RIDVAN AYDIN

Tarih: 12.02.2026 09:00

YÜREĞİME SİYAH ÇELENK BIRAKTIM (74)

Facebook Twitter Linked-in

… O küresel şablonlar ki; kirli projelerinin ileri uçlardaki ağ kurucularıyla başlarına ödüller koyup, kaç yıllardır terörist ilan ettiklerinden önder, hatta sınır ötelerine devlet başkanı bile yaratırlardı. 

 

Dünyanın, gayrimeşrudan meşruya geçiş yapmış sermaye baronları ve küresel haramiler ipinde, sadakatle oynayan cambazlarıyla iş tutarlardı.

 

Onlar ki!.. İnsanlığın kutsal inançlarından Musevi, İsevi, Muhammedi ya da Budizm’i örgütleyip siyasallaştıranlardı. 

 

Onlar ki sebebi oldukları dünyevi dertlere, acılara, hüsranlara sabredenlerin; illaki uhrevi âlemde ödüllendirileceğini, lider kıldıkları oksidasyonlu1 cehalete, nasip-kısmet diye aşılayanları, kusurlu faturayı yazgıya karalayanları proje yaparlardı… 

 

Cehalet coğrafyalarında formatlanmış cehaletin, kameralar önüne eğitilmiş, en değme cehalet simsarlarını, sömürge valisi gibi kullanırlardı. 

 

Onlarsa, görevlendirildikleri topraklarda sülale boyu saltanat eylemelerin, viral siyaset milisleri olarak; kriptografik2 kapılar arkasında, güdülenmelere onanmışlardı. 

 

Bölgesel saltanatlarını, yerli-ithal karışımı cehalete borçlu öylesi proje taşeronları ve onlara sadakatliyle menkul biat çöpçatanları; Millet Hazinesinden sınır ötelerinin, kıvamlı cehaletine bile sahip çıkarlardı.

 

Çünkü örgütsel partizanlığa mezhepleşen cehalet, ne kadar çoğalırsa ve bilimsel akıldan da ne denli uzaklaştırılırsa; düşünce coğrafyası, o denli kuraklaşır, siyasete kullaşır, özgür iradesiz robotlaşırdı.

 

Aerodinamiğin karşı konulmaz yasalarına, kendini bir iyice bırakmış enerjisiz koca kadavra, ıssızlığa terk edilmiş bir uzay istasyonunu andırıyordu. 

 

Adeta üst üste yıkılan irtifalardan, ambargo ihanetini kayan heyelan; önüne kattığı metal kadavrayı hızla sürüklüyor, götüreceği koordinat her nereyse süratle yaklaşıyordu. 

 

En ehil görüntü yönetmeni hafıza ekranına, yeryüzünden kolajlanan3 bir film şeridi, ara sıra kopsa da hızlı gösterimine, yeniden dönüyordu… 

 

Emperyalizmin doymak bilmez mimarları; sömürüsüne gönül düşürdükleri coğrafyalarda; özellikle dinsel, dilsel ve ırksal her ne varsa sürekli kaşırlardı. 

 

Sinyal kırıcı kapılar ardından atadıkları siyaset bezirgânbaşıları, sadece bulundukları coğrafyaları; ağaları ise tüm dünyanın, ballı kaynaklarını silip süpüren, kaymak tabakasıydı. 

 

Onlar ki herkesi herkese hasım sandırır, hatta gerekirse iç ve dışın gezegen gençlerini düşman kıldırırlardı. Çatıştırır, savaştırır; 8 milyar içindeki bir avuç sermaye ya da siyaset baronu olarak, dünyevi saltanatlarını, hep böyle sağlarlardı... 

 

Üzerinde talan saltanatı kurulan partizan dincilik de; bahşettiği siyasal nimetlerle flamasından nemalanılan şovenist milliyetçilik de; saldırgan kalkanına sığınılan etnik kimlikçilik de küresel ilahların, her tür projede kullandıkları, yıkımsal taşeronluklardı. 

                        

Onlar ki oraların, cehalet avlaklarına yuvalanan, yurtsever avlayanları; onlar ki dünyanın hatta uzayın, sızma asalakları; kan emici sistemin kurucuları; adaleti, demokrasiyi, görüldüğü yerde katleden sözde kravatlılarıydı… 

 

Onlar ki onadıkları taşeronları gibi, demokratik görünüp, her alana her daim, otokratik hükümler kuranlardı. Kilise de inşa eder, cami de yaparlardı. Bir oralı bir buralılardı… 

 

Kurdukları zincir ağlara saklı yaptıklarıyla yer altı ve üstünün; küresel siyasetle meşrulaşmış, insanlığı kemiren modernmatik görünümlü mafiamatik oligarklarıydı4… 

 

Coğrafyaların, kısa yoldan köşe dönme saplantılılarından; stratejik derinliği ne kadar sığ, üç adım ötesine, ne kadar vizyonu sıfır varsa, acımasız amaçlarının aksaksız hizmeti için, dünyanın kilit noktalarına oturtanlardı.

 

Oralardaki yasama-yürütme-yargı ve medyanın, siyasallaşmış derinlerinde “armut dibine düşer” sığlarını keşfeder, parlatır, sömürge yapacakları piyasalara salmalara hazırlarlardı. 

 

Sonrasında, küresel yankılarla küresel figürlere dönüştürür, her mevkie her makama, uzaktan kumandalı siyaset paraşütüyle bırakırlardı. 

 

Cehaletin, yasaklı madde olarak kullanıldığı uyuşmuş toplumları; nifakçı, kışkırtıcı yıpratıcı bağnaz partizanlıklarla ayrıştırır, türlü türlü entrikalarla, oraların yasama-yürütme organlarını da kuşatmaya alırlardı. 

 

Kendilerine güdümlü hâkim sistemde, sayısına bereket milletvekilliğinin, seçmen iradesini müzayedeyle pazarlayan transferler borsası, oralar siyasetinin satın alınabilir ifşasıydı.

 

Kuşatma aşaması sinsice bitirilip, hele bir de yargıya sızıldı mı, oralarda yukardan aşağıya, neredeyse çoğunluğun vicdan yüzleşmeleri, tamamen rafa kaldırılırdı…

 

Böylece oralarda mantık şaşar, duygular nasırlaşır, akıl buharlaşırdı. Hukuk tutuklaşır, adalet afallaşırdı. Ne kadar insani değer varsa, asil duygulardan uzaklaşır, oralarda yaşanan dünya, küllüm çıkarlar dünyasına tuhaflaşırdı…

 

Nihai toplamıyla projelenmiş, devlet adamlığından uzak siyaset adamlığı; kestirmeden zenginleşme karargâhlarını, oraların rehavet anatomisi cehaletine kurarlardı. 

 

Oraların, som cehalet sultasına liyakat kaplaması yapılır, kalaylı yalanlar inşasında, toplumun bilimsel aklıyla alay edilmelere başlanırdı. Sonrasında, oraların dünyaya anıtlaşmış, kurucu kutsallarını yıpratma operasyonlarına kalkışılırdı…

 

Her seçim arası yağmalarla talan edilip, düşürüldükleri yoksullukla neredeyse soluduğu oksijeni kesilen karma cehalet kurbanı toplumlar, insan aklının almadığı, bilimsel mantığa sığdıramadığı toplumlardı! 

 

Bilimin şaşakaldığı bir tezattı ki: Oralarda dayatılan hayat, her seçim öncesi yapay bolluk bereket, her seçim sonrası ‘Eski Tas Eski Hamam’dı… 

 

Not; Rıdvan Aydın’ın “YÜREĞİME SİYAH ÇELENK BIRAKTIM” adlı, roman dosyasından devam edecek…

 

Dipnot;

 

(1) Paslı. 

(2) Çok gizli.

(3) Farklı içeriklere, niteliklere, alanlara sahip metinlerin, edebiyatla ana metne yayılmasıdır.

(4) Küçük ve ayrıcalıklı bir grubun dünya yönetimine egemen olması.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —