O kâğıtta sadece ders notları değil, anne babanın zamanı, ilgisi, sabrı ve eğitim anlayışı da satır aralarında okunur.
Bir öğrencinin aldığı not, çoğu zaman yalnızca kişisel çabasının ürünü değildir. Evde ders çalışmaya uygun bir ortam var mıydı? Ekranlar ne kadar sınırsızdı? Kitapla kurulan bağ ne kadar güçlüydü? Çaba mı, yoksa yalnızca sonuç mu takdir edildi?
Bunların her biri, görünmez ama belirleyici unsurlardır. Karneye bakıp yalnızca çocuğu sorgulamak, resmin yarısını görmezden gelmektir.
Anne babalık, dışarıdan not veren bir jüri olmak değil; sahnenin içinde, görünmez ama etkili bir rol üstlenmektir.
Çocuk, öğrenmeye verilen değeri ve disiplinli çalışmayı söylenenlerden çok yaşananlardan öğrenir.
Kitapların hayatın parçası olduğu bir evle, ekranların sürekli açık olduğu bir evin çocuğu aynı bakış açısıyla büyümez. Bu bir yargı değil, yalın bir gerçektir.
Bu nedenle karne, bir hesap sorma belgesi değil; anne babanın kendini sorgulaması için bir çağrıdır. “Ben bu dönem çocuğum için ne yaptım?” sorusu sorulmadan, “Sen neden böyle yaptın?” demek adil değildir.
Başarısızlık çoğu zaman tek bir derste değil; düzensiz bir yaşamda, dağınık bir ilgide ve aceleci beklentilerde kök salar.
Elbette çocuk da bir bireydir; iradesi ve seçimleri vardır. Ancak adalet terazisi kurulacaksa, kefelerden biri mutlaka anne babaya ayrılmalıdır.
Çünkü çocuklar, en çok öğütlere değil; en çok maruz kaldıkları hayata benzerler.
Karne günü bağırmak, kıyaslamak ve utandırmak kolaydır. Zor olan ise durup düşünmektir. Belki de karne, çocuğun değil; anne babanın gelişim raporudur.
Notlar geçer, dönem biter; fakat bu muhasebe yapılmazsa aynı sayfa her yıl yeniden açılır.


