MUSA KIRANLI

Tarih: 12.10.2023 18:43

“Enflasyon” Kamu Harcamalarında Tasarruf Şarttır

Facebook Twitter Linked-in

Bugün Türkiye’nin önündeki birinci ekonomik sorun enflasyondur.

Enflasyon, yoksulluğa ve yoksunluğa yol açar.

Enflasyon deyince akla ilk gelen günlük hayatta çokça kullandığımız mal ve hizmetlerin fiyatlarının artmasıdır. Ancak mal ve hizmetlerin fiyatları zaman içinde artabilir veya azalabilir. Enflasyon sadece belli bir malın veya hizmetin fiyatının tek başına artması değil, fiyatların genel düzeyinin sürekli bir artı göstermesidir.

ENFLASYON: Fiyatlar genel seviyesinin sürekli olarak artmasıdır. 

TÜFE (tüketici fiyat endeksi): Tüketici tarafından satın alınan mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki değişiklikleri ölçer. 

TEFE (toptan eşya fiyat endeksi): Ekonomide üretim faaliyetinde yer alan maddelerin fiyatlarındaki değişiklikleri toptancı aşamasında ölçer.

Arz: Ekonomide üretilen ve piyasaya sunulan mal ve hizmetlerdir. 

Talep: Ekonomik birimlerce mal ve hizmetleri satın alma isteğidir. 

Para arzı: Belli bir dönemde ekonomide işlem ve yatırımlarda kullanılmaya hazır para miktarının tümüdür.

İstihdam: Aktif işgücü içindeki çalışan kısımdır. 

Faiz: Parayı belli bir süre için bakasının kullanımına sunmanın bedelidir. 

Reel Faiz: Ödünç para veren kişinin enflasyon düşüldükten sonra elde edeceği faiz kazancıdır.

Büyüme: Bir ülkenin mal ve hizmet üretim kapasitesindeki artı tır. 

Fiyat istikrarı: Bireylerin yatırım, tüketim ve tasarruf kararlarında dikkate almaya gerek duymadıkları ölçüde düşük bir enflasyon oranını ifade eder.

Enflasyonun düşmesi; fiyatların düşmesi,  insanların alım gücünün artması, gelirlerinin yükselmesi demek değ ildir. Enflasyonun düşmesi, fiyatların daha az artması, insanların alım güçlerinin daha az azalması ve neticesinde istikrar ve refah demektir.

Talep Enflasyonu: Talep enflasyonu genellikle para arzının artmasının tüketimi artırması sonucu ortaya çıkar.

 

Evet değerli okurlarım; Enflasyonu sadece talep değil, aynı zamanda arz da etkiler. Üretimde kullanılan her türlü maddenin ve işgücünün maliyetinin artması sonucunda fiyatların artışa geçmesi enflasyon yaratır. İşçi ücretlerindeki sürekli artışların, firmaların vergi yükünün artmasının, hammadde fiyatlarındaki artışların üretim maliyetlerini artırarak fiyatlar genel seviyesini yükseltmesi maliyet enflasyonuna yol açan etkenlerdendir. 

Harcadığımız para miktarı, enflasyonu etkiler. Para politikasının öncelikli hedefi bölgesel ve sektörel sorunlara çözüm bulmak değil, ekonominin tamamını gözeterek fiyat istikrarını sağlamaktır. Bir malın fiyatının artması, aynı mal için daha fazla para harcamamızı gerektirir. Bu da ancak, ya daha az tasarruf yapmamızla ya da gelirimizin artmasıyla mümkün olabilir. Fiyatlarla beraber gelirler ve harcamalar da artarsa, enflasyon artar.

Karşılıksız para basılması yoluyla piyasadaki para arzının ve bireylerin ellerindeki para miktarının artması tüketim talebini artırırken, üretimin aynı oranda artması o kadar kolay ve çabuk gerçekleşen bir süreç değildir. Para arzının artmasıyla artan talebi karşılamak için firmalar ilk aşamada kapasitelerini artırma yoluna giderler; bu amaçla fazladan işçi alınması, fazla mesai yapılması, yeni makineler alınması firmaların maliyetlerini artırır. 

Artan maliyeti karşılamak için firmalar fiyatlarını artırırlarsa, enflasyona sebep olurlar. Ekonomist Paul Krugman bu durumu öyle ifade etmektedir: “Para arzını artırmak çok fazla tatlı yemek gibidir; yerken kendinizi iyi hissedersiniz. Bunun faturası ise sonradan çıkar” (Fortune Dergisi, 2 Şubat 1998). Para arzının artmasıyla başlangıçta azalan işsizlik ve artan kârlarla ekonomide canlanma başlar, ancak bu olumlu etkiler kısa süre sonra yerini artan enflasyona ve getirdiği olumsuzluklara bırakır. 

Yüksek enflasyon nedeniyle bireylerin ve firmaların fiyat algılamaları bulanıklaşır. Yüksek enflasyon ortamında her şeyin fiyatı sürekli ve orantısız arttığı için neyin ucuz, neyin pahalı olduğunu anlamak zorlaşır.  Bu da iş adamlarını yatırımdan uzaklaştırır ve kalkınma, üretim olmaz. Dolayısıyla da Üretmeyen toplumlar da kalkınamaz.

Bakınız; Enflasyonist ortamın yarattığı belirsizlik, bireylerin ve firmaların geleceğe ilişkin endişelerini artırarak uzun vadeli kararlardan kaçınmalarına yol açar. Örneğin, fabrika kurmak, üretim yapmak ve kâra geçmek kısa sürede gerçekleşemez. Eğer gelecek beş-on yıllık dönemde ekonominin seyri yaklaşıı olarak tahmin edilemiyorsa, bu tür uzun vadeli düşünceler ertelenir veya hiç gerçekleştirilmez. Bu da, istihdamı, ülke kalkınmasını ve refahını olumsuz etkiler. 

Enflasyon, belirsizliği artırarak bireylerin sağlıklı yatırım ve üretim kararları almalarını engeller ve uzun vadeli plan yapmaktan kaçınmalarına sebep olur. 

Enflasyon, bir yandan yüksek faizler nedeniyle borçlanma maliyetini artırarak, diğer yandan birikimlerin verimsiz alanlara yönelmesine yol açarak yatırımları olumsuz etkiler.  Kredi ve işgücü piyasasının verimliliğini düşürür, ülkenin rekabet gücünü zayıflatır. 

Sürdürülebilir bir büyüme için fiyat istikrarı olmazsa olmaz bir ön koşuldur. Fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmek önemlidir, çünkü yüksek enflasyon ekonomik ve toplumsal hayatta onarılması çok güç yıkımlara yol açar.

Daha da önemlisi, genç ve nitelikli insanlarımız ile dikkat çeken ülkemizde Enflasyon ve yarattığı istikrarsızlık özellikle genç kesimin umutlarının tükenmesine ve bugün yaşadığımız gibi genç ve nitelikli insanlarımız yurt dışına gitmek ister, bu da beyin göçüne yol açar. İstikrarlı olmayan bir ekonomik ortamda, çalışmak isteyenler, hele vasıfsız iseler, geç iş bulur ve işlerini erken kaybederler. Ne yapıp yapıp beyin göçünü önlemeliyiz.

Yine çok önemli bir etki Yüksek enflasyonun neden olduğu belirsizlik, sosyal ve siyasi ilişkilerde kısa vadeli, çıkarcı ve ahlaki olmayan davranışları artırır. Aslında enflasyon, sadece bireylerin birbirine olan güvenini değil, yöneticilere duyulan güveni de sarsarak yönetime olan inancın azalmasına, hatta kaybolmasına yol açar. 

Enflasyon, toplumun düşük gelirli kesimine daha fazla zarar verir ve yoksullaşmayı artırır. Enflasyonist ortamda tasarruf edebilme imkanı olan kesim yüksek reel faizlerden yararlanırken, toplumun gelir düzeyi düşük kesiminin bu imkanı olmadığından gelir dağılımı giderek bozulur. İnsanlar günlük hayata giderek daha az oranda katılır, yoksunluk artar.  Gelecekle ilgili kaygıların artması, bireylerin kendini toplumdan soyutlaması, gelir da ılımındaki bozulmanın ve adaletsizliğin artması,  özellikle genç kesimin gelece e dair umutlarının tükenmesi enflasyonun toplum hayatında yarattığı olumsuzluklardan birkaçıdır. 

Yüksek enflasyonun satın alma gücünü azaltarak geçim sıkıntısı yarattığı bilinen bir gerçektir. Diğer taraftan enflasyon bireylerin yaşam kalitesini de olumsuz etkilemektedir. Enflasyon ve yol açtığı ekonomik istikrarsızlık neticesinde hayat pahalılığı ile başa çıkabilmek için; ülke geleceğinin en önemli unsuru olan eğitimin ihmal edilmesi, küçük yata çalıma hayatına başlanması, sosyal hayata dair kitap gazete, tatil, eğlence masraflarında kısıntıya gidilmesi, enflasyonun yaşam kalitesini ne denli olumsuz etkiledi ine birer örnektir.  

Ülke genelinde mezun sayısı 7 milyona ulaşan meslek teknik ile üniversite yüksek teknik eğitim görmüş olan geçlerimiz maalesef aldıkları eğitimin dışında çalışmak zorunda bırakılmıştır. Oysa genç ve nitelikli insanlar potansiyelimiz harekete geçirilse ülkemiz bulunduğu yerden daha yukarıya çıkacaktır. Genç ve nitelikli insanlarımızın elinden tutulmalı, istihdamı sağlanmalıdır.

Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Bugün Türkiye’nin önündeki birinci ekonomik sorun enflasyondur. Ülkemizin son yirmibeş-otuz yıllık geçmişinde fiyat istikrarının sağlandığı bir dönem olmamıştır. Türkiye’de yaklaşık otuz yıldan beri devam eden yüksek ve sürekli enflasyonun yarattığı ekonomik istikrarsızlık, büyüme performansının düşmesine, gelir dağılımının bozulmasına yol açmış, refah seviyesini düşürmüş, her alanda istikrarsızlığa sebep olmuştur. Enflasyon, yoksulluğa ve yoksunluğa yol açar.

Çok değerli okurlarım, aldığım teknik eğitimler ( Elektrik, Mekatronik, Metal Teknolojileri ve Makine) Ön Lisans mezunu olup halen Erzurum Atatürk Ünv. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Lisans eğitimime devam etmekteyim. Nasıl ki sevgiler paylaşıldıkça artar, üzüntüler paylaşıldıkça azaları. Bilgilerde paylaşıldıkça faydalıdır. Bunun için okuduğum ve araştırdığım kadarıyla bu ayki köşe yazımda Enflasyonun ne anlama geldiği, nelerin enflasyona sebep olduğu, enflasyonun Ülkemizin ekonomik ve toplumsal hayatında yol açtığı hasarları kavramamıza, enflasyonla mücadelenin neden bu kadar önemli olduğunu siz değerli okurlarıma anlatmaya çalıştım. Mutlaka eksiklikler vardır, konuyu daha iyi bilen büyüklerim vardır, onlardan özür dileyerek bir sürçi lisan eylediysem hoşgörülerinize sığınarak;            “ Ernest Hemingway” sözüyle yazımı sonlandırıyorum. “İyi yönetilemeyen uluslar için ilk çıkar yol enflasyon, ikincisi ise savaştır. İkisi de geçici bir refah sağlar, ancak sebep oldukları hasarlar kalıcıdır. İkisi de politik ve ekonomik çıkarcıların birer sığınağıdır.”

Fiyat istikrarının sağlandığı bir ortamda yaşamak insanlar için bir haktır. Kamu harcamalarında tasarruf şarttır. Enflasyon, fakirin cüzdanını daha da hafifleten, zengini ise bolluğa sürükleyen sosyal adaletin en büyük düşmanıdır. diyerek sevgi ve saygılarımı sunuyor  “Eğer zalim ısrarla zulme devam ediyorsa bil ki sonu yakındır. Eğer mazlum da ısrarla direniyorsa bil ki zafer yakındır.” Hz Ali (r.a) sözleriyle Hamas’ı kınayıp İsrail’e destek veren Avrupa ülkeleri ile İsrail’in Filistin’e yaptığı saldırıya kör, sağır ve dilsiz olanları kınıyorum. Ortadoğu üzerinde ki bu kirli oyunun ve gerilimin bir an önce son olmasını diliyor, Yurt’ta sulh, Cihan’da sulh diyen M.Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile tüm vatan şehitlerimizi rahmet, minnet ve dua ile anıyorum. 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —