Ahi zaviyesine gelen konuklara yemek hazırlamada, savaş zamanlarında ordunun ihtiyacı olan elbise ve savaş malzemelerinin bakımında ve onarımında yardımcı olmuşlardır. Anadolu kadınları teşkilatı, üyelerine şu telkinde bulunurlardı. "İşine, aşına, eşine sahip ol." Bu söz, ahi kadın teşkilatının ana ilkesi olmuştur. İşine sahip ol: Yani bilge ve becerikli ol ki evinin düzenini koruyabilesin. Tasarruf et, fazla savurgan olma ki ocağın devamlı tütsün. Eşine sahip ol ki evine bağlı kalsın.
Anadolu kadınları sosyal yardımlar yanında ekonomiye önemli katkı sağlayan çeşitli el sanatlarında uğraşı vermişlerdir. Çadırcılık, keçecilik, halı, nakışçılık, örgücülük, kilim dokumacılık, oya, dantelcilik ve kumaş imalinde ve bunlardan elbise yapılmasında faaliyet göstermişlerdir. Anadolu Kadınlar Birliği, dünyada kurulan ilk kadınlar teşkilatı unvanını korumaktadır.
Türklerin İslamiyet ile ilk tanışması 8. yüzyılda Maveraünnehir ve Horasan bölgesinde başlar. Türklerin daha önceki dinleri tek Tanrı inancına dayanıyordu. "Tengri" diye anılan Tanrı'nın dokuz kat göğün üstünde bulunduğuna inanıyorlardı ve cennet ve cehennem, kaza ve kader, "Tanrı'ya kurban etme" gibi inançlara sahiptiler. Türkler, İslamiyet ile karşılaştığında kendi inançları ile birçok benzerliği olan bu dini fazla direnç göstermeden kabul ettiler. Kitap gönderilen diğer semavi dinlerde de "tek Tanrı" inancı var ise de Türkler kendi inançlarına en yakın olan İslam dinini seçmişlerdir.
İslam dini ve onun meydana getirdiği İslam medeniyeti, Arabistan'ın Hicaz bölgesinde doğmuştur. İslam medeniyetinin kaynağını Müslümanların mukaddes kitabı Kur'an-ı Kerim oluşturur. Medine ve Mekke İslamiyet'ten önce birbirine düşman kabilelerin yaşadığı birer ticaret şehriydi. Bu bölgede yaşayan halkın bir çoğu dinsizdi, bazıları da aya, güneşe, yıldızlara tapıyorlardı. Mekke şehri yöneticileri diğer şehirlerdeki insanları buraya çekmek için Kabe'nin bulunduğu yere putlar yerleştirmişlerdi. Mekke şehri önemli bir ticaret merkezi olmasına rağmen burada asayişi temin etmek son derece güçtü. Her şeyden önce buralara konulan putlara bile inanan kalmamıştı. Her türlü ahlaksızlığın kol gezdiği şehirlerde kervan soymak, deve çalmak, çocuk ve kadın kaçırmak, içki içmek Arabistan'ın İslamiyet'ten önceki sosyal hayatını göstermektedir. Cahiliye dediğimiz bu devirde akla gelmedik birçok kötülükler yapılmaktaydı.
İslamiyet, insanlığa Allah tarafından ve onun elçisi peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.v) aracılığı ile gönderilmişti. Hz. Peygamber vasıtası ile insanlığa gönderdiği ilk emir "Oku"dur. "Oku! Bütün mahlukatı yaratan Allah'ın adıyla oku…" "Oku! Kalemle yazmayı öğreten, insana bilmediği bildiren Rabbin en büyük kerem sahibidir." "Ey İnsanoğlu! Dönüş şüphesiz Rabbinedir."
Kur'an-ı Kerim'deki birçok ayette insanların varlık ve mutluluk içerisinde yaşaması için dünyanın ve evrenin zenginliklerle donatılarak yaratıldığı, insana da akıl verildiği bildirilmiş, insanların akıllarıyla edinecekleri bilgileri, ilimleri kullanarak çalışmaları emredilmiştir. "Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın birliğine ve yüceliğine sığınarak yalnız ondan koruma ve yardım dileyerek bol mal ve hizmet üreterek bolluk, huzur ve mutluluk içerisinde bol yemeleri, içmeleri, en güzel elbiseleri giymeleri fakat israftan kaçınmaları, başkalarına yardım etmeleri öğütlenmiştir. Kur'an'daki bu emirler Ahi Evran'ın geliştirdiği çalışma, üretim ve ahlaka ait düşüncelerinin kaynağı olmuştur.
Ahi Evran doğrudan doğruya İbni Sina'nın ve Farabi'nin eserlerini de okuyarak Fahrettin Razi'den de ders almak suretiyle kazandığı bilgileri bir bütün olarak hayata geçiren iktisatçı filozof unvanını kazanır. Ahi Evran, ilim ve tecrübe ile kazandığı bilgileri ahilik sistemine dönüştürerek günlük hayata geçirmiştir. Ahi Evran, eğitim konusunda İbni Sina gibi düşünmektedir. Ferdi ihtiyaç ve ferdi farklılık nazariyesi, ahilik felsefesinin de ilkelerini oluşturur.
Farklılıkların Değerlendirilmesi Anlayışı:
Eğitim faaliyetlerinde başarılı olma hususunda her insanın aynı olmayacağı varsayılır. Çünkü insanlar arasında fiziki yapı, karakter, akıl, düşünce gibi konularda farklılık vardır. Ona göre ilmi kabiliyeti olanlar ve ilimleri yapabilecek kişiler ilim yapmalıdır veya ferdi kabiliyetlerine göre sanatı ve mesleği tercih etmelidir. Aslında bu farklılıklar Allah'ın insanlara bahşettiği bir nimettir. Çünkü herkesin durumu ve kabiliyetleri eşit olsaydı aralarında yarışma duygusu yerine haset duygusu kabarırdı. Bu da topluma zulüm ve kötülüğün, bozgunculuğun sebebi olurdu.
Sanatın çeşitli dalları vardır. İnsanların yeteneklerine göre mesleğini bulup o konuda uzmanlaşması gerektiği tavsiye edilir. Ahilikte bir mesleğe eleman alırken veya yetiştirirken önce o kimse teste tabi tutulurdu. Çocuğun istidadı ve istekleri de dikkate alınarak seçim yapılırdı. Huy ve kabiliyetleri denenir, zeka derecesi hakkında bilgi sahibi olunur ve çocuğun hangi mesleğe daha yatkın olacağı değerlendirilirdi. Böylece çocuk için en uygun meslek seçimi yapılırdı.
İhtiyaç Anlayışı:
Ahi Evran'ın Selçuklu Sultanı Keykubat'a sunduğu Letaif-i Hikmet adındaki kitabında belirttiği esaslara İbni Sina'nın eserlerinde rastlanır. Ahi birliklerinde eğitimin amacı ferdin ahlaki, mesleki bilgi ve becerilerini artırmak ve onu bu yönde yetiştirmektir. Onun için eğitim çocuk yaşta başlatılmalıdır. Bu yaştaki eğitim gencin bilgi ve becerilerini kazanmasında, hayata hazırlanmasında daha elverişlidir.
Ahilikte Ahlak ve Terbiye Eğitimi:
İlk Türk fütüvvetnamesi, alplık kavramıyla birleşerek yiğit-ahi şeklinde ortaya çıkmıştır. Bu fütüvvetnamelerden yazarı belli olmayan yüzlerce Türkçe fütüvvet kitabı yazılmıştır. Yazarı belli olan fütüvvet kitaplarından ilkini Burgazi'nin Türkçe fütüvvet kitabı teşkil eder. Ahilerin el kitabı olan bu ilk Türk fütüvvetnamesinde Burgazi, gençlere terbiye kurallarını anlatmaktadır.
Not: Ahilik ile ilgili bu yazı ve ondan önceki 9 bölümlük yazı dizisi, yazarı Galip Demir olan Ahi Kültürünü Araştırma ve Eğitim Vakfı Yayınlarına ait Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu ve Ahilik isimli kitaptan özetlenerek derlenmiştir. . Kalın sağlıcakla


