HABER ARAMA
  • DOLAR6,0802
  • EURO6,8436
  • ALTIN251,2445
  • BIST 10086.072
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
25 Mayıs 2019 Cumartesi
Fındık Fiyatı


16 TL - 16,50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ

UZM. PSK. DAN. M. ZEKİ SAKA

UZM. PSK. DAN. M. ZEKİ SAKA

Öğrenemeyen Çocuk Yoktur Masalı

13 Mayıs 2019 Pazartesi Saat: 08:40

Biz insanlar düşündüklerimizi, yapıp ettiğimiz her şeyi her zaman uzun uzun anlatmayız. Deyimler, atasözleri, metaforlar kullanırız. Hatta çoğu zaman klişelere başvururuz. Klişe, en naif anlamıyla sözlük karşılığı olarak “basmakalıp ifade” olarak tanımlanabilir. Gündelik yaşamda farkında olmadan kullandığımız bir yığın klişenin varlığından bahsedebiliriz. Klişeler gündelik yaşamın içinde gizlidirler, bile isteye oluşmazlar, taşıdığı mana da sosyal hayatın içinde örtük, gizil bir kabulle oluşmuştur. Böyle oldukları için de çok kolay fark edilmezler, dilde ve gündelik eylemde etkin ve belirleyicidirler. Klişeler dirençlidirler, müdahale kabul etmezler. Ancak zamanla, yavaş yavaş eskirler.

Bir de slogan var tabi. Klişeden farklı olarak sloganlar sunidir. Oluşturulmuştur. Devrin gerekleriyle uyumludurlar. Vaat yüklüdürler. Ve mecburi, köşeli, sınırlı ve tanımlı bir anlam dikte ederler. Özellikle modernleşmenin hızlandığı son iki yüzyıl içinde “kamuoyu” gibi bir kavram üretildikten ve dolayısıyla kitle tanımlanıp var edildikten sonra slogan dediğimiz şey daha görünür hale gelmeye başlamıştır. Elbette her devrin, dönemin sloganı vardı. Mesela dinlerin hemen her döneme damgasını vuracak sloganları olmuştur. Hristiyanlığın “Kurtarıcı Mesih” ya da İslam’ın “İlayi kelimetullah” vurgusu en köklü en bilindik slogan örnekleridir. Fakat bu tür sloganlar gerek taşıdığı mana gerek de kaynağı itibari ile bugün üretilen sloganlardan farklıdırlar. Bu tür sloganlar iddia, niyet ve eylem olarak aşkın bir referansa sahiptirler. Diğer taraftan modernleşmeyle birlikte şekillenen siyasal hayatın içinde sloganlar bir dışavurum, kendini ortaya koyma tarzı oldu. Bir imkân olarak anlaşıldı her şeyden önce. Öyle ki bugün sadece ideolojilerin, felsefelerin, kurumların, iktidarların değil, markaların, insanların bireysel sloganlarına şahit oluyoruz.

Demişken, uzun bir giriş yaptığımın farkındayım. Fakat sözü son yıllarda özellikle eğitim bilimcilerin ve felsefecilerin, sığmaz ama bir camia olarak sınırlandırmak gerekirse eğitim camiasının tepeden tırnağa sıklıkla kullandıkları bir ifadeye, slogana getirmeye çalışıyorum. “Öğrenemeyen çocuk yoktur, öğretemeyen sistem vardır” sloganını hepiniz duymuşsunuzdur. Bu ifadenin sıhhatini, sahihliğini tartışacak değilim. Zaten sloganlar tartışılarak zor aşınırlar. Bilakis güçlü üretilmiş sloganlar her tartışmadan kendilerine biraz da olsa pay çıkarırlar. Ama! Sloganlar gerçekle uyumlu oldukları kadar, vaatlerini karşılayabildikleri kadar direnebilirler. Aksi halde aşınırlar ve eskirler. Çok geçmez yerine yeni bir slogan üretilir.

Evet slogan bu; “Öğrenemeyen çocuk yoktur, öğretemeyen sistem vardır”. Ne anlama geliyor bu ifade? Her çocuk öğrenir diyor. Bu kadar basit ve bu kadar açık. Öğrenemiyorsa adres gösteriyor, sistem diyor. Sistem derken öğretemeyen sistemin olduğunu, olabileceğini salık veriyor. İma etmiyor, aleni söylüyor. Hangi sistem öğretemiyor? Orası muamma. Aslında muamma değil, kendi dışındaki, sahip olduğu iddianın dışındaki her sistem öğretemeyen sistem olarak kodlanıyor. Öğreten sistem ne, hangisi? O ayrı bir muamma. Çünkü gün geçmiyor adı, uygulamaları değişiyor sistemin. Zaten sistem değil sistemler var. Ama aynı iddiayı dillendirmekten, aynı sloganı sahiplenmekten vazgeçmiyorlar; “Her çocuk öğrenir”. Peki, “öğrenme” dediği şey ne, ne anlama geliyor? O bambaşka bir muamma! Yaz yaz bitmez.

Elbette her çocuk öğreniyor. Öğrenmeyen canlı yok ki, insan öğrenmesin. Ama sistem ve onun muhatabı kamu, belirlenmiş, tanımlanmış öğrenmeyi gerçekleştirebilen çocuğu yukarıya taşıyor. Dolayısıyla öyle ya da böyle bir başarı imgesi oluşmuş oluyor. Neticede öğrenemeyen çocuk, başarısız çocuk tanımı ister istemez ortaya çıkıyor. Belirlenmiş, tanımlanmış öğrenmeyi gerçekleştiremeyen çocuklara ne oluyor? Bu çocukları koca bir hayatın, sosyal dünyanın içinde yedirmeye çalışıyorlar. Bütün bunlardan sonra sistem kendi çarklarını yine kendi vaatleriyle beraber döndürmeye devam ediyor. Neticede belirlenmiş, tanımlanmış öğrenmeyi gerçekleştiremeyen dolayısıyla beklenen başarıyı gösteremeyen çocuklar bir şeyi iyi öğreniyorlar; öğrenemediklerini öğreniyorlar. Belki de slogan doğruyu söylüyordur; “Öğrenemeyen çocuktur yoktur”.  Belki de yukarıya bakıp da yerini görmek, öğrenememiş olduğunu fark etmek iyi bir kazanımdır. Ama eksik bir şey var; çünkü bunu bize her sistem öğretiyor. Ve artık bu bir slogan olmaktan öteye geçiyor, adeta bir masala dönüyor; Öğrenemeyen Çocuk Yoktur Masalı…      


Bu haber toplam 208 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları