Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin geleceği, yalnızca bugünü doğru yönetmekle değil; aynı zamanda yarını cesaretle, akılla ve vizyonla inşa edebilmekle mümkündür. Küçük bir coğrafyada, sınırlı imkânlar ve uluslararası izolasyonlar içinde var olma mücadelesi veren KKTC için gelişme ve istikbal meselesi, basit bir kalkınma tartışmasının çok ötesindedir. Bu mesele; siyaset, ekonomi, eğitim, hukuk, kültür, kimlik ve en önemlisi toplumsal irade meselesidir.
Vizyon Sahibi ve Güven Veren Bir Devlet Anlayışı.
Bir ülkenin gelişmesinin ilk şartı, vatandaşına güven veren bir devlet yapısıdır. KKTC’de kurumların güçlendirilmesi, liyakat esasının hâkim kılınması ve kamunun etkin çalışması hayati önemdedir. Devlet; vatandaşın gözünde “işlerin yürüdüğü”, “adaletin gecikmediği” ve “kuralların kişiye göre değişmediği” bir yapı hâline gelmelidir. Kişisel ilişkilerle değil, kurumsal mekanizmalarla işleyen bir düzen; yalnızca ekonomik gelişmeyi değil, toplumsal huzuru da beraberinde getirir. Hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve hesap verebilirlik; KKTC’nin geleceği için lüks değil, zorunluluktur.
Üretim Odaklı ve Sürdürülebilir Bir Ekonomi.
KKTC ekonomisinin en büyük açmazlarından biri, uzun yıllardır tüketim ağırlıklı bir yapıya sıkışmış olmasıdır. Kamu istihdamı merkezli bir ekonomik model, ne gençlere umut verebilir ne de uzun vadeli refah sağlar. Oysa küçük ölçekli ekonomiler için üretim, katma değerli sektörler hayati önemdedir.
Tarımda modernleşme, hayvancılıkta verimlilik, turizmde nitelik artışı ve bilişim gibi yeni alanlara yönelme kaçınılmazdır. Üniversiteler yalnızca diploma dağıtan kurumlar değil; üretimin, araştırmanın ve girişimciliğin merkezleri hâline getirilmelidir. Gençlerin yurtdışına gitmek zorunda kalmadığı, aksine geri dönmek istediği bir ekonomik iklim yaratılmalıdır.
Eğitim geleceğin anahtarı: Eğitim, KKTC’nin en büyük potansiyeli olduğu kadar en büyük sorumluluğudur. Nitelikli insan kaynağı olmadan ne ekonomi gelişir ne de devlet güçlenir. Eğitim sistemi; ezbere dayalı, günü kurtaran bir yapıdan çıkarılıp eleştirel düşünen, sorgulayan, dünyayla rekabet edebilen bireyler yetiştirecek şekilde yeniden ele alınmalıdır.
Üniversitelerin uluslararası itibarının korunması, akademik kalitenin artırılması ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi şarttır. Aksi hâlde eğitim, ülkeye değer katan bir alan olmaktan çıkar; sorun üreten bir sektöre dönüşür.
Kimlik kültür ve toplumsal dayanışma: Gelişme yalnızca betonla, yollarla ya da rakamlarla ölçülmez. Bir toplumun kültürel özgüveni ve kimlik bilinci de en az ekonomik göstergeler kadar önemlidir. Kıbrıs Türk halkının tarihsel birikimi, kültürü ve toplumsal hafızası korunmalı; yeni kuşaklara aktarılmalıdır. Toplumu ayrıştıran dil yerine birleştiren bir söylem, “biz” duygusunu güçlendiren bir siyaset anlayışı benimsenmelidir. Çünkü iç çekişmelerle enerjisini tüketen bir toplumun geleceğe yürümesi mümkün değildir.
KKTC’nin uluslararası alandaki durumu, gelişmenin önündeki en önemli yapısal zorluklardan biridir. Ancak bu durum, edilgen bir dış politika anlayışını meşrulaştırmamalıdır. Gerçekçi, çok boyutlu ve proaktif bir diplomasi; KKTC’nin sesini duyurmasının yegâne yoludur. Türkiye ile ilişkiler stratejik bir zeminde, karşılıklı saygı ve ortak çıkar temelinde yürütülmeli; aynı zamanda farklı coğrafyalarla da temas kanalları akıllıca değerlendirilmelidir. Uluslararası alanda var olmanın yolu, yalnızca tanınmaktan değil; değer üretmekten, fark yaratmaktan geçer.
Bugün KKTC’nin en büyük sorularından biri şudur:
Gençler bu ülkede kalmak istiyor mu? Eğer bir ülke, gençlerine gelecek vadetmiyorsa, istikbalini de tehlikeye atıyor demektir. Gençlerin karar alma süreçlerine dâhil edilmesi, girişimciliklerinin desteklenmesi ve özgürce kendilerini ifade edebilecekleri bir ortamın yaratılması şarttır. Gençler yalnızca “yarının büyükleri” değil, bugünün de öznesidir.