HABER ARAMA
  • DOLAR6,0847
  • EURO6,8189
  • ALTIN251,3952
  • BIST 10086.072
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
24 Mayıs 2019 Cuma
Fındık Fiyatı


16 TL - 16,50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ

YAŞAR KARADUMAN

YAŞAR KARADUMAN

Erguvan Baharın Mor Çiçeği

24 Nisan 2019 Çarşamba Saat: 08:47

Erguvan Ağacının anavatanı Kuzey Amerika, Akdeniz havzası ve Batı Asya iken; Türkiye’de Marmara ve Ege bölgesinde çok yaygındır

Kelimelerin kökenine baktığımızda hemen hepsi Akadçada mor rengi ifade eden “argamannu” sözcüğüne denk gelir. Bu söz  Aramiceye “argavana” diye geçmiştir. Aramice’den Arapçaya “ercuvani” ve oradan da günümüz Türkçesinde erguvan halini almıştır, bundan başka “deliboynuz”, “selecek” ve “zazalak” diye de bilinir (Kaynak: Mamıkoğlu, 2007, 224 –Etimoloji Türkçe

 

Hıristiyan inanışına göre meşhur “Son Akşam Yemeği”nden sonra Hz. İsa’yı 30 gümüş lira karşılığında şikayet ederek ona ihanet eden ve sonradan pişman olan İsa’nın havarisi Yahuda’nın kendini bu ağaca astığı bilinir. 

Bu olaydan sonra efsaneye göre beyaz olan erguvan çiçekleri utançtan kırmızıya dönüşür. Bu nedenle Erguvan ağacının İngilizcedeki adı Judas Tree‘dir (Yahuda’nın Ağacı).

Roma imparatorluğu döneminde erguvan rengi, kararlılığın, gücün ve imparatorluğun rengi idi. Erguvan rengi doğal yollarla üretilebilecek en zor renk olduğu için sadece asiller giyerdi. İmparator dışında hiç kimsenin mor pelerini yoktu. O nedenle erguvan çiçeğine Bizans Çiçeği de denir.

Yine İncil’e göre Hz. İsa çarmıha gerilmeden önce Romalı askerler tarafından üzerine erguvani elbiseler giydirilmiştir. Romalı askerler Hz. İsa’nın göğsüne “Yahudilerin Kralı” yaftasını asmadan önce onunla alay etmek için erguvan giydirmişlerdir, çiçekler  İsa Peygamber’in gözyaşlarını temsil eder (Kaynak: Zencirkıran, 2012, 205).

Yahuda ise olanlardan pişmandır. Aldığı otuz gümüşü baş kahinlere geri götürerek, “Ben suçsuz birini ele vermekle günah işledim” der. Baş kahinlerin oralı olmadığını gören Yahuda, paraları tapınağın içine fırlatarak oradan ayrılır ve kendini bir ağaca asar.

 

 

Diğer yandan, İslam inancında ise Yahuda, Hz. İsa’nın şekline büründürülmüş ve İsa yerine çarmıha gerilmiştir, bu olmadan önce de erguvani renkte bir elbise giydirilmiştir (Doğruyol, 2004, 58). Bir diğer yandan, “Utancından mosmor oldu” deyişi bu olayla bağlantılıdır.. Bugün bazı dillerde Yehuda sözcüğü “kötü adam- hainlik” anlamına gelmektedir

 

 

Osmanlıda Erguvan

Osmanlı’da ise Erguvan moru Hürrem Sultan’ın en sevdiği renk olarak bilinir. Erguvan, İstanbul’u, özellikle de İstanbul Boğazını bahar aylarında kendine has mor rengine büründürdüğünden İstanbul’un simgesi sayılır.

Erguvan, ayrıca yüzyıllar boyu Bursa şehrinin de simgesi olmuştur. Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezit’in damadı  Emir Sultan’ın her yıl Bursa’da müritleriyle buluşması geleneği günümüzde de sürdürülmeye devam etmektedir.

Osmanlı sultanlarının da erguvan ağacını sevdikleri bilinir. 1ci Mahmut, 1735 yılında İzmit, Karamürsel kazaları naiblerine gönderdiği bir ferman ile saray bahçesine dikilmek üzere ‘çınar, dişbudak, ıhlamur ve ergavan [erguvan] ve ahlat’ ağacı gönderilmesini buyurmuştur.

 

Bizans Çiçeği

Erguvan, İstanbul boğazını bahar aylarında mor renge büründürür. Erguvan moru Bizans hükümdarlarının kıyafetlerinde kullanılan bir renktir. Doğal yollarla üretilen en zor renk olduğu için, bir zenginlik ve güç belirtisiydi; imparator dışında hiç kimse mor pelerin takamazdı. Kendiliğinden yetişen erguvanlar, Nisan ayı ortalarından Mayıs ortalarına kadar, çiçekleri ile İstanbul Boğazının süslerler. İstanbul’un kokusunun ıhlamur, renginin erguvan ağaçlarından aldığı bilinir.

Boğaziçinin iki yanındaki erguvan ağaçları en güzel vapurla yapılan seyahatlerde görülebilir. Yoğun olarak Aşiyan mezarlığında, Rumeli Hisarının sağında ve solunda görülmektedir. Rumelihisarı, Yıldız Korusu, Emirgan Korusu, Eyüp (Pierre Loti) yamaçlarında da erguvanların görülebileceği yerlerdir.

 

EDEBİYATTA ERGUVAN

Aşiyan mezarlığında kabri olan İstanbul aşığı edebiyat ustaları Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın birbirlerinin ayakucunda yatarlar ve kabirlerinin etrafında erguvan ağaçları vardır, Aşiyana her çıkışımda bu insanların ve biraz ileride bulunan Orhan Veli’nin mezarına uğrarım.

 

Beklemem fecrini leylaklar açan nisanın,
Özlemem vaktini dağ dağ kızaran erguvanın.
Her sabah başka bahar olsa da ben uslandım,
Uğramam bahçelerin semtine gülden yandım.”
dizeleriyle Yahya Kemal de bahçelerden uzak geçen bir ömrün hüznünü ve Boğaz yamaçlarında erguvanları böyle anlatır..

 

Ahmet Hamdi Tanpınar: 

''Gülden sonra bayramı yapılacak bir çiçek varsa, o da erguvan olmalıdır! Der

 

”Düşünceli yürürken bir yol dönemecinde
Çıkacak önümüze beyaz dallarla bahar…
Hatırlatacak bize şen çocukluğumuzu,
Erguvanlı bir bahçe, mor salkımlı bir duvar”

dizeleriyle erguvanı resmeder Ziya Osman Saba

 

 

Ahmet Haşim, şiirine erguvanı şöyle yansıtır:

Gün bitti.

Ağaçta neşe söndü.

Dallar ateş oldu.

Kuş da yakut.

Yaprakla kuşun parıltısından

Havzın suyu erguvana döndü.

 

Orhan Veli 

Ave Maria”da asaleti işaret ederek bu çiçekten söz eder:

Ve gemisinde Kleopatra

Neden yine kaynaştı havalar?

Saadet mi getiriyor rüzgâr

Dolarak erguvan atlaslara?

 

Hilmi Yavuz’un erguvan şiiri: 
Kim bilir ki dün’dür, ölgündür kalbimiz
Yollarsa her zaman biraz küskündür
Yokuşlarda ve inişlerde...
Zamandır seni sardığım kumaş
Bekledin örtünsün ki yavaş yavaş..
Erguvandın, kayboldun dile gelişlerde.”

 

Orhan Okay, İstanbul, özellikle Boğaziçi ile ilgili duygu, düşünce ve hatıralarını dile getirdiği “Boğaziçi Hâlâ Güzel” başlıklı bir yazısında :

‘Eski İstanbullular, özellikle Boğaziçi sakinleri cemrelere, nevruza dikkat etseler de asıl baharın geldiğine erguvanların çiçek açmasıyla kani olurlardı.

 

Görülmektedir ki erguvan kelimesi farklı kültürler aracılığıyla değişik isimler almıştır ve geniş bir tarih yelpazesine sahiptir.

Erguvan'nın renginin birçok şeye ilham vermiştir birçok sokak ismine,  birçok kitaba, bir otobüs firmasına, mekana, şairlere, ressamlara ilham vermiş erguvan ağacının çiçeği.

 

Kabus Şatosu ve Şahika kitaplarının da yazarı İngiliz yazar A. J. Cronin  Erguvan Ağacı diye gençlik yıllarımda okuduğum aşk romanı, türünde bir de kitabı vardır.

Cronin Erguvan Ağacı kitabında, gençlik zamanında yapılan bir hatanın,  üzerinden geçen yılların sonunda duyulan pişmanlığı  anlatır.

 

Divan Edebiyatında Erguvan

Eyledi şermden görince yüzün

Çehresin reng-i ergavâna gonca

Açıklaması: Gonca senin yüzünü görünce, çehresi utancından erguvan rengine döndü.” (Hayâlî K13/13)

 

Kaşların zerd olsa n’ola ey yanağı ergavân

Şehlere âdetdür altun tozlu olmak çün kemân

(Sunî, G-136/1)

Açıklaması: Ey yanağı erguvan, kaşların sarı olsa ne olur, çünkü şahların kaşlarının altın tozlu olması bir adettir

 

Şitânun şiddeti te’sîr ider mi rind-i mey-hâra

İsâl-i pembedür berf ü şarâb-ı ergavân âteş

(Nev’î, G-198/4)

 Açıklaması: Sürekli bir şekilde içki içene kışın şiddeti hiç etki eder mi? Çünkü yağan kar o kişi için sıcak bir pamuk, erguvan şarabı da ateş gibi gelir

 

Her tarafdan şu’le-sâz oldı nihâl-i ergavân

Bâğa âteş düşdi sandı eyledi bülbül figân

(Nev’î, M/1)

 Açıklaması: İlkbaharın gelmesiyle birlikte açan erguvan ağacı sanki her tarafa alev saçmaktadır. Bu manzarayı gören bülbül bağa âteş düştüğünü sanır ve feryat etmeye başlar

 

Ergavânî câmeni görüp n’ola kan aglasam

Yaraşur âb-ı revâna karşu zîrâ ergavân

(Bâkî G-390/2)

Açıklaması: Sevgilim senin erguvan renkli elbiseni görüp de kan ağlasam ne olur? Çünkü akarsuya karşı yetişen 10 erguvan yaraşır.” diyerek sevgilinin giydiği elbise ile erguvan, şairin döktüğü göz yaşı ile de akar su arasında güzel bir bağ oluşturmuştur

 

Eski Türklerde Erguvan

Türklerin Müslüman olmadan önceki dinleri olan Şaman dininde şamanların hastalıktan korunmak ve kötü ruhları def etmek için erguvanları kullandıklarını görmekteyiz.

Ayrıca Amerikan yerli kabilelerinden Kiyovalar (Kıyı Ovalılar) ki bunlarda Orta Asyadan göç etmiş ön Türklerdir bu kısa ömürlü çiçeklerin ilk tomurcuklarını ilkbaharın kesin işareti olarak görmekteydiler. Karakışı kovup uzaklaştırmanın en kestirme yolunu, erguvanların çiçeklenmiş dallarını çadırlarının kapısına asmakta buldular (Demirel, 2009, 1000).

Bu geleneğin  Anadolu’daki adı baharın gelişi kutlaması olan Hıdrellez’i çağrıştırmaktadır. Anadolu’da da evlerin ana giriş kapılarına ağaçlardan koparılan yeşil yapraklı bir dal konur. Türk kültüründe canlılığını sürdüren ve baharın gelişini kutladığımız Hıdrellez gibi erguvan da adeta baharın gelişini haber veren mevsimlik bir bayramdır.

 

Ünye’de Erguvan

Bu asil ağaç ve çiçekten birkaç tane de Ünye’de vardır. Bir tanesi Haznedar Anaokulunun bahçesinde saray duvarlarının üstünde iki tanesi de Yüzüncü Yıl Kafe’nin karşısında Mithat Kısacıkoğlu Sokağın başında ve ortasındadır.

Bu ağaçlar nisan ve mayıs aylarında çiçeklerini açarak mor renkli çiçekleri ile çevreye güzellik saçarlar.

Erguvan çiçeklerinin ömrü çok kısadır en fazla iki hafta sürer sonra ağaç yeşil yaprakları ilke kışa kadar kalır.


Bu haber toplam 520 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları