Prefabrik
HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
20 Ağustos 2019 Salı
Fındık Fiyatı


16 TL - 16,50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ

UZM. DR. ALİ COŞKUN

UZM. DR. ALİ COŞKUN

Tıp Bayramı Tarihçesi

4 Mart 2019 Pazartesi Saat: 09:33

14 Mart : Bilim’e kavuşmayı engelleyen duvar’ın kırıldığı tarih olarak başladı ve Bu Yüce Millet’in özgürlüğü için, Al Sancağın rüzgarlarda kutsal vatan üzerinde özgürce dalgalanması için, Ezan-ı Muhammedi’nin susmaması için, bu Ülkenin evlatları olan alnından öpülesi genç hekimlerinin, kendi canlarından vaz geçmeyi göze aldıkları tarih olarak noktalandı.

 

Osmanlı Coğrafyasında 1800’lü yılların başında Tıp doktorları o eski tüm cihana önder olan ve adına methiyeler düzülen meslek erbabından ziyade, sıaradanlaşmışlar, dolayısıyla tıp eğitimi de birçok tıp medresesinin kapanışıyla büyük bir darbe almıştı. Tabi böyle olunca da hem bu boşluğu hem de ortalığı Avrupalı yabancı hekimler ve azınlık gruba mensup gayrimüslim hekimler doldurmuştu. İstanbul da her o zamanlar her yabancı hekimin mesleğini yapmak isteyeceği muzzam bir başkentti. Bunlar yetmiyormuş gibi bir de biz alaylıyız, halk doktoruyuz, tahsile ne gerek var deyip, ortaya çıkan sahte hekimler,  birçok hastanın ölmesine neden oluyorlardı.

Sultan III. Selim zamanında bu yetersizliği ortadan kaldıracak Tıphane açılması fikri malesef Ulema’dan çekinildiği için yapılamadı. Çünkü kadavra ile yapılacak olan Anatomi bilimi yani adaba aykırı yerlerin teşhiri yasaktı, bu anlamsız kadavra yasağından dolayı Tıp fakültesi kurulamadı. Fakat yine de İlerlemeyi hele de tıp alanında ilerlemeyi çok önemli bulan 3. Selim Han, bu yasağı Rumlara tıp fakültesi kurmaları için izin vererek 1805 yılında delmişti. Sonuçta bu topluma hizmet vereceklerdi. Elinden en fazla da bu gelebiliyordu. Tabi şimdi onu eleştiren düşüncelerinizi anlıyor gibiyim ama, ben hep derim ki : Bir insanı, kararının doğru veya yanlış olduğunu sorgulamak için o anki şartlara haiz olmak gerekir, aksi takdirde yapılan yorum zulüm olur.

Tekrar konumuza dönersek : Artık bu ortamda bırakın iyi hekimi, hekim bile yetişmiyordu. Bu durum o zamanlar hekim konumundaki Mustafa Behçet Efendi (1774–1834)’yi  çok rahatsız ediyor, derinden yaralıyordu. Oysa kendisi ekonomik olarak zaten iyi ücret alıyordu. Ama ya Devlet ve halk ? Nasıl hizmet alıp geleceğe sağlıklı bakacaktı ? Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi kararını vermişti : Yeni ve modern gelişmelere açık tıbbın, tıp eğitimine girmesi gerekiyordu ve bu durum yeniden tesis edilmeliydi. Ama nasıl ?

Osmanlı sultanı 3. Selim zamanında 20 yaşlarında olan bu genç doktor, 2. Mahmut devrinde olgunlaşmıştı. Artık sözlerine itibar edilir olmuştu. Bu Hekimbaşı ( Başhekim ) ünvanlı akıllı doktorunun fikirlerine ve sözlerine 2. Mahmut da itibar etti ve Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi 1827 yılının  14 Mart Çarşamba günü bu amacına ulaştı. Bu konuda ikinci Mahmut’un ikna edilişi hiç de zor olmadı çünkü artık bir fitne ocağı haline gelmiş yeniçeri ocağının 2. Mahmut tarafından 1826’da lavedilmesiyle, yeni kurulan Nizamı Cedid ve Askair-i Mansure-i Muhammediye ordusuna oldukça fazla miktarda hekim ve cerrah lazımdı.

Bu şekilde 14 Mart 1827’de kurulan Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire isimli Tıp okulu, ülkemizde modern tıp eğitiminin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Tıp okulunun kurulduğu bina ise Şehzadebaşı'ndaki Tulumbacıbaşı Konağıydı. Tıp eğitim süresi Batı ile paralel olarak 4 yıl diye belirlenmişti. Şehzadebaşı'ndaki bu bina içinde Tıphane ve Cerrahhane, eğitimlerini ayrı ayrı yapıyorlarmış. Öğrenciler dört yıl bitince hemen serbest hekim olamıyorlarmış, önce son sene sınavlarını da başarı ile geçmeleri gerekiyormuş, sonrasında  askeri hastanelere veya ordunun askeri alaylarına muavin tabip unvanı ile tayinleri yapılıyormuş. Orada bir usta hekimin gözetiminde en az 2-3 sene çalışıp tecrübeli ve bilgisi tam hale geldikten sonra isterlerse serbest hekim olabiliyorlarmış.

Ondört Mart 1827’de kurulan Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire isimli Tıp okulu birçok kez yer değiştirmiş. En son Galatasaray’daki Enderun ağaları okulu tıp mektebi olacak şekilde dizayn edilmiş ve 1839 yılında ismi de Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane olacak şekilde burada yerleşmiş. Fakat maalesef eğitim dili Fransızcaymış. Eğitim dili Türkçe olan Tıp mektebi sivil olarak Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye adıyla ancak 1867 yılında açılabilmiştir. Türkçe salgını Askeri Tıp mektebine de geçmiş ve 1870 yılında onlar da dersleri Türkçeleştirmişler.

Ulu Hakan Sultan II. Abdülhamit Han devrinde 1894 yılında Haydarpaşa'daki o görkemli ve sanat eseri gibi Tıbbiye Binası inşa edilmeye başlanmış ve 1903 yılında önce Askeri Tıbbiye sonra da sivil Tıbbiye taşınmış ve 1909 yılında iki mektep birleştirerek Darülfünun Tıp Fakültesi adını almıştır. 

Tıbbıyeli Hikmet’i Bilmiyorsanız  Efendimiz (S.A.V.) ‘in bu güzel Millet’e müjdelediği güzel İstanbul Namert İşgal’e nasıl direndi,  bunu da bilmiyorsunuz demektir. ?

Tıbbiyeli 3. Sınıf öğrencisi Hikmet, daha henüz öğrenci Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de. Böyle yazıyorum çünkü Cumhuriyet dönemimiz de dahil Tıp Fakültesi diğer fakültelerden farklı olarak ‘’ ŞAHANE ‘’ lakabıyla anons edilmiştir. Çok ama çok kıymetliydi Tıp Fakülesi öğrencisi olmak. Orada okumak herkese nasip olmazdı. Bunlar Ülkenin gözbebeği öğrencileriydiler. Ülkenin sağlığı ve canı bu hekimlerin mukaddes ellerine emanet edilecekti. Halk da hekimlere ve öğrencilere  o nazarla bakardı ve daha öğrenci olmalarına rağmen sayardı, severdi ve onları toplum önderi olarak görürdü. Hele o öğrencilerden biri vardı ki adı Hikmet, Balıkesirliydi sanki ama çok da önemli değil nereli olduğu, Anadolu yiğitiydi. Yıl 1919, Mart ayının  14’ü Emperyalist vampirler güzel istanbulu işgal etmişler. Al bayrak mahsun, dalgalanamıyor. İngiliz işgalcileri her yere kendi paçavralarını asmışlar. Tıbbiyeli öğrenci Hikmet  kendisi gibi Tıp öğrencisi arkadaşlarıyla bir eylem gerçekleştirmek istemektedir. Bu İşgale dur demek istemekte, daha da önemlisi bu yanan kıvılcımla, İstanbuldaki direnişi tırmandırmak istemektedir. Halkı galeyana getirmek istemekte, onlara umut göstermektedir. Bunun için de 14 mart tarihini özellikle seçmiştir. Çünkü İngiliz askeri zorbalarına bu yaptıklarının ‘’1827 yılında kurulan tıp mektebinin kutlamaları’’ olduğunu söyleyerek  direnişi uzatabilmek, o zamanlar dalgalanması işgalcilerce yasaklanmış olan Al bayrağımızı rahatça dalgalandırabilmek içindir. Bu amaçla da 14 mart 1919 sabahında İstanbulun ve Okulun, İngilizlerce işgalini de protesto etmek amacıyla, iki büyük kule arasına geniş bir Türk Bayrağı asmışlar, nazlı nazlı dalgalandırmışlar fakat bu nedenle İngilizlerin  şiddetli fiziki müdahaleleri ile karşılaşmışlardır. Ama yine de yılmamışlar direnmişlerini sonuna kadar yapmışlardır.  İşte bu hareket İstanbulda heryerde duyulmuş, milletimize moral vermiştir. Bu nedenle her yıl 14 Mart Günü, Tıp Bayramı olarak kutlanan gün ve etkinlik haftası, bizim Ülkemizi işgale gelen sömürgeci zihniyetli İngilizlere, Fransızlara diğer batı işgalcilerine  karşı Bağımsızlık Bayrağı Açarak, bu aziz Millete önder olma görevi yapan muazzam bir teşkilat olan  olan Tıp Hekimlerinin  bayramı olarak kutlanmaktadır.

Yani tıp bayramı bizim Ülkemize has bir bayramdır. Türk Hekimlerinin bu Aziz Millet’e armağan ettiği bir bayramdır. 14 mart Tıp Bayramımız kutlu olsun. Tüm Ülkede bu kadar zor şartlarda ama yılmadan Tıbbiyeli hikmet olmak için  yetişen tıp mesleği erbablarını, görevleri başında şehit eden, darp eden kişiler şunu unutmasınlar, 1919’da Tıbbiyeli Hikmet ve arkadaşlarını darp edenler İşgalci İngilizlerdi. Onlara mı özeniyorlar ? Bir hekimi görevi başında darp etmek vatan hainliği değil de nedir ? O hekimi darp eden, darp ettiği hekimin kendinden sonraki hastalara hizmet veremeyeceğini bilmektedir ve bu Milletimizin hizmet almasına engel olan bir durumdur ve hainliktir. Umarım gelecekte Hekimlerimiz hak ettikleri değerde saygıyı görürler. Çünkü bu toplumun hekimlere hele de hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi ve Tıbbiyeli hikmetlere çok ihtiyacı var.

Tıbbiyeli Hikmet’e ne mi oldu ?

Bu dönemden sonra Sivas Kongresine İstanbuldan delege olarak katılan 3 kişiden biridir. Oysa daha 3. Sınıf Öğrencisidir. Kurtuluş Savaşımızın her safhasında  görev almıştır, Cebeci Asker Hastanesinde, tifüse karşı aşı üretmek için hekim arkadaşlarıyla denemeler yapmışlar ve deneyler sırasında da gönüllü olmuşlardır. Hayatı boyunca asla para, övgü, mevki, ün ya da kibir peşinde olmayıp makama hiç değer vermemiştir. O nedenle siz de tıbbiyeli Hikmet’i yeni duyuyorsunuz. Hatta İlk Cumhurbaşkanımız  Gazi Mustafa Kemal Atatürk, kendisini milletvekili yapmak için aratmış ama bir türlü ulaşamamıştır, hele bir gün Gazi Paşa’ya öldüğü haberi iletilince çok ama çok üzülmüştür. Oysa gerçek öyle değildir bu asil yürekli gerçek kahraman yaşıyordur  hem de Albay Rütbesiyle askeri hastanelerde görev yapıyordur. Sadece makam- mevki istemiyordur. Maalesef en sonuda 1945 yılında Tüberküloz nedeniyle vefat etmiştir. Tıbbiyeli Hikmet ( Hikmet BORAN ), Ünlü spiker, radyocu, programcı Orhan BORAN’ın ( 1928- 2012 )babasıdır.

Ülkemizin ve Milletimizin Tıp Bayramı Kutlu Olsun. 


Bu haber toplam 822 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları