Her cemiyette yabancılaşma merakı ve gayreti içinde bulunan fertler mevcuttur… Ancak bu durumun ülkemizde son yıllarda fazlasıyla olduğu aşikârdır. Bunlar toplum tarafından bilinir ve tecrit edilmeye çalışılır. Bunların sayısı çoğalınca toplumun felaketini başlatacak boyuta gelebilirler.
Aklıselim her ne kadar bunları teşhis eder ve ortaya koyabilirse de, aklıselimin de aklı zelil olduğu devreler bir milletin geçmişten geleceğe süregiden hayatında kendini gösterebilir.
İşte böyle zamanlarda millet, cemiyetler bunalıma düşerek, buhranlı devreler geçirirler.
Millet fertlerinin kendine yabancılaşması dilde, dinde, örf adette, görenek ve geleneklerinde, mimaride, musikide, giyim kuşamında, günlük yaşamında, ticarette Alışverişte,
oturup kalkışında, fakir fukaraya bakışında hastasını arayıp sormasında… Velhasıl pek çok mevzuda olabilir. Anlatılar: Kore harbinde, Koreliler Birleşmiş Milletler subaylarına ziyafet vermişler… Amerikalıyı, İngiliz’i, İtalyan’ı, Türkü… Davet etmişler. Kendi adetlerine göre yer sofrası hazırlamışlar ve subayları buyur etmişler. Amerikalı, İngiliz subaylar bir türlü bağdaş kurup oturamıyorlar, eğilip bükülüyorlar ve terliyorlarmış. Türk subayları ise ‘’Bismillah’’ deyip gayet rahatlıkla çökerek bağdaş kurmuşlar ve yemeklerini yemeye başlamışlar. Diğer ecnebi subaylar biraz hayret biraz da hayranlıkla Türk subaylarına sormuşlar. Siz nasıl bunlar ( Koreliler) gibi oturabiliyorsunuz. Türk subayları: ‘’Bubizim milli oturuşumuz’’! Demişler.
Milli kültür, fertlerin davranış ve düşüncelerinde Aksını bulur. Her milletin kendine has fiziki ve ruhi bir yapısı vardır. Bu yapı millet olma haysiyetini kazanmış topluluklarda, tarihin derinliklerinden bu yana gelmiş ve millet fertlerinde müşterek tavır, müşterek bir düşünce ve müşterek bir davranış örneği olarak ortaya çıkmıştır. Buna müşterek kültür, mili kültürde diyebiliriz.
Milli kültür, fertlerin müşterek tavır, davranış düşüncesinde aksini bulur. Milli kültür sayesinde fertler ferdiyetinden kurtularak mensubu olduğu milletin ait olduğu ortak değerlerine ulaşırlar.
Milli kültür öyle dinamik bir kuvvettir ki, içinde bulunan yabancıyı da hall-i hamur edip mayalayarak, millîleştirir ve kendine katar. İnat edip yabancı kalanları ise, safra misali dışarı vurur, atar uzaklaştırır. Ancak, başta söylediğimiz gibi aklıselimin kaybolduğu, milletlerin buhranlı devrelerinde, bu yabancı unsurlar çoğalmakta, müessiriyet kazanmakta ve cemiyet içinde kendine yabancılaşma, belki moda şeklinde olayı ortaya çıkmaktadır. Kişiler, kendi benliklerinden uzaklaşmakta, kıyafet değiştirir gibi yabancı bir takım düşünce ve davranışlar içinde olmaktan adeta zevk almakta ve bu durumu bir nev’i yarış halinde sürdürmektedirler.
Türk milletinin yabancılaşma akımına dikkat etmesi lazımdır! Cemiyetleri ve milletleri yok edip, tarih sahnesinden silebilen bu kendine yabancılaşma hastalığını, maalesef günümüzde sömürgeci güçlerin, bilhassa Siyonizm’in, komünizmin ve değişik akımların emellerine erişebilmek için, geri kalmış ülkelerde ( Orta doğu milletleri) kendilerine bağlı köle topluluklar haline getirme emelleri ve çabaları sürdürülmektedir.. Bunlardan insaf ve merhamet dilenmenin manası da, onlara benzemeye çalışmanın manası da yoktur. Sömürgeci mihraklar, Kurtuluşu onlarda arayan toplulukları kendilerine benzetmek, ya da milli şuurlarını yok etmek için ustalıkla çalışmaktadırlar.
Bu emperyalistler, kültür emperyalizmini, kanlı bir harpten daha başarılı bir şekilde sürdürebilmekte ve bu emperyalizme bilerek veya bilmeyerek alet olabilen Türk gençlerini tuzaklarına düşürebilmektedirler. Bu bakımdan Türk milletinin kendi özünü koruyabilmesi, gençlerimizi yabancı hayranlığı dolayısıyla, kültürü etkisinden koruyacak eğitimler vermeliyiz.