M. HASAN ÖZ

Tarih: 15.10.2022 17:36

ÇOK ÖNEMLİ ŞAHSİYETLER

Facebook Twitter Linked-in

-------------------------------------------------------------

DEĞERLERİNİ BİLMEK, ANMAK VE ANLAMAK GEREKİR

Herkes Ölecek Yaştadır!

İnsanız ve yaratılışımızın bir gayesi var, bilmeliyiz ve ona göre yaşamalıyız, öyle değil mi?

Bunu bize hatırlatan, müjdeleyen, uyaran insanlar da bence takip edilmesi gerekenlerdir.

Çok önemli şahsiyetler vardır dünyamızda gelmiş geçmiş. Keşfettiğimiz olur, keşfedemediğimiz olur, anladığımız olur, anlayamadığımız olur, geç anladığımız olur, örnek aldığımız olur vs.

HZ. MUHAMMED (SAS), YUNUS EMRE, İBN HALDUN, ERBAKAN, ÖMER ÇAM…

İLK BİLMEMİZ VE ANLAMAMIZ GEREKEN

Geçen hafta Mevlid-i Nebi (Kutlu Doğum) Haftası idi. Hicri takvime göre 12 Rebiüllevvel günü başlıyor ve bir hafta sürüyor. 7 Ekimde başlamıştı.

Bendeniz Peygamber Efendimiz’in hayatını yerli-yabancı yazarların yazdığı sekiz ayrı eserden okudum. Yenilerini buldukça alıp okumaya devam edeceğim. Çünkü her birinde farklı özellikler yakalayarak çok daha fazla etkileniyorum.

Önceki hafta okuduğum eser ise çok çarpıcı özellikleri ile anlatmış Hatemü’l Enbiya’yı. Wadah Khanfar’ın” İLK BAHAR” adlı eseri,” Hz. Peygamber (SAV)’in Hayatına Dair Stratejik Ve Siyasi Bir Okuma”  Muhteşem bir eser!

Hayatımıza tatbik edebileceğimiz o kadar önemli özellikleri ve güzellikleri var ki Efendimizin; mümkünse ulaşabildiğimiz her eserden okuyup anlamamız gerekir ki yolumuzu doğru tespit edelim.

ERBAKAN HOCAMIZ BAŞBAKAN İKEN PEYGAMBERİMİZİ ANLATMIŞTI

Hemşerilerim beni TBMM’ne gönderdikleri zaman partimiz birinci parti olmuştu ama önce diğer partiler koalisyon kurarak bizi muhalefette bırakmışlardı. O hükümet kısa zamanda yıkıldı ve Erbakan Hocamızın başbakanlığında başka bir koalisyon hükümeti kuruldu. Bir yıl süren hükümet tarihi başarılı hizmetler yaptı. Ömrünü ülkesinin maddi ve manevi kalkınmasına, insanlığın saadetine adamış ama sağlığında tam anlaşılamamış ve yeterli destek verilememişti. 54. Hükümetin Başbakanı ancak vefatından sonra daha iyi anlaşılmış kıymetli bir ilim, siyaset ve devlet adamı idi. Orası ayrı konu. ERBAKAN Hocamızı da iyi bilmemiz ve iyi anlamamız gerekir bence.

 İşte Merhum Erbakan Hocamız 1977 yılında Başbakan olarak katıldığı Kutlu Doğum Haftası Programı’nda tarihi bir konuşma yapmıştı. Örnek insanlardan biri olduğuna inandığım cennetmekân Erbakan Hocamız o konuşmasının son bölümünde ibretlik bir olayı anlatmıştı. Konuşmanın tamamı “Davam” Kitabında mevcuttur. O bölüm şöyle idi:

“…Müslüman olsun olmasın bütün insanlık Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ı önder kabul etmek mecburiyetindedir. Nitekim batılı incelemeciler, ilim adamları bunu apaçık bir şekilde ortaya koyup, itiraf etmişlerdir. İnsanlık tarihinin en meşhur simalarını inceleyen en meşhur yazarlar dahi kitaplarında en büyük insanın Hz. Muhammed (SAV) olduğunu itiraf etmişlerdir, açık bir şekilde belirtmişlerdir. Bunun için sadece Müslümanların sevgisi değil, bütün insanların sevgisi çok doğaldır.

Bakınız sonradan Müslüman olan John Davenport, kendisinin Müslüman oluşunu nasıl anlatıyor:

 "Ben bir tarihçiydim. Her şeyi incelediğim gibi İslam’ı da inceledim ve bu arada da Hz. Muhammed Aleyhisselatü Vesselam’ı inceledim. Ve bu incelemeye ilmi bir şekilde başladım. Daha çocukluk döneminden baktım, hakikaten tertemiz, ne güzel bir çocuk. Gençlik döneminde herkesin El Emin dediği, itimat ettiği, dürüst, en güzel ahlaka sahip bir insan. Daha sonra vahiy geldikten sonraki faaliyetlerine baktım, çeşitli muharebelerdeki davranışlarına baktım, baktım, baktım. Bunların hepsi En Büyük İnsan’ın yapacağı şeylerdir dedim. Ama bir türlü ’Bu Hak Peygamberdir’ diyemedim" diyor John Davenport. "Ama ne zaman ki Mekke’nin fethini incelemeye başladım, o zaman iş değişti.

Mekke’nin fethini anlatan en güzel kitaplardan birinin adı İzzü Sacide. Secdedeki İzzet. Çünkü Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam, Mekke fethedildikten sonra Mekke’ye girerken, devesinin üzerinde secde ederek girdi, Cenab-ı Allah’a şükrederek, hamd ederek girdi. -Biraz evvel Diyanet İşleri Başkanımızın buyurdukları gibi- herkes tir tir titrerken, hayatı boyunca kendilerinden en büyük zulümleri gördüğü insanların hepsi teslim olmuş, en büyük zafer kazanılmış, o insanlara en büyük intikam, hatta adalet ile cezalarını verebilecek her türlü imkâna sahip. Onların hepsini, kendi amcasının ciğerini çiğneyen insanı bile affedecek kadar bir muazzam olayı gördüğüm zaman titremeye başladım" diyor. "Ve bütün bu büyük olaylardan sonra şimdi ne yapacak acaba, bu en büyük zaferden sonra dediğim zaman yine Medine’yi Münevvere’deki iki odalı evine döndü, yine arpa ekmeği, yine hasır üzerinde yaşamaya başladı.

DİĞERLERİNİN HEPSİNİ KIYMETLİ BİR İNSAN YAPABİLİR AMA BU EN BÜYÜK ZAFERDEN SONRA YİNE AYNI SADE HAYATINA DEVAM EDEBİLMEK ANCAK ALLAH’IN BİR HAK PEYGAMBERİ’NİN YAPABİLECEĞİ BİR İŞTİR DEDİM KOŞTUM SECDEYE KAPANDIM VE MÜSLÜMAN OLDUM" diyor.
Evet, Peygamber Efendimiz (SAV) böylece bütün insanlık için en güzel örnektir. Ne mutlu bu haftayı tanzim edenlere, bütün insanlığa, ülkemizin evlatlarına, O’nu tanıtmak için bu hayırlı hizmetleri yapanlara…”

YUNUS EMRE’Yİ ANMADAN VE ANLAMADAN OLMAZ!

Önceki hafta değerli hemşerimiz Ahmet Selim Tuncer Bey Kardeşim Ekotürk Televizyon Kanalındaki programında Üniversite Hocası Doç. Dr. Kenan Göçer Bey’i konuk etti ve O’nun “Yunus Emre Aslında Ne Dedi?” adlı eseri ve diğer çeşitli konularda söyleşi yaptı. İlgi ile izliyorum A. Selim Bey’in programlarını ve çok beğeniyorum. Kendisini tebrik ederim. Bu programı da izledim ve hemen o kitabı alıp okuyuverdim. Farklı yaklaşımlarla incelemiş Ünye toprağımızın bağrında yatan Yunus Emre Hazretlerini. Yunus Emre’yi de iyi okumak, anlamak ve iyi anmak gerekir. O kitaptan kısa bir bölümü yeri gelmişken aktarmak isterim:

“YUNUS'U ANLAMADA TEMEL KAVRAM: MİSKİNLİK

Aşık-aşk, dost, gönül, derviş ve miskin gibi temel kavramların Yunus'u anlamada önemli bir konuma sahip oldukları anlaşılıyor. Ancak bunların içinde özellikle miskine yüklenen anlama göre diğer kavramlar bir varlık-anlam kazanıyor. Yunus'un (yukarıda ifa de ettiğim) birikimin dağıtılması yönündeki tavrının da miskinlikle doğrudan alakalı olduğu anlaşılıyor. Ayrım doğurduğu için şiddete neden olan birikimi dağıtacak duygu durumu, içinde şiddet barındırmadığı için ancak miskinlikle mümkün hale gelmiş gözüküyor. Çünkü miskinlik bir arzulamama durumu ya da arzunun ortadan kaldırılmasıdır. Dikkat edilirse arzulamama bilgeliği de ifade eder. Bu durumda Yunus'ta miskin bilgeliğe karşılık geliyor. Öyleyse miskin nedir ve kimdir?

Varlığa sevinmemek ile yokluğa üzülmemek (Tatçı, 2016: 367) arasında durabilmeyi kendine mesele/dert edinen Yunus'un duruşu miskinliğinin anlaşılabilmesi için bir ipucu veriyor. Öyle sakin ve sükûnet içindeki hiçbir dünyevi değişiklik onu sarsmıyor.

Sakin ve sükûnet içinde olabilmeyi sağlaması, onun zaten miskinliği ile aynı anlama geliyor. Arapça bir kelime olan miskin, oturmak anlamında ki SeKeNe fiilinden geliyor. Dilimizde bir mahallede oturana sâkin veya meskûn, sessiz durana sakin veya miskin, sessizliğe sükûnet, birini yatıştırmaya teskin etme, sakinleştirici ilaca müsekkin deniliyor. Bütün anlamların ortak yanına baktığımızda ayrım yaratmayan, birliği bozmayan, bozulmuş birliği tekrar eski birlik seviyesine çıkaran, gel-git veya in-çıkları olmayan, düzlemde düz devam eden bir duygu durumu gibi görünüyor.

Gel-git veya in-çıkları olmayan derken şiddet, çarpıklık, acı, üzüntü ve eziyet, daha doğrusu bir bölünmüşlük yaratmayan yeknesak hale işaret ediyor. Bunun nedeni de hırstan yoksun olmak yani biriktirme arzusundan yoksunluk... Miskin Yunus demek, biriktirmekten uzak, biriktirenlerden uzak, biriktirmeye neden olan muhteris duygulardan da uzak demek. Bütün birikim ve birikime neden olan duygu, çevre, dil, mantık, statü-itibar yapılarından, kısaca dünyevi ilişkilerden uzak olmak demek. Uzak olmakla kalsa iyi, onları dağıtmaya da vardırıyor işi. Yani çiftçi (ekinci), göçerevli veya esnaf olmaktan başka çaresi yok miskinin. Mesleklidir miskin. Ama biriktirmeye varmayan bir mesleki hayattır söz konusu olan...”

Yunusumuzu da çok kaynaklardan okuyup anlamak ve daima anmak gerek.

İBN HALDUN

Geçen hafta okuduğum kitaplardan biri de Ahmet Han Bey tarafından yazılmış İBN HALDUN eseri idi.

İBN HALDUN da bence bilmemiz ve anlamamız gereken önemli insanlardan biri.

Etkili bir özet anlatım. Meşhur Mukaddime eserinden de alıntılarla, dâhi bir siyaset, ilim ve devlet adamı olan İBN HALDUN’u en çarpıcı hayat hikâyesi, mücadeleleri ve hizmetleri ile aktarmış. Bu eseri de tabi Mukaddime’yi de okumak çok şey kazandırır insana.

Burada sadece son bölümde Mukaddime’den alınmış Öğütler ve Sözler bölümünden bir kısmını aktarıyorum:

“ÖĞÜTLER VE SÖZLER

Hiçbir günahı küçük görme, hasetçiye destek olma, nanköre iyilikte bulunma, gıybetçinin sözünü tasdik etme, haine güvenme, fâsık birini idareci yapma, dalâlete düşmüş birine tâbi olma, ikiyüzlü birini övme, hiçbir insanı küçük görme, bir istekte bulunan fakirin isteğini reddetme, batıl bir şeyi iyi ve güzel kabul etme, vaadine aykırı davranma, kibirlenip övünme, öfkelenip darılma, ümitli olmayı elden bırakma, ahmak ve akılsızı temize çıkarıp övme, ahireti istemekte (kazanmakta) gevşeklik gösterme, onu bunu çekiştirene iltifat etme, korktuğun veya sevdiğin için zalime göz yumma, ahiret mükâfatını dünyada isteme, kendini ağır başlı ve vakur biri olmaya alıştır, tecrübe, akıl ve hikmet sahiplerinden istifade et, müsrif ve cimrilerle istişare etme ve onların sözünü dinleme, çünkü onların zararları faydalarından çoktur.

Her akıl, gücünün yetmediği ve idrak edemediği şeyleri inkâr eder.

Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer.

Bir görüşe ve bir inanca bağlılık ve taraftarlık insanın ruhuna işledi mi, kendi isteğine uygun düşen haberleri işitir işitmez hemen kabul eder. Bu temayül ve taraftarlık insanın basiret gözünü örter, tenkit ve tetkikte bulunmasını engeller.

Mağluplar, galipleri taklit eder.

Kıtlık zamanlarında insanları açlık değil, alışmış oldukları tokluk öldürür.

Bu Türkler, hayır ve hayratı seven, ecir ve sevap uman insanlardır.

Akletmek Müslümanlar tarafından terk edildi ve bu yüzden zelil bir hale düştüler.

Bir devlette halka yükletilen vergilerin miktarı az olursa ahali çalışarak servet kazanmaya heves eder, ülke kalkınır. Vergiler azalınca üretim artar, mal ve para kazanmanın yolları çoğalır.

Gönlünü bu dünyaya kaptıran yorulur.

İnsanın yaşı kaç olursa olsun öğrenmek, anlamak ve bilmek bizim kendimize olan borcumuzdur.”

ÖMER ÇAM HOCAMIZI ÜNYE’DE DE ANALIM

14 Aralık 2002’de Hakka yürüyen örnek insanlardan biri de Ömer Çam Hocamızdır. O’nu her yıl İstanbul’da kabri başında anıyoruz. Kendisi sağlığında (1998’de İkinci Ünye Kurultayında) Ünye’yi ve Ünyelileri çok sevdiğini ifade ederek ” Ben vefat edersem beni Ünye’de toprağa verin, size vasiyetim olsun” demişti. Ancak Oğlu Prof. Kamil Çam Hocamız’a, ben bu durumu sorduğum zaman O da bana, annesinin kabrinin İstanbul Maltepe Gülsuyu’nda olduğu için babasını da annesinin yanında toprağa verdiklerini belirtmişti. Ben de 2019 yılındaki anma programında kabri başında bulunan haziruna (ÜNDER yöneticileri başta olmak üzere) burada olduğu gibi her yıl Ünye’de de bir anma programı yapalım dedim. Hatta 1923 doğumlu Hocamızın 2023’te 100. Doğum yılında büyük bir program düzenleyelim ve Hocamız ile ilgili bir komisyon kurarak kitap yazalım teklifinde bulunmuştum.

Bu yazımda da Ünyeli hemşerilerime teklif ediyorum. Takdirinize sunuyorum.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —