İSMAİL AYDIN


Akran Zorbalığı ve Toplumun Vicdanı


İnsan, hayatını en çok başka insanlarla kurduğu ilişkiler üzerinden anlamlandırır. Bir tebessüm, içten söylenen bir söz ya da uzanan samimi bir el, insanın dünyasını aydınlatmaya yeter. 

Bu küçük ama güçlü bağlar, yalnızca bireyi değil, toplumu da ayakta tutar. Ancak bu bağlar zayıfladığında, yerini fark edilmesi zor ama etkisi derin bir şiddet biçimi alır: akran zorbalığı. 

Çoğu zaman sessizdir, iz bırakmaz; fakat insanın iç dünyasında onarılması zor yaralar açar.

Okullarda, sokaklarda ve özellikle dijital dünyada karşılaştığımız zorbalık, sadece bazı kişilerin yaşadığı bireysel bir sorun değildir. Bu durum, toplumun vicdanında oluşan bir aşınmanın açık göstergesidir. 

Alaycı bir söz, küçümseyen bir bakış ya da dışlayıcı bir tavır; yalnızca bir insanı incitmez, insan onurunu da zedeler. Sevginin geri çekildiği, saygının yerini hoyratlığa bıraktığı bir ortamda güven duygusu hızla kaybolur.

Zorbalığın en tehlikeli yönlerinden biri, zamanla sıradanlaşmasıdır. “Şakaydı”, “Herkes böyle yapıyor” gibi ifadeler, yanlış davranışları masum göstermeye yarar. 

Oysa her tekrar, vicdanı biraz daha köreltir. Sürekli aşağılanan kişi, zamanla kendini değersiz hissetmeye başlar; bu duygu ya derin bir suskunluğa ya da bastırılmış bir öfkeye dönüşür. 

Böylece zorbalık, yalnızca mağdur üretmekle kalmaz, yeni kırgınlıkların da önünü açar.

Toplumun bu noktadaki en büyük sınavı, seyirci kalmamaktır. Sessizlik, zorbalığı besler; kayıtsızlık merhameti zayıflatır. 

Gerçek güç, başkasını incitmekte değil; öfkeyi kontrol edebilmekte, farklı olana tahammül gösterebilmekte ve insana sırf insan olduğu için değer verebilmekte yatar.

Akran zorbalığıyla mücadele, ailelerden okullara, medyadan toplumsal kurumlara kadar herkesin ortak sorumluluğudur. 

Çünkü değerler sözle değil, yaşantıyla öğretilir. 

Sevgi, saygı ve sorumluluk duygusunun hâkim olduğu bir toplumda zorbalık kök salamaz.

 

YAZARLAR

https://www.facebook.com/%C3%9Cnye-Kent-Ofset-106507792092593