HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
22 Eylül 2019 Pazar
Fındık Fiyatı


14.00 TL - 14.50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Kırlangıçların Baharı (1)

27 Mayıs 2019 Pazartesi Saat: 08:34

 “Hocam, gözünüz aydın,  kırlangıçlarınız gelmiş.”

 “Bende    bekliyordum,  zaten.”

Olay yanlış anlaşılmasın,  imalı  müjdeyi veren  eleman kız, her yıl taa Afrikalardan filan gelip, eczanenin tentesinin demir aksamının  ekleme   yerine yuva yapan, yumurtlayıp, yavru çıkaran, sonrada, onları, günü geldiğinde uçuran gerçek kırlangıçlardan  söz ediyor. Onların sebebine tenteyi kullanamıyoruz. Hep bu vakitlerde burada oluyorlar. Geçen sene biraz gecikmişlerdi, yolda başlarına bir şey mi geldi acaba diyerek, endişe etmiştim. Kırlangıçların hep aynı yuvaya geldikleri söylenir.  

Cıvıldamalar başladı.  Yuvanın ve binanın çevresinde uçuşup duruyorlar. Gidip gelip, çamur, çöp taşıyıp yuvayı   kuruyorlar.  İnşaat büyük  bir gayretle devam ediyor.  Bende onları   seyrediyorum. Yuvaları tam da  masamın  bulunduğu camın üst kısmına denk geliyor.   Yumurtaya  oturduklarında  karşılıklı  bakışıyoruz. Yavrular yumurtadan çıktıklarında da, yavrularla. Dört beş tane,  dünyayı yeni görmüş minik kafalar yukardan bana bakıyor, bende onlara.

Havada pek belli olmuyor. Bir açıyor, bir kapıyor, sabah güneşli, öğlene doğru bir rüzgar, gökyüzü  bulutlu, akşama ince ince  çiseleme,   Hep, ‘Nisanda bahar gelecek’ demiştik, nisan geçti hala aynı rüzgarlar, bulutlar, çok şükür karakış tekrar  gelmese de,  mayısta yağışlı geçiyor, ortasını geçtik, bahar tam şöyle ağız tadıyla gelemedi,  tam ‘yüzümüzde güller, çiçekler açtı..  pardon, doğa yeşillendi, renklendi, kuşlar, çiçekler, kelebekler ..filan’ derken, pat,  İstanbul’ dan  bu yana soğuk bir hava dalgası, yani meteoroloji diyor ki, her zamanki  mevsim normallerinden  farklı  olarak  Marmara ve Karadeniz bölgeleri serin ve yağışlı  bir havanın etkisinde kalmakta.

Al sana iş, böyle  zamanlarda   insan ne yapacağını,  ne giyeceğini, ne diyeceğini de  bilemiyor, eskileri-kışlıkları geri mi çıkarsak, ne yapsak, nasıl yapsak.  Bugünde yağmurlu, muhtemelen yarında öyle olacak.

Sabah birde  baktım, tv kanallarından  birindeki  sabah  konuşmacıları programında, araya sıkıştırılmış bir şarkı. ‘Haziran da gülüver..’ . Her yöne çekilir, çok manalı,.. Eh hadi bakalım, gülü verir miyiz, gülü vermez miyiz, güler miyiz, gülmez miyiz? İstanbul’da ‘Eko’loji  ne olur, başımıza  ‘Yıldırım’ düşer mi ? Artık,  hayırlısı Allah’tan. Bazılarımız  ‘Her şey,  çok güzel olacak !.. derken, bazılarımız da ‘ Her şey, daha güzel olacak!..’ diyorlar.     Ben de diyorum ki;  ‘Her şey,  belki,  çok daha  güzel olur!..’ 

Hayatımın 15-20 yılı bi fiil İstanbul’lu olarak geçti. Lafın sırası gelmişken, alın bende size bir İstanbul hatırası anlatayım. O zamanlar, İstanbul’da sular sık sık kesilmekte. Sabah kalkıyorsun, bir de bakıyorsun, sular kesik.Annem söylenirdi. “Ben  Maraş’ta kaldım, Tokat’ta kaldım, Gümüşhane’de kaldım, Ordu’da kaldım. Bu kadar sık su kesintisi görmedim. Nedir bu? Oralarda belediye sular kesileceği zaman anons yapardı.  “ Ee, İstanbul  koca şehir, kime anons edeceksin.

Uzun sözün  kısası, sabah kalktım. Sular kesik. İstanbul-Fatih-Aksaray’ da Vatan Caddesi’nde oturuyoruz. Çukurda kalıyor,  genelde kesilmez, ama, demek ki, büyük bir kesinti olmuş. Annemde öyle diyor. “ Böyle olmazdı, kesilse de parmak  gibi akardı, büyük  bir kesinti olmuş, acaba ne zaman gelir?” Ev hali, su lazım, susuz olmuyor. Annem tedbirli kadın, her ihtimale banyo kovası dolu durur, ama, çay için su yok. O zamanlar öyle Allah’ın suyu, şişeye konup, bakkalda satılmıyor. Neyse uzatmayalım. Hikayemiz  zaten uzun sürecek.

Allah, bizlerden önce, şu Şehri İstanbul’da yaşamış, gün geçirmiş, hizmet etmiş bütün atalarımızdan, büyüklerimizden , şehri kuran Konstantin’den Kanuni’ye , Bizans’ın Su Kemerleri’ni yapan  mimarlardan,  su bentlerinin, o zamandan sonraki en büyük onarımını gerçekleştiren Osmanlı’nın ünlü Başmimarı  Mimar Sinan’a  kadar, tüm emeği geçenlerden razı olsun, İstanbul’un, iki bin yıldan beri sessizce işleyen bir su sistemi vardır. Tüm eski İstanbul’u kapsar ve yakın zamanlara kadar, mahalleler arasındaki metruk çeşmelerden İstanbul halkına can-hizmet vermeye devam ederdi. Ben hala da canlı ve yaşıyor olacağını tahmin ediyorum. Allah’tan sokağımızda, tam bizim sokağımızda, o  unutulmuş  bin yıllardan, yüz yıllardan kalma,  metruk, harap, bakımsız, amma, gündüz gece sürekli parmak gibi  akmakta olan  bir çeşmemiz bulunmakta ve  böyle zamanlarda  ufak tefek su ihtiyaçlarımızı   ondan temin edebilmekteyiz.

Sabah kalktım, sular akmıyor. Annem , “ Turgay, sular akmıyor,  çay demleyemedim.” Dedi. Pencereden baktım, çeşmenin önünde üç beş kişi. “ Anne ver şu çaydanlığı, hemen gidip doldurayım.”Ayağıma  pantolonu çektim, elimde çaydanlık  apartmandan indim, çeşmeye vardım, birde ne göreyim, model-kıyafet-tavır-yakın yaş, kardeş oldukları belli  iki genç kız, ellerinde, pardon yanlarında, her biri 60-70 cm lik iki  inşaat harç bidonu, en önde baş sıralarda yer tutmuşlar. Bir iki kişi sürahisini, çaydanlığını doldurdu, gitti, sıra bunlarda, öndeki  koydu  bidonu musluğun altına, o arada millet birikti, ayağında gündelik terlikle kadınlar, işe gitmek için hazırlanmış  erkekler, genç kızlar, delikanlılar, sabah kıyafetleriyle bir yığın çocuklar, bir yığın insan, kimi işe kimi okula gidecek anası karısı vermiş eline, sürahiyi, çaydanlığı, iki  bardaklık çay demlenecek, vatandaş sabah sabah iki yudum çayını içecek, işine -okuluna gidecek.

Lakin, öncelik bidoncularda,  dizildik, bekliyoruz, su parmak gibi akıyor, millet bakıyor, bidon milim milim doluyor. Kızlar pek tanıdık gelmiyor, merak edenler oluyor, soruyorlar. “Siz kimsiniz, nerde oturuyorsunuz,  filan.. ?” . Kızlar serbest  her şeyi anlatıyorlar Aile, yakınlarda bir  apartmanda kapıcılık yapıyor, resmiyette baba görünüyor,  apartmanın altında iki göz odada kalıyorlar.  “Ne  yapacaksınız ki, o kadar suyu?” “Anamız  çamaşır yıkayacak.” Bugün çamaşır günleriymiş,  anaları sabah sabah  suyun kesik olduğunu fark edince, babalarının inşaatçılıkta kullandığı  bidonları ellerine verip, buraya yollamış.

Samimiyet olunca teklifler başlıyor. “ Bizim işimiz çok değil, sıra verseniz de çaydanlığı, sürahiyi  doldurup gidelim.” “ Şu  kız  komşunun çocuğu,  anası merak etmiş,  bari o  doldursun da gitsin.” “ Hanımlar, işe gideceğiz, sizin bidonlarınızı mı bekleyeceğiz, sizin işiniz uzun zaten.” “ Biz işimizi halledelim, siz istediğiniz gibi  doldurun.”  “ Olmaz, anamız bize kızar.” Ne dersen de, kızlar laftan anlamıyorlar. Sertleşmeler başladı. “Ya hu, çeşme sizin malınız mı? İnsaniyetlikle rica ettik. Ananıza  su lazımsa , bidonun  birazı  doldu zaten , onu götürün çamaşıra başlasın, sonra yine gelin,  bizim işimiz kısa, bitince çeşmeyi de suyu da size zaten bırakacağız.” “ Olmaz.” .   ( Devamı var )     


Bu haber toplam 433 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları