Doğduğum büyüdüğüm Orta Yılmazlar Mahallesi’nde dünü 80'li yılları hatırlıyorum.
Cep telefonu yoktu. Manyetolu..
Televizyon kimi evde...
Oyuncak desen, ara ki bulasın.
Ama sokak vardı…
Çocuklar...
Araç trafiği yok denecek kadar azdı.
İki evin arasına bir ip gerer, mahallenin bütün çocuklarıyla voleybol oynardık.
Yakan top, saklambaç…
Hangisi kaldı şimdi?
Acıktığımızda “Bagiye Teyze karnımız acıktı” derdik.
Bir dilim ekmeğin üstüne sürdüğü reçelin tadı hâlâ damağımda.
Fidan Teyze’nin ayranı, kendi açtığı kıvırma tatlısından bir lokma…
Annemin elinden çıkmış kurabiyeler…
Bugün bile hafızamda.
Hangi ev müsaitse orada toplanırdık.
Çünkü her ev bizimdi, her kapı açıktı.
Komşumuz Turgut’un servis minibüsüyle arkadaş olur, gece yarısı Fatsa’ya, Demas' a servise giderdik.
Küçük Ceylan’ın şarkılarıyla gençliğimiz daha da anlam kazanırdı.
Futbol aşkımız vardı…
Bafra’ya yeşil sahada maça gittiğimiz günler…
Dayı, Engin, Sabri, Murat…
Benim gözümde hepsi o dönemin en iyi futbolcularıydı.
Ben ise vasattım…
Bafra’ya gittiğimizde gezdiğimiz Altınkaya Barajı henüz aktif değildi.
Bugün sularla dolu olan yerlerde çekilen o fotoğraflar, bize bambaşka hikâyeler anlatır şimdi.
Her akşam Ünye Yalı Kumsalı’ndan Hasan Baba’ya kadar yürürdük.
Minik taburelerde çay içerdik.
Gençtik…
Vakit boldu…
Hayat ağırdan akardı.
Mahallede biri sokağa çıktı mı herkes çağrılırdı.
Oyunlar eksiksiz oynanırdı.
Bağrış çağrış o biçim…
Elmas Teyze gürültüyü sevmezdi.
Trabzon şivesiyle “gidin biraz aşağıda oynayın, kafam götürmüyor” dediğinde bile gülümser, anlayışla dağılırdık..
Mahalle bakkalımız Koto Mustafa’nın evinin altındaydı,
ya da Yalı’da, her şeyin bulunduğu Rüştü Amca’nın.
Zaman zaman Enes Felek’ten kıyma almaya gönderilirdim..
Pazar sabahları TRT 1’de kovboy filmleri izlemek en büyük keyifti.
Filmin büyüsüne kapılıp komen oynarken döne döne ateş ettiğim bir anda,
Çıpır Yılmazlar’ın evinin birinci kat balkonundan düştüğüm günü, hiç unutmam.
Kafam gözüm şişti…
Ucuz atlattım.
Çoğumuz eski evlerde otururduk.
Kapı anahtarları işaret parmağından uzundu.
Tek hamlede kapı açılırdı.
Zile basılır, yukarıdan annemin iple çektiği kapıyı açar girerdik..
Mahide Teyze balkondan bizi izlerdi.
Boyacı Avni tam karşımızdaydı.
Babamın şakalarına sabırla katlanan bir büyüğümüzdü.
Rahmetli Necatilerin evi en güzel bahçeli evlerden biriydi.
Hacı Seyitlerin evi ise çifte merdiveniyle filmleri andırırdı.
Maalesef her ikisi de yanarak hatıralardan silindi.
Şimdi düşünüyorum da…
Nüfus yaşlanıyor diyoruz ya…
Aslında çocuk sesleri azaldı.
Sokaklar sessizleşti.
Kapılar kapandı.
Komşuluk çekildi.
Bugün olan ise selamsız komşular, küfür, şiddet ve tanımazlık ile büyük şehirlerde bile olmayan samimiyetsizlik.....
Ve..
Şimdi geçmişte, ismini hatırlayamadığım ama kalbimde yeri olan tüm komşularıma selam olsun.
Vefat edenlere Allah’tan rahmet diliyorum.
İyi ki böyle günler yaşamışım.
İyi ki bu hatıralarla büyümüşüm.
Sanırım bugün duygusal bir güne uyandım…
Kalın sağlıcakla.