cercylas adlı zengin bir kişiyle evli olduğu ve Cleis adında bir kızı olduğu hakkında bilinen bazı bilgiler.

          Sappho’yu üne kavuşturan özellikleri ise, bir Afrodit kültü rahibesi oluşu, başından bazı aşklar, meşkler, sevinçler,  terk edilişler geçmiş olması. Bunun   daha da ötesinde, kimselere anlatamadığı  sevinçlerini, üzüntülerin lirik şiirler olarak  ifade etmesi ve bunları   sevgili Tanrıçasına sunması, ona  yalvarması, yakarması.

               Bir kadın olarak, cinsellik hakkındaki  düşüncesi  ve doğal  yaşam felsefesiyle  bağlı olduğu  Afrodit kültü’nde,  o da bir azize, o da bir öğretmen. Karia- Bergama’da  bir  kızlar okulu kurmuş olduğu biliniyor. Lesbos Adası’nda da  böyle bir okulu var.

                Çocukların ergenliğe kadar ki  eğitim-öğrenimi için, aile içi eğitimin yeterli olduğu,  o  çağların sosyal düzenlerinde, tüm toplumlarda  bugün bildiğimiz anlamda çocuk ve gençleri yetiştiren okullar yok, çocuklar merak ettikleri veya öğrenmek istedikleri, çevre doğa, bitkiler, avcılık, vb.  bir çok şeyleri ailenin yanında  görerek, gözlemleyerek  eğitilip-öğreniyorlar, ancak, ergenlik başladıktan  sonra  ergenlik eğitimi  verilmesine de  ihtiyaç olmakta.

               Devrin tüm toplumlarında  erkekler ve kızlar için ayrı ayrı, bir tür ergenlik okulları mevcuttu. Örneğin, devrin Atina ve İsparta’sında  erkek çocuklar,  toplumun halk meclisi vb. gibi  yasal kurumlarının  gözetim ve denetiminde,  belli bir eğitim ortamına alınmakta,  özellikle askeri disiplin, silahlar ve  savaş taktikleri  ile  belki bir gün üzerlerine alacakları devlet görevleri,  mümkünse yazı, kanunlar  vb. konusunda eğitilmekte idiler. Kızların eğitim ve öğrenimleri ise, elbette ki,  nispeten daha basittir, daha çok evlilik-eş-bebek bakımı gibi tecrübeli kadınların bu konulardaki  pratik bilgileri yeterli olmakta. Kız kısmına bu kadar yeter. Onlara yazı, mazı, devlet, memleket işleri filan öğretmeye gerek yok. ( Devamı  var)


Bu haber toplam 779 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları