Kumar bağımlılığı yalnızca bireyin yaşadığı bir sorun değildir. Tüm aileyi içine alan sessiz ve yıpratıcı bir süreçtir. Aileler bu süreçte büyük bir çaresizlik yaşar. Sevdikleri kişinin kendine zarar verdiğini görmek doğal olarak onu koruma ve kurtarma isteğini tetikler. Ancak iyi niyetle yapılan bazı davranışlar, farkında olunmadan bağımlılığın sürmesine zemin hazırlayabilir.
En sık karşılaşılan durumlardan biri, borçların aile tarafından kapatılmasıdır. Bu davranış genellikle “rahatlasın, toparlansın” düşüncesiyle yapılır. Oysa kumar bağımlılığında borcun sonuçlarıyla yüzleşmemek, sorumluluk duygusunu zayıflatır ve yeniden oynamanın önünü açabilir. Kişi, her düştüğünde birilerinin onu kaldıracağını öğrendiğinde, risk alma eşiği giderek düşer.
Ailelerin bir diğer zorlandığı alan ise sınır koymaktır. Sınır koymak çoğu zaman “sevmiyorum” ya da “destek olmuyorum” gibi algılanır. Oysa sınır, iyileşmenin en önemli yapı taşlarından biridir. Sürekli kontrol etmek, sorgulamak ya da baskı uygulamak kadar görmezden gelmek ve her şeyi sineye çekmek de süreci zorlaştırır. Sağlıklı olan, net, tutarlı ve sürdürülebilir sınırlardır.
Bu süreçte aileler için belki de en zor duygulardan biri utançtır. “Kimse bilmesin” düşüncesi sorunun gizli kalmasına ve yardımın gecikmesine yol açabilir. Oysa bağımlılık, gizlilikle güçlenen bir sorundur. Şeffaflık arttıkça, iyileşme ihtimali de artar. Destek almak, danışmak ve yalnız olmadığını fark etmek hem birey hem aile için iyileştiricidir.
Kumar bağımlılığı profesyonel destek gerektiren bir durumdur. Ailenin görevi tedavi etmek değildir. Doğru sınırlarla, doğru yerden destek olmaktır. Kurtarmaya çalışmak değil, sorumluluk almayı teşvik etmek iyileştiricidir.
Gerçek destek, acıyı tamamen ortadan kaldırmak değildir. Kişinin kendi hayatının sorumluluğunu yeniden almasına alan açmaktır. Bu zor bir duruştur ama uzun vadede en sağlıklı olanıdır.
Hüseyin Saka
Klinik Psikolog


