Prefabrik
HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Beğenmedim
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
19 Temmuz 2019 Cuma
Fındık Fiyatı


16 TL - 16,50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Atina’da Şehir Demokrasisi. Atina Halk Devleti - Demos. (1)

10 Haziran 2019 Pazartesi Saat: 08:39

“Hocam, Demokrasi denilen şey, Eski Yunanistan’da doğdu, Eski Yunanistan, bugün ‘demokrasi’ dediğimiz, ‘halkın halk tarafından yönetilmesi’ dediğimiz olgunun beşiğidir, deniyor. Bu nasıl olur. Başka bir ülkede de benzer bir şeyler yok mu idi?”

“Evet, bir yere kadar doğrudur. Ancak, küçük bir açıklama da yapalım. Tarihin her devrinde, her yerde, bugün bizim demokrasi dediğimiz olgunun ilkel modeli olan, her toplum biriminin, yani köyün-aşiretin-kabilenin kendine göre bir meclisi olur, yapılacak işler ile ilgili ve bilgili herkes fikrini söyler, tabiî ki genelde bilge yaşlıların değerli sözleri daha ön planda tutulur, ancak, son sözü,  toplumun sembolik lideri olarak seçilmiş,  kral-şef-aşiret reisi söylerdi.

Eski Yunanistan’  da da öyle idi, ancak Yunanlıların farkı, Solon, Kleisthenes gibi akıllı ve ileri görüşlü kişilerin, bu sistemi, geleneksellikten çıkartıp, kurallaştırmış,  metodlaştırmış,  kanunlaştırmış olmalarıdır.          

Baştan alalım; Günümüzden 2 600 yıl öncesi dönemdir. Eski Yunan Devleti sıkıntıdadır.  Büyük bir halk çoğunluğuna, ayrıcalıklı bir azınlık için angarya hizmeti gördüren bir devlet düzeni içerisinde, halk, yüksek soylulara karşı ayaklanmıştır. Kentte,  her iki gurubunda kendi fikir, politika ve stratejilerini yönlendiren, sözcülüklerini yapan partileri vardır. Halk ile zenginler arasında ve dolayısıyla,  Partiler arasında da anlaşmazlıklar vardır. Sonunda,  yıllardan beri süren,  bu çekişme ve kavgalar, bu güzel kent devletinin harap ve bitap olmasına yol açmaktadır.

Amansız birçok çatışma ve çarpışmalardan sonra, her iki gurubun da sözcüleri olan partiler, Atina’nın en ileri gelen yurttaşlarından, orta halli bir varlığı ve işi olan Solon’u, hem uzlaştırıcı, hem de Arkhon-oligarşik kökenli yönetici- yargıç olarak seçerler ve ona devleti yeniden düzenleme görevi verirler.        

“Evet!  Bütün kötülüğü, içinde bulunduğumuz kötü durumu biliyorum.  Yunan ili’nin çökmekte olduğunu görüyorum,  yüreğim derinden derine sızlıyor.”

Solon, bu konu ilgili tüm meydan konuşmalarında, bunları söylemektedir, devletin iyi durumda olmadığını, çatışan her iki tarafa da, ancak, özellikle daha çok zenginlere olmak üzere, dilek ve isteklerinde aşırılığa kaçmanın, iyi bir şey olmadığı yönünde,  nasihatlar vermektedir.

“Sizler, bütün iyi şeyleri bıkıncaya kadar bol bol tatmış olan sizler, taşkın yüreğinizi yatıştırın. Ölçüsüz düşüncelerinize, dileklerinize gereken sınırları çekin. Çünkü biz artık,  her şeye evet demeyeceğiz, bundan sonra sizin her dilediğiniz olmayacak.”  

Solon, eski Yunan döneminde bir  ‘idol’ dür.  Devlet yönetimi ile ilgili olarak çıkarttığı ünlü Solon Kanunları ile tanınmıştır. Bunca iyi niyet ve uzlaştırma çabalarına rağmen, alttan alttan çatışmayı sürdüren taraflarca bunaltılarak,  yurt dışına seyahate çıkmış, gittiği yerlerde hep takdir ve memnuniyetle karşılanmış, bilge bir insan olarak kendisine değer verilmiştir.

Pekiyi, derseniz ki, “ Hocam, bir devlet, şehir, ülke bu hale nasıl gelir? Ne gibi sebepler, hangi etkenler rol almış olsun, bir toplum, halkoyuyla yönetime seçilmiş iyi niyetli bir adamı, neden ülkesine küsüp uzaklara kaçacak kadar bunaltabilir?”  “Tek cevap: Menfaatler çarpışması. Kimsenin gerçek ve hakkaniyetli bir uyuşmaya razı olmaması.”

İsterseniz, konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamak için, bu konuya, Eski Yunan Uygarlığı’nın tarihini anlatarak başlayalım. Tarihi bilgilerimize göre, Eski Yunan Uygarlığı’nın tarihi, MÖ.3000’lerden başlayarak, yörenin Ms. 1.Yüzyılda Roma hâkimiyetine geçişine kadar devam eder.

Eski Yunan Tarihi, efsaneleri ve tanrılarıyla oldukça karışıktır. Tarihi ve sosyolojik olayları dikkatlice düşünürsek, tarihi olayların yüzyıllar-binyıllar içerisinde, tamamen teolojik- dinsel ve teokratik-baskın dini inanç ağırlıklı, gerçeküstü bir yaşam tarzı felsefesiyle anlatıldığını, efsanelerde, tarih boyunca hüküm sürmüş, aslında hepsi de gerçek-canlı birer insan olan Zeus-Hera-Apollon vs. kişilerin ise,  sıradan halkın muhayelesinde tanrılara ve tanrıçalara dönüşmüş-dönüştürülmüş olduğunu fark edebiliriz.

Yazının, yazılı kayıtların olmadığı, ya da çok az olduğu dönemlerden kalma efsaneler der ki, eski Yunanlılar’ın bilinen ilk Baş tanrısı, Girit adası hâkimi ve despot bir kişi olan Kral Kronos’tur. O devirlerde deniz yoluyla çevreye hâkim olmaya başlayan Girit krallığı, Yunanistan’ı -özellikle liman şehri Atina’yı tehdit etmekte ve baş eğmeye zorlamaktadır. Girit adasındaki İda-Olimpos dağında doğan ve sonradan onun-babası Kronos’un yerine geçen, efsanelerde çok ünlü olan yeni baş tanrı oğlu Zeus ise, Yunanistan üzerindeki baskısını arttırmış ve onları kendisine tabi olmaya mecbur bırakmıştır.  Gerçeğini düşünürsek,  Oğul Zeus’un,  Attica-eski Yunan ülkesi-  toplumları tarafından bu kadar tanınması ve yüceltilmesine bakılırsa,  kral olduktan sonra, denizlerdeki egemenlik alanını genişlettiği ve deniz aşırı Attica’ya,  Attica’nın doğusunda Ege denizi kıyılarındaki muazzam bir deniz üssü olan Pire Limanı ile Atina’ya kadar uzattığı anlaşılır.           

Bugünkü Avrupa kıtası,  o devirlerde ancak bilinen bazı kısımlarıyla o günlerde dahi Europe adıyla anılmaktadır.  Deniz aşırı hâkimiyetini genişleten Zeus, Avrupa’ ya da el atmış, Akdeniz kıyılarında, yeni deniz üsleri-liman-koloniler kurmaktadır. Adriyatik denizine kadar uzanır. Avrupa yerli halklarından Europe-mutlaka anaerkil bir kabile şefidir-  adlı bir kadın ile yaptığı evlilikten- ya da eski Avrupa halklarıyla işbirliğinden- olan oğlu Minos’un kral olmasıyla,  MÖ.2600 yıllarından başlayıp, MÖ. 1450’lerde sona eren, ancak etkileri çok uzun zaman daha süren Minos Uygarlığı döneminde, Girit adası ve Akdeniz deniz ticareti altın yıllarını yaşar. Minos Uygarlığının yıkılmasıyla, MÖ.1600 yıllarından itibaren kuzeyden gelerek Attica yarımadasına yerleşen Akalar, Aka-Miken Uygarlığını kurarlar.   

Akalar, Anadolu’ya da el atarlar.   Atina-Pire limanından yelken açan gemiciler, kıyılar boyu ilerleyerek, o zamanlar ki adı Dardanellos olan,  bugünkü Çanakkale Boğazına dayanmışlar,  bölgedeki çifte boğazları, Çanakkale- Dardanellos ile İstanbul-Bosphorus Boğazları’nı ve Marmara denizini aşarak, Karadeniz kıyılarına ulaşmayı amaçlamaktadırlar. Bölgede boğaza hâkim bir konumda ve tunç  (bakır kalay karışımı) çağı Erken Dönem Batı Frigya Birliği’ne-Federasyonu’na bağlı bir kent-devlet olan Truva-Troyalılar, Aka gemicilerine geçit vermezler.  ( Devamı var )


Bu haber toplam 193 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları