Birçok insan bugün ne yapması gerektiğini çok iyi biliyor. Daha az ertelemesi gerektiğini, sınır koymasının önemli olduğunu, kendine iyi davranmadığında tükendiğini, mutlu olmadığı bir düzenin içinde sıkışıp kaldığını… Bilgi var. Farkındalık var. Hatta bazen çözüm de çok net. Ama yine de hareket yok.
Bu durum çoğu zaman tembellik olarak etiketleniyor. Oysa “bilmeme” hâlinden çok daha ağır bir yorgunluk vardır: bilip de yapamamak. Çünkü bu hâl, insanın kendisiyle sürekli bir iç çatışma yaşamasına neden olur. Zihin söyler, beden durur. İç ses “başlamalısın” derken, başka bir ses “şimdi değil” diye fısıldar.
Her şeyi bilip hiçbir şey yapamamanın altında çoğu zaman korku yatar. Yanlış yapma korkusu, başarısız olma ihtimali, hayal kırıklığına uğrama endişesi… Bazen de değişimin getireceği belirsizlik. İnsan, mevcut hâlinden memnun olmasa bile, bildiği acıya tutunmayı; bilmediği ihtimallere tercih eder. Çünkü alışılmış olan, acıtsa bile güvenlidir.
Bir diğer neden de zihinsel aşırı yüklenmedir. Sürekli düşünmek, analiz etmek, ihtimalleri tartmak insanı hareketsizleştirir. Karar verme noktası bir süre sonra bir duvara çarpar. Ne kadar çok düşünülürse, atılacak adım o kadar ağırlaşır. Hareket etmek yerine zihinde kalmak, geçici bir rahatlama sağlar. Ama bu rahatlama, uzun vadede içsel bir sıkışmaya dönüşür.
Bu süreçte kişi kendine karşı sertleşmeye başlar. “Biliyorsun ama yapmıyorsun” cümlesi içsel bir suçlamaya dönüşür. Kendini yetersiz hissetmek, özgüveni daha da zedeler. Böylece kısır bir döngü oluşur: Yapamadıkça suçluluk artar, suçluluk arttıkça hareket etmek daha da zorlaşır.
Oysa bazen sorun bilmek değil, hissetmektir. Bilgi, duyguyla buluşmadığında harekete geçmez. İnsan gerçekten hazır hissetmediğinde, doğru olanı bilse bile yerinde sayabilir. Bu, bir eksiklik değil; çoğu zaman bir korunma biçimidir.
Belki de asıl soru şudur:
“Yapmamak beni neyin karşısında koruyor?”
Bu soruya verilen dürüst bir cevap, bazen onlarca motivasyon cümlesinden daha etkili olabilir. Çünkü insan, kendini zorlayarak değil; kendini anlayarak hareket etmeye başlar.
Her şeyi bilip hiçbir şey yapamamak bir başarısızlık değil, bir duraktır. Ve her durak, doğru okunduğunda, insanı kendi gerçeğine biraz daha yaklaştırır.


