Anaya, babaya, çocuğa, hayvana, doğaya, saygı ve sevgi göstermemiz gerektiği bize öğretilen bir olgu mudur, yoksa insanın içinden gelen doğal bir davranış mıdır?
Doğaya ve sokak hayvanlarına yapılan vahşi katliamlar yürek sızlatıyor. Biz ne zaman insanlığımızı kaybettik? Koruyup kollayacağımız, pamuklara sarıp sarmalayacağımız o güzelim doğa harikalarımıza sahip çıkamıyoruz. Sokak köpeklerine, kedilere bir kap su ve mama koymanın kime ne zararı var?
Bizler mahallemizin köpeğine sahip çıkardık Açta açıkta gördüğümüz kediye köpeğe merhametle yaklaşırdık. Sokağımızdaki ağaçlar bizim için kıymetliydi. Yaprağını koparmazdık, zarar vermek aklımıza gelmezdi. Ünye’de bazı komşu teyzeleri akrabalardan daha yakın bulur sever sayardık. Mahalle kültürü vardı. O mahallede herkes birbirini tanır, kimin neye ihtiyacı var bilirdi. Sokakta top oynayan çocuk bir anda ekmek almaya bakkala koşar; komşu Leyla teyzenin imdadına yetişirdi. Bizde pişen ıspanaklı böreğin kokusunu almıştır diye annemizin elimize tutuşturduğu, mavi çiçekli porselen tabağa tepeleme doldurduğu ıspanaklı böreği alt kat komşumuz Aysel teyzelere götürürdük. Bahçede doğum yapmış anne kedinin terk ettiği yavru kediyi, paltomuzun içine sokup eve getirirdik. Annemiz hemen bir kaba süt koyar kediyi doyururdu. Ne naif zamanlarmış ne merhametli ve duyarlı insanlarmışız. Tekrar kendi özümüzü bulmaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Size Zümrüd-ü Anka Kuşu’nun hikayesini hatırlatmak istiyorum.
Bir varmış bir yokmuş, hikayemizin kahramanı Simurg yani Zümrüd-ü Anka, kuşların hükümdarı kabul edilen bilgi ağacının dallarında yaşarmış. Bilgisi de her şeye yeterliymiş. Simurg yanarak kül haline gelip, sonra küllerinden tekrar doğarmış. Kuşlar Simurg’a inanırlar, onun kendilerini kötülüklerden koruyacağını, yolunda gitmeyen olaylar için çözüm üreteceğini bilirlermiş. Başlarına bir şey gelse Simurg’u bekler dururlarmış.
Simurg bir süre etrafta görünmeyince kuşkulanmışlar ve en sonunda ondan ümitlerini kesmişler. Ancak bir gün bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un yaşadığına inanan kuşlar toplanıp huzuruna giderek ondan yardım istemeye karar vermişler. Ne var ki Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Oraya ulaşmak içinse birbirinden zorlu yedi vadiyi aşmak gerekiyormuş. Yolculuk başlamış. Önce bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp. Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş. Kartal yükseklerdeki krallığını bırakamamış. Baykuş yıkıntılarını özlemiş, balıkçıl kuşu ise bataklığını.
Yedi Çetin Vadi
1 - İstek Vadisi: Kuşların isteyebileceği her şeyin bulunduğu vadiymiş. Burada, pek çok kuş istediği her şeye sahip olabilmenin büyüsüne kapılıp kaybolmuş.
2 – Aşk Vadisi: Gözlerinin sisle kaplandığı, gördükleri şekilleri birer sülün, birer kuğu sandıkları yermiş. Kuşların sisten ve güzelliklerine kapıldıkları kuğulardan, sülünlerden gözleri kör olmuş, birçok kayıp vermişler.
3 - Cehalet Vadisi: Her şeyin gözlerine güzel göründüğü yermiş. Buradan geçerken bazı kuşlar hiçbir şeyi önemsememeye başlamış. Böylece düşünmemişler, düşünmedikçe unutmuşlar, Simurg’u bile unutmuşlar.
4 - İnançsızlık Vadisi: Yolun, amaçlarının anlamsız göründüğü yermiş. Kuşlar artık Simurg’u bulamayacaklarını ve bu yolda öleceklerini düşünmeye başlamış. O kadar yolu boşu boşuna gittiklerini düşünen kuşlar, geri dönmüş.
5 - Yalnızlık Vadisi: Tüm kuşların kendini yalnız hissettiği yermiş. Kuşlar bu vadiden geçerken sadece kendilerini düşünmeye başlamış. Avlanmaya gidenler yönlerini kaybetmiş, bazıları da büyük hayvanlara yem olmuşlar.
6 - Dedikodu Vadisi: Burası Simurg hakkında birçok fısıltının yayılmaya başladığı yermiş. Simurg ile ilgili pek çok dedikodu yapılmış ve sonunda en öndeki kuşa Simurg’un toprak olduğu, gitmelerinin anlamsız olduğu iletilmiş. Kuşların çoğu bu dedikoduyu duyunca doğru olup olmadığını araştırmadan vazgeçip geri dönmüş.
7 – “Ben” Vadisi: Burada her kuş ayrı bir fikir ileri sürmüş. Biri her şeyi bildiğini iddia etmiş, diğeri öbürünün kanadını beğenmemiş, bir başkası “yanlış yoldayız” demiş. Hepsi de kendi söylediğinin doğru olduğunu kabul ettirip grup lideri olmaya çalışıyormuş. Vadiyi geçip “ben” düşüncesinden uzaklaşana kadar grubun önüne geçmek için birbirlerini ezmişler.
Kaf dağına vardıklarında geriye sadece 30 kuş kalmış! Sonunda sırrı çözmüşler: Farsça “si” otuz, “murg” ise kuş demekmiş. Yani bu 30 kuş, aslında aradıkları şeyin kendileri olduğunu anlamışlar. Her biri Simurg’muş, aradıkları sultan da kendileriymiş.
Bilgeliğe giden yol, aslında kendilerine yaptıkları bir yolculukmuş.
Yararlandığım kaynak: İkbahçesi.com


