Prefabrik
HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Beğenmedim
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
20 Temmuz 2019 Cumartesi
Fındık Fiyatı


16 TL - 16,50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Atina’da Şehir Demokrasisi. Atina Halk Devleti- Demos. (2) (Devam)

11 Haziran 2019 Salı Saat: 08:42

          Ünlü Yunanlı şair Homeros’un,  İlyada ve Odyseus adlı lirik hikayesinde anlattığı  gibi, yaklaşık 10 yıl kadar süren Akalar ve Truvalılar arasındaki savaş, Truva kentinin harap edilerek, haritadan silinmesi ve halkının köle yapılarak sürgün edilmesiyle, acı ve gözyaşı içinde  son bulurken, Aka gemicilerine Karadeniz yolu açılmış, Karadeniz’deki deniz ticareti ve değerli maden yatakları ile doğal kaynaklar Akalıların eline geçmiştir.         

           Tarih hızla akıp gitmektedir. İnsanlık tarihinde bir zaman sonra,  Tunç çağı bitmiş, Demir  devri başlamıştır. Mö. 1200-1100’ lü yıllarda kuzeyden gelen   ve demir silahlar kullanan Dorlar  karşısında, Homeros’un İlyada ve Odyseus’ ta anlattığı, Akaların,  güneş altında parıldayan tunçtan silahlarının fazla bir şansı yoktur. Önce Attica  Yarımadası’nı-Atina’yı   ele geçiren  Savaşçı  Dorlar,  sonra  Peloponnes yarımadasını, sonra da tüm Yunanistan’ı işgal ederler.

             Dönemin özelliği, o devire kadar, tarıma dayalı küçük birer yerleşim  birimi-köy olan, başta Atina olmak üzere İsparta, Thebai, Megara, Korinthos  gibi eski  Aka – Yeni Dor şehirlerinin, Polis adı altında birer askeri üs olan şehir devletlerine dönüşmesidir. Daha sonraları, kuzeybatıda Dalmaçya’da İon adalarından gelip, bu kez  Dorları  baskı altına alan, Apollon’un oğlu İonos’un komutasındaki   İon’larla beraber, öncelikle Ege denizindeki bir yığın takım adayı, daha sonrada Anadolu yerleşik kökenli Amazon- kadın toplumlarının hakimiyetindeki, batı Ege kıyılarını   ele geçirirler. Daha çok sonraları ise, Ege kıyılarında  kurulmuş   Efesos,  Miletos, Focai vb. gibi  kentlerin limanlarından kalkan gemiler,  özellikle  Miletoslu   cesur gemiciler, MÖ. 800 lü yıllarda, Akdeniz, Ege, Marmara ve  Karadeniz’de ticaret liman kolonileri kurarlar .

        Eski Yunanistan’da, Arkaik Çağ denilen  MÖ. 8.ci  ve  6.cı yüzyıllar arası, İonların  istilasıyla ve her şeye el koyan İon soylularıyla, kendi ülkelerinde-topraklarında  köle-işçi durumuna düşen Dorlar ve  Akalar arasındaki kavgalar nedeniyle kargaşa ile geçer.     

         Aristoteles anlatımıyla,  günümüzde, demokrasinin beşiği olarak kabul edilen Atina,  Antik Çağlar ‘dan önceki,  ilk çağlarda, ilkel bir yerleşim yeri idi  ve  Atina  kenti ile çevresinde yerleşmiş olanlar, ilkel bir  tarım toplumu olarak, tarım ve dolayısıyla bir miktarda hayvancılıkla geçiniyorlardı. Toplum çiftçiler ve işçilerden oluşmaktaydı. Çiftçiler, bin yıllar önce Attika yarımadasına gelerek  yerleşmiş,  tarım ve hayvancılıkla geçinen  kavimlerin kabile ve aile insanlarıydı. İşçiler ise, bu guruplara-kavimlere dahil olmayıp, bölgeye dışarıdan gelip çiftliklerde-arazilerde,  ahırlarda boğaz tokluğuna çalışan yabancı aileler, insanlar veya kölelerdi. 

        O zamanlar  Atina’da, baştaki sembolik bir Basileus –Bilge kişi-Kral  yönetiminde, güç ve toprak sahibi, kenti kuran ve kurulduğundan beri  orada yaşayan, dört kabile vardı. Bunlara ‘Phratria’  denirdi. Bunlarda, her biri kendi içlerinde üçe bölünürlerdi ki, bunlara da ‘Trittys-üçte bir’ler   denilirdi.  Böylece  kent toplumu 12 kabileden oluşuyordu.  Trittys’lerde 30’ar  ‘ Genos-soy’ dan oluşuyordu. Her Genos-soyun başında bir  Aile başı- Gennet bulunurdu. Yine bu şekilde, toplum yaklaşık olarak,  360 soy-aileden oluşuyordu. Her soyun, Eumolpid, Kerky vs. gibi   bir adı vardı ve bunlar, genellikle   Soy ata’nın gelip yerleştiği  asıl yurdundan yada  soyun yerleşmiş olduğu araziden kaynaklanan adlardı. Mevsimlere,  aylara ve günlere, yani  bir takvim yılına  benzetilmiş bir toplum sistemiyle, mutlaka topluma bir ulviyet-yücelik kazandırılıyor, bu şekilde toplumu aritmetik bölümlere ayırarak yönetmek, gerek yönetim ve gerekse,  herhangi bir iş-işlem-toplum görevi-kamu yetkisi  vs. için görevlendirmeler  sırasında da pratik bazı kolaylıklar sağlanıyordu.

        Tarlalarda, çiftliklerde çalışan yoksul halka ise, tüm yıl boyu ürettikleri her tür ürünün,  ancak, altıda birini alabildikleri için Polatlar-Hektamerler-altıda birciler    denirdi.

          O dönemlerde, Atinalılar, Olimpos’taki  Yüce Tanrı  Zeus’un oğlu Apollon Patroos’a-Atalar Tanrısı’na   tapınırlardı. Apollon,   Dalmaçya denizi   kıyılarındaki  adalarda yaşayan deniz kavimlerinden İon’ları, Attik yarımadasına yollar,  işgal  ettirir ve İonlu bir kadından olma oğlu İonos’u, Atina’ya kral, daha doğrusu polemarhos- bir nevi bölge komutanı  yapar.

            Zaman içerisinde, batıdan gelen başka yerleşmecilerle  nüfus artınca, diğer bölgelere de başka polemarkhoslar-komutanlar  atanması gerekmektedir. Yeni yerleşimlerle polemarkhoslar çoğalıpta, Polemarhosluk teşkilatının git gide gelişmesi üzerine,  her 10 Polemarkhos’a bir Baş Polemarkhos - Başkomutan getirilir.

          Yunan tarihindeki  İlk Baş Polemarkhos- Baş komutan  Apollon oğlu İonos’tur. Emrindeki ordunun kent halkı üzerinde tümüyle egemenlik kurmasıyla güç kazanır ve sonunda kral  olur. Bu olaydan sonra Attika’lılar,  İonos-Yunan adını alırlar.

            Atina’da  silah-ordu  gücüne dayalı  krallık- monarşi rejiminin başlamasıyla, kent halkının, o zamana kadar sürdüre getirmiş oldukları,  sosyal ve ekonomik düzen tümüyle değişmeye başlar.

               Daha sonra gelen krallardan,  Pandion zamanında , Atina’nın semtleri ve  tüm Atina’lıların, özellikle eski Dor soyluları Phratria’ ların, ‘Trittys’lerin, kısacası, eski köklü  kabilelerin ve soylu ailelerin,  kent içindeki malları –mülkleri,  kent dışındaki toprakları-çiftlikleri krallığa bağlanarak, krallık askerleri tarafından yağma edilir, topraklar ve gelirleri, hanedan üyeleri tarafından bölüştürülür. Eski kabile-aile üyelerinin bir kısmı Atina’dan sürgün edilir, bir kısmıysa köle olarak kalmayı  kabul ederek,  eski kendi  çiftliklerinde,   İonos hanedan üyelerinin emrinde, çalışmayı ve yaşamayı sürdürürler.

           Yıllarca süren,  gerek yerleri yurtları ellerinden alınmış, o  güne  kadar  yaşadıkları  topraklarından  edilmiş,  köle-işçi yapılmış    yerleşik  kabilelerin isyanları, gerekse hanedan üyelerinin kendi aralarında çıkan  anlaşmazlıklarla,  Atina’da huzur kalmamıştır.

         Yıllar süren Hanedan-toprak kavgaları sonunda kral seçilen Thesus, gücünü arttırıp, makamının  hakimiyetini  kesinleştirdikten sonra, Atina’lıları  bir araya toplayıp, barış ilan ettiğini ve tüm Atinalıları eşit haklar temelinde birleştirdiğini bildirir ise de, uzun yüzyıllar boyunca, Atina’da yazılı kanunlar bulunmadığından soylular, eski töre ve gelenekleri kendi çıkarlarına göre uygulamakta ve keyfi davranmaktaydılar. Bu nedenle, soylu bir aileden gelen ve Atina’da M.Ö. VII. Yüzyılda  seçilen altı  Arkhon’dan-oligarşik sınıftan seçilen biri olan  ve Atina’nın ilk kanun koyucusu-yargıcı  olarak kabul edilen  Drakon, toplumsal düzeni sağlayacak sistemli kurallar ve kanunlar oluşturmakla görevlendirilmiştir.  ( Devamı var )     


Bu haber toplam 216 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları